Füsun Erdoğan
Yarın seçim günü. Bütün bu yaşanların Hollanda sağına neler kazandırdığı açığa çıkacak.

Almanya ile başlayan ve Hollanda, İsviçre ile devam eden ve geçtiğimiz hafta tam bir krize dönüşen Hollanda ile Türkiye arasındaki ilişkiler; hem Hollanda basınında, hem de dünya basınında tartışılıyor.

Hollanda’da “Kriz önlenebilir miydi”; “ilişkiler bu noktaya gelmek zorunda mıydı” gibi sorulara yanıt arayanlar ise, Türkiye’nin bu meseleyi özel olarak bu noktaya çekmek istediği noktasında birleşiyorlar. Zira Hollanda yasalarına Anayasa’nın 1. Maddesine göre herkes toplanma ve konuşma özgürlüğünü kullanmada eşit haklara sahip. Dolayısıyla, Hollanda’da yaşayan Türkiyeliler de, bakan Çavuşoğlunu dinlemek için bir toplantı gerçekleştirebilirler. Burada hiç bir sorun, sıkıntı yok. Ancak Türkiye’nin izlediği çizgi ya da politikanın yalanlarla başlayıp, işi kriminazile etme ve televizyonlardan tehditlerle sürdürmesinin bardağı taşıran son damla olduğu belirtiliyor.

Zira bütün bu yaşananları değerlendiren Hollanda Başbakanı Rutte Türkiye’nin yaptıkları görüşmelerde kendilerine yalan söylediğini açıkladı. Ve Türk hükümetinin “olayları çığırından çıkarmak için ellerinden geleni yaptığını” ifade etti.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya’nın tutumu ise, Hollanda basını ve siyasi çevreler tarafından bugüne kadar görülmedik bir skandal olarak değerlendiriliyor. Türk Konsolosluğu’nun uluslararası sözleşmeleri ihlal ettiği, Kaya’nın ise tam bir oyun oynadığı söyleniyor. Ve bunu Kaya “çok temiz oynadı” şeklinde yorumluyorlar.

Hollanda yasaları ne diyor?

Ayrıca Hollanda ve uluslararası yasalara göre, her hangi bir ülkeyi ziyaret eden kişi bir bakan da olsa, gittiği ülkenin kurallarına ve yasalarına uymak zorunda. Bakan olması ona bir dokunulmazlık zırhı tanımıyor. Türk hükümetinin iddia ettiği gibi bakan Kaya hiç bir diplomatik dokunulmazlığa sahip değil. Kaya’nın yasadışı yoldan Hollