Mustafa Durmuş'un Profil Fotoğrafı, Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gözlük ve yakın çekim

Mustafa Durmuş

Hollanda ile ortaya çıkan konjonktürel gerilimin ardından bugün avro 4 liralık psikolojik eşiği aştı.

Türkiye’nin bu ülke ile olan dış ticaret hacmi yılda 10 milyar doları, bu ülkeden sağladığı doğrudan yatırımlar yılda 1,7 milyar doları ve gelen Hollandalı turistin bıraktığı gelir 1 milyar doları buluyor.

Yani Hollanda Türkiye’nin hem doğrudan yabancı sermaye yatırımları ve turizm gelirleri açısından cari açığının fonlayıcısı olarak, hem de ithalat ve ihracatı açısından en önemli ortaklarının başında geliyor.

Türkiye’nin ihracat gelirleri içinde döviz birimi açısından en önemli payı ise AB ile yaptığı ihracattan elde ettiği avro cinsinden döviz gelirleri oluşturuyor: % 48. ABD doları cinsinden dövizin payı ise % 43.

Yani Hollanda ve Almanya başta olmak üzere AB ülkeleri ihracat gelirlerimizi önemli ölçüde etkileyen iki ülke konumundalar

Cari açığın (kabaca ithalat- ihracat farkı ) bu yıl 40 milyar doları bulması bekleniyor. Ayrıca bu yıl 160 milyar dolarlık dış borç geri ödemesi söz konusu). Bu durumda Türkiye’nin önümüzdeki 12 ay için dış kredi, portföy yatırımı, doğrudan yabancı sermaye yatırımı ve net hata noksan kalemi biçiminde 200 milyar dolarlık bir dış finansmana ihtiyacı var (milli gelirin neredeyse üçte bir oranında).

Türkiye’ye son 10 yılda yapılmış olan doğrudan yabancı sermaye yatırımcıları içinde ilk sırayı ise Hollanda alıyor. Bu gerilimin sürmesi cari açığın fonlanmasını öncelikle bu kalem üzerinden zorlaştırır.

Kaldı ki taze dış kredi bularak mevcut dış borçları çevirmek böyle bir gerilim ortamında daha da zorlaşır ya da daha da pahalı bir hal alır.

Geriye iki spekülatif finansman kalem kalıyor: Borsaya ve hazine bonolarına yüksek getiri için gelen, kısa vadeli yabancı portföy yatırımları ve net hata ve noksan kalemi olarak nitelenen kayıt dışı para girişleri. Bunun sürdürülemez olduğu açık.

Bu nedenle de bu gerilimin sürdürülemez nitelikte ve daha ziyade konjonktürel olduğunu düşünmek daha doğru olur.

Bu ve benzeri gerilimler devam ederse, yatırım ve tüketim harcamalarını destekleyebilmek için ülkedeki iki yeni araca /mekanizmaya daha fazla yüklenmek kaçınılmaz olacaktır.

Devletin güdümündeki Kredi Garanti Fonu plasmanı (250 milyar lira) ve T. Varlık Fonu’nun 200 milyar dolarlık mevcut varlığını teminat göstererek uluslararası piyasalardan borçlanması.

İlkinde enflasyon daha da artacaktır (hali hazırda yükselişte), ikincisi ise bir çok radikal değişimin yanı sıra, devletin özel sektörün borçlarını üstlenmesiyle sonuçlanır.

Yani portakal soyuldukça kabuğun altından, yeni dönemde devletin bütün araçlarıyla ve imkanlarıyla yüzlerce milyar dolarlık özel sektör borcunu üstlenmesi gibi bir geçek çıkabilir.

Ekonomik sıkıntıların büyüklüğü, buna karşılık mevcut devlet borcu/ GSYH rasyosunun diğer yükselen ekonomiler ortalamasının altında olması gibi bir imkanın varlığının, siyasal ve ekonomik iktidar bloğunu özel borcu kamu borcuna dönüştürme stratejisine yönelttiğini söylemek fazla iddialı olmaz…