Susurluk’da yaşanan bir trafik kazasıyla derin devletin kirli ilşkileri de ortaya çıktı. sosyalistler, ilericiler, aydınlar her zaman devletin kirli ilişkilerini yazdı. Ama susurluk kadar etkili olmamıştı. Çünkü gizlenecek bir şey kalmamıştı, her şey ortadaydı. Ne saklanacak ne de gizlenecek bir şey kalmamıştı. Kaza sonucu ortaya çıkan Ülkücü-Turancı örgütlenmenin kimlerle nasıl bir ilişki içerisinde olduğunu gösteren en açık ve en somut bir kanıttır. Ülkücü Abdullah Çatlı, DYP Şanlıurfa milletvekili Sedat Edip Bucak ve İstanbul eski Emniyet Müdür Yardımcısı Hüseyin Kocadağ’ın aynı arabada bulunmaları bir tesadüf olabilir mi? Bu kaza devletin “derin” ilişkilerini ortaya çıkarmadı mı?

Kuşadası’ndan İstanbula gitmek üzere 3 Kasım 1996’da yola çıkan emniyet müdür yardımcısı Hüseyin Kocadağ’ın kullandığı 06 AC 600 plakalı Mercedes, Susurluk ilçesi yakınlarında, Hasan Gökçe yönetimindeki 20 RC 721 plakalı kamyona çarptı. Kazada, ”Mehmet Özbay” ve (Melehat özbay) Abdullah Çatlı’nın manken sevgilisi Gonca Us ikiside sahte kimlikli Abdullah Çatlı ile Gonca Us, polis şefi Hüseyin Kocadağ öldü, Sedat Edip Bucak yaralandı.

DYP Şanlıurfa milletvekili korucubaşı Sedat Edip Bucak kazadan yaralı kurtuldu. Devletin sır gibi sakladığı Susurluk kazasında “derin devlet” ilişkileri ortaya çıktı.
Medya, kazadan sonra olayı ”Siyasetçi-polis-mafya” üçgeni içinde yayınladı.Susurluk deşildikçe devletin tam bir kirli ilişkiler ağı içinde olduğu görüldü. Kazadan hemen sonra olay yerindeki çanta ortadan kaldırıldı.Çantayı ortadan kaldıranın Veli Küçük olduğu basın tarafından yazıldı.Ayrıca Susurluk kazası ”Siyasetçi-polis-mafya” ilişikisini açığa çıkarttı diye başlıklar atıldı.
Ama 5 Kasım 1996’da, Abdullah Çatlı’nın Türk Bayrağına sarılı cenazesi, Nevşehir’de toprağa verildi. Aralarında İnterpol’ün kırmızı bültenle aradığı Haluk Kırcı ve BBP Lideri Muhsin Yazıcıoğlu’nun da bulunduğu çok sayıda ülkücünün katıldığı cenaze töreninde dağıtılan bildiride “Yıllar var ki ülkemiz örtülü bir savaş içinde. Çatlı bu savaşta yan tuttu. Yan tutmakla kalmadı, risk aldı, bedel verdi. Kılıç gibi savaştı, onurlu bir ömür sürdü. ” deniliyordu.

Susurluk kazasında ölen Mehmet Özbay sahte kimlikli kişinin Ankara’daki Bahçelievler katliamından aranan ırkçı ülkücü Abdullah Çatlı olması kazayı gündeme taşıdı. Abdullah Çatlı’nın Fransa’daki kaçak yılları, Avrupa’da bulunan ülkücü katillerle birlikte Fransa’da, Almanya’da ve İsviçre’de uyuşturucu işlerinden dolayı yakalanması,tutuklu kalması, İsviçre-Zug cezaevinden kaçması“kaçırılması“, Asala ile mücadele için devlet tarafından görevlendirilmesi, Fransa’da Ermeni anıtını dinamitlemesi ve bu iş için devletten çok büyük paralar alması, Sahte silah ruhsatları ve yeşil pasaportların ortaya çıkması Susurluk sonrası medya’da gündeme geldi.
Bir süre sonra Başbakanlık Teftiş Kurulu ve TBMM Susurluk Araştırma Kurulu tarafından konuyla ilgili raporlar hazırlandı, ancak özellikle ilk hazırlanan raporda yanlış bilgilerle Susurluk olayının üzeri örtüldü. Ergenekon adı altında başlatılan soruşturmalarda susurluk ile ilgili herşey unutturuldu. Ergenekon davasında yargılanan Veli Küçük’ün susurluk ilişkilerinden eser okunmadı.

Aydınlar,İlericiler, Demokratlar, devrimciler  kitlesel protesto eylemleri başlattı. “Sürekli Aydınlık İçin 1 Dakika Karanlık” adı verilen eylemlerde, Susurluk kazasıyla ortaya çıkan derin ve kirli ilişkilerin her yönüyle aydınlatılması için her gece saat 21:00’de duyarlı kamuoyunu evindeki ışıkları açıp kapamaya başladı. 15 Şubat’ta eyleme Türkiye genelinde milyonlarca kişi katıldı.
Bu kirli ilişkilerin açığa çıkartılması için “Sürekli Aydınlık İçin 1 Dakika Karanlık” eylemlerini Erbakan ”gulu gulu dansı oynuyorlar,Adalet Bakanı Şevket Kazan mum söndü yapıyorlar” dedi.
DYP Genel Başkanı Tansu Uçuran Çiller, meclis grubunda “Bir ülke uğruna, bir millet uğruna, devlet uğruna kurşun atan da, kurşun yiyen de bizim için saygıyla anılır, onlar şereflidirler…” dedi.
DYP Şanlıurfa milletvekili Sedat Edip Bucak; Abdullah abi bize gelip giderdi. Çok geç tanıdığım için çok üzgünüm,’ dedi
MHP Genel Başkanı Alpaslan Türkeş, Susurluk’ta bir araya gelenlerin beraberliğinde yadırganacak bir şey olmadığını belirtip, “devletin kendi menfaatleri içinde gizli servislerin çalışmaları da var. Bu üç kişi belki onun için bir araya gelmiştir.” dedi.

Kaza sonrası Ömer Lütfi Topal, Tarık Ümit ve faili meçhul cinayetler ve öldürülen Kürt işadamları tartışıldı. İçişleri Bakanı Mehmet Ağar istifa etti Sedat Bucak, Abdullah Çatlı, İbrahim Şahin, Korkut Eken ve özel harekat polisleri arasındaki ilişkiler ortaya çıktı. Eken, Şahin ve özel harekatçı polisler yargılanarak mahkum oldu. Kamyon şoförü Hasan Gökçe de para cezası aldı. Sedat Bucak politikadan çekildi.

Ergenekon davası ve özel harekatçı Ayhan Çarkın’ın yıllar sonra itiraflarda bulundu. vicdan azabı çekiyorum dedi. konu tekrar gündeme geldi ama yeniden bir mahkeme açılmadı. Eski bakan Mehmet Ağar, sahte silah taşıma belgesi ve pasaport vermekten mahkum oldu, korunaklı bir cezaevi arandı ve korumalarıyla birlikte cezaevine girdi.

Susurluk Kazasının düşündürdükleri!
4 Kasım 1996: 06 AC 600 plakalı Mercedes içinde bulunanların tam listesi şöyle:* 1 adet 9 mm çaplı Baretta tabanca (Hüseyin Kocadağ adına ruhsatlı),*1 adet 9 mm çaplı Baretta tabanca (Mehmet Özbay adına ruhsatlı), *1 adet 9 mm çaplı Sig Sauer tabanca (Sedat Bucak adına ruhsatlı), *1 adet 9 mm çaplı Saddam (Tarıg) marka tabanca (ruhsatsız), *1 adet 22 kalibrelik Bertta tabanca (ruhsatsız), *2 adet 22 kalibre tabancaya göre susturucu,*2 adet 9 mm çaplı MP5 otomatik tabanca (ruhsatsız), *13 adet 7,62 mm çapında BKS (biksi) mermisi, *100 adet 5,56 mm çapında M16 mermisi (Emniyet Genel Müdürlüğü-Ankara yazılı, 20’şerlik, 5 sarı kutu içinde),*1 adet cep telefonu (Baysa Şirketi çalışanlarından Ali Alptekin adına kayıtlı ve Abdullah Çatlı tarafından kullanılan) *1 adet cep telefonu (Bucak’ın şoförü Osman Tosun adına Kayıtlı ve Bucak tarafından kullanılan)*1 adet cep telefonu (Hüseyin Kocadağ adına kayıtlı ve kendisi tarafından kullanılan) *35 adet fotoğraf (1996 yılı Temmuz-Ağustos aylarında Siverek’de Bucak’a ait ikametgahta çekildiği belirtilen Abdullah Çatlı, Sami Hoşta ve Ercan Ersoy’un samimi pozları)Abdullah Çatlı’nın Üzerinde çıkan belgeler;*Mehmet Özbay adına düzenlenmiş nüfus kağıdı *Mehmet Özbay adına düzenlenmiş sürücü belgesi, *Mehmet Özbay adına düzenlenmiş ticaret odası üyelik kartı, *Mehmet Özbay adına düzenlenmiş çok sayıda kredi kartı , *Mehmet Özbay adına düzenlenmiş silah taşıma ruhsatı  *Mehmet Özbay adına düzenlenmiş ve Mehmet Ağar imzalı Emniyet Uzmanı olduğunu gösterien belge, *Beyaz kağıt içerisinde 0,33 gram ağırlığında beyaz toz (bu tozun kokain olduğu tespit edildi) Kaynak:TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu

6 Kasım 1996: İçişleri Bakanı ve DYP Elazığ Milletvekili Mehmet Ağar kendisine yöneltilen suçlamalara karşılık “Ödülüm bu mu olacaktı?” dedi. 14 Kasım 1996: Mehmet Ağar, Abdullah Çatlı’yı tanıdığı iddiasını reddetti.

8 Kasım 1996: Mehmet Ağar, kızının sağlık sorunlarını sebep göstererek görevinden istifa etti. İçişleri Bakanlığına DYP İstanbul Milletvekili Meral Akşener getirildi.

11 Kasım 1996: Susurluk Cumhuriyet Savcısı İsmail Kantaş, Susurluk Kazasını çete teşekkülü olarak değerlendirdi ve dosyayı İstanbul DGM’ye gönderme kararı aldı.

ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz, KanalD Televizyonunda katıldığı ARENA’da Ömer Lütfü Topal’ın rant kavgası yüzünden öldürüldüğünü iddia etti.

Anavatan Partisi Genel Başkanı Mesut Yılmaz, kumarhaneler kralı Ömer Lütfi Topal’ın öldürülmesi ile ilgili belge ve bilgileri aktarmak için Çankaya Köşküne çıktı.

21 Kasım 1996: Bucak, olay günü kaza yerine ilk gelenlerden biri olan Gözcü Gazetesi muhabirlerinden Mehmet Şehirlioğlu’na verdiği demeçte, arabada bulunan silahların kendisine ve adamlarına ait olduğunu söyledi.

22 Kasım 1996: HBB Televizyonunda kendisiyle canlı olarak yapılan röportajda Kocadağ’ın Çatlı’yı gerçek kimliği ile tanımadığını belirtti ve hakkındaki iddialara karşılık “bana yargısız infaz yapılmak isteniyor” diyen Bucak hafıza kaybı nedeni ile kontrolsüz konuştuğunu söyledi ve arabada ruhsatlılar dışında silah yoktu dedi.

24 Kasım 1996: ANAP lideri Mesut Yılmaz Almanya gezisi sonrasında program dışı olarak Macaristan’a gitti. Budapeşte Hilton Otelinde kalan Yılmaz, lobide  kimliği belirsiz bir kişinin saldırısına uğradı ve burnu kırıldı.

27 Kasım 1996: Budapeşte’de Yılmaz’a saldıran kişinin Veysel Özerdem adlı bir ülkücü olduğu ortaya çıktı. Özerdem Yılmaz’ı, Çatlı aleyhine söylediği sözlerden dolayı yumrukladığını açıkladı.

Jandarma Kriminal Dairesi, Abdullah Çatlı’nın üzerinde çıkan Emniyet Uzmanı belgesinin sahte, ancak belgedeki Mehmet Ağar imzasının gerçek olduğunu açıkladı.

8 Aralık 1996: İçişleri eski Bakanı ve DYP Elazığ Milletvekili Mehmet Ağar, “Abdullah Çatlı’nın Emniyet Genel Müdürlüğünde uzman olarak çalıştığı ve kendisine yardımcı olunması ricasını” içeren belgedeki imzanın sahte olduğunu iddia etti.
Ağar’ın dokunulmazlığına ilişkin olarak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının hazırladığı fezleke Adalet Bakanlığına gönderildi. Adalet Bakanı Şevket Kazan, fezlekenin Ceza İşleri Genel Müdürlüğünce incelendiğini bildirdi.

14 Aralık 1996: İstanbul Eminiyet Müdürlüğü Topal’ın öldürülmesinde kullanılan Kalaşnikov tüfeklerin şarşörlerini bir birine başlamakta  kullanılan koli bantlarında bulunan parmak izlerinden birinin Şahin Ekli sahte kimliğini kullanan Abdullah Çatlı’ya ait olduğunu açıkladı.
16 Aralık 1996: Ağar’ın dokunulmazlığının kaldırılması için fezleke hazırlayan Ankara Cumhuriyet Savcısı Nihat Artıran, fezlekenin yeniden hazırlanması görevinin başsavcıya verilmesine tepki göstererek soruşturmayı yürütme görevinden çekildi.

Susurluk kazasının üzerinden 16 yıl geçti.
”Siyasetçi-polis-mafya” ilişkilerinin gündeme geldiği olayla ilgili bir çok sır, 16 yıla rağmen karanlıkta kalmaya devam ediyor.

Susurluk Kazasının 16. Yıl dönümünde Nevşehir’de Abdullah Çatlı için hafız Mahmut Kemikkıran Kuran-ı Kerim okudu ve toplu dua yapıldı. Hafız Kemikkıran,Abdullah Çatlı’yı, “Nevşehir’in yetiştirdiği güzide insanlardan, yiğitler yiğidi, kahraman insan” ifadeleriyle anlattı.
Susurluk kazasının 16. yıl dönümünde, Abdullah Çatlı memleketi Nevşehir’deki mezarına gidenler arasında hafız Mahmut Kemikkıran Kuran-ı Kerim okudu ve toplu dua yapıldı. Hoca Kemikkıran” Abdullah Çatlı’yı Nevşehir’in yetiştirdiği güzide insanlardan, yiğitler yiğidi kahraman insan” ifadeleriyle anlatması nasıl açıklanır. Bir hoca düşünün ki tescilli bir katil ve uyuşturucu taciri biri için bu iltifatları yapacak. Peki bir katili öven, uyuşturucu tacirliği yapan birini bu hoca neden övüyor? Düşüncelerinden dolayı ırkçı ülkücü Abdullah Çatlı tarafından öldürülen insanlar içinde dua okuyablilir mi? Hoca Mahmut Kemikkıran Kur’an-ı Kerim okuyarak, dua ederek, Abdullah Çatlı’yı, “Nevşehir’in yetiştirdiği güzide insanlardan, yiğitler yiğidi, kahraman insan” ifadeleriyle anlatması kuran da yeri varmı dır?
Duanın ardından bir açıklama yapan Abdullah Çatlı’nın kardeşi Zeki Çatlı, “Ölümünün 16. yıl dönümü olmasına karşın acımız halen yeni. Abdullah Çatlı’nın dostlarını, onu unutmayanları, onu sevenleri görmek sanki kendisini görmüş kadar bizleri mutlu etti. O da inanıyoruz ki mutlu olmuştur. Anma programı için çok uzaklardan ve yakınlardan gelenler var ve hepsine teşekkür ediyoruz. Acıların paylaşıldıkça küçüldüğünü işte böyle idrak ederek yaşıyoruz. Acımız büyük fakat dostların varlığı bizleri ayakta tutuyor” dedi.
”Balgat Katliamı 10 Ağustos 1978; Balgat’ta solcuların gittiği kahve tarandı ve 5 kişi öldü. 14 kişi yaralandı. Olayla ilgili yakalanan Mustafa Pehlivanoğlu’nun askeri savcılığa verdiği ifadede yine Abdullah Çatlı’nın adı vardı. 1980 öncesi devlet tarafında kullanıldığı açıklanan Çatlı hakkında Pehlivanoğlu’nun söyledikleri şunlardı: Genel Merkez’de Abdullah Çatlı’nın emrindeydik. Hepimiz onun emrinde öldürme ve yaralama eylemlerini gerçekleştirdik. Benim karıştığım Balgat Olayı;Çatlı’nın emriyle gerçekleştirildi. Olayda kullanılan Baretta marka tabancayı Abdullah’tan aldım. Silahları İsa Armağan Niğde’den getirerek Abdullah’a veriyor. Abdullah da örgüte dağıtıyordu. Mustafa Pehlivanoğlu Balgat Katliamı davasında mahkum olup idam edildi.” Kaynak.Faili Meçhul Cinayetler Tarihi.Orhan Gökdemir. s.151

Uzun yıllar İnterpol tarafından aranan Apdullah Çatlı Türkiye’de devletin emniyet müdürü ve DYP’ li milletvekili ile yaptığı araba kaza sonucu ortaya çıktı. AKP iktidara geldiğinde, temiz siyaset ve aydınlık günler vaad ediyordu. Ancak yıllar geçtikce vaad ettiği aydınlık günler karanlığa ve vahşete dönüştü. Katil ve caniler savunuldu. İşte buna bir örnek AKP’li Nevşehir Belediyesi tarafından ve valilik sponsorluğunda ülkücü çete reisi Abdullah Çatlı için sempozyum düzenledi (06.11.2016). Sempozyuma, Bahçelievler Katliamı ile ilgili olarak, “5’ini ben 2 kişiyi Çatlı öldürdü” diyen Haluk Kırcı da katıldı.
Sempozyumda Abdullah Çatlı’nın yaşamının anlatıldığı bir de sinevizyon gösterimi sunuldu. Çatlı’nın ailesi anma programına katkı sağlayan valilik ve belediyeye teşekkür etti.“

Ülkücü cinayetler ortadadır. AKP’lilerin desteklediği ülkücü katillerde bellidir.

Kendine insanım diyenler bu vahşetleri insani, vicdani ve ahlaki yönden değerlendirmesi gerekir. Bu yazıda siyasal değerlendirmenin eksik olduğunu biliyorum. Ancak cinayet tarzıyla ortaya çıkan derin devlet ve onun maşası cinayet makinaları ile kendinden olmayanları ortadan kaldırmak, cinayet ile korkutmak ve yönetmek bir tarz-ı siyasettir. faili meçhul cinayetler yoktur, faili belli cinayetler ortadadır. Ve kimler tarafından yapıldığı da ortadadır. Türk milliyetçiliği ile yüzleşildiğinde görülen ilk şey, acımasızlığı ve vahşiliğidir.

Author: Erdal Boyoğlu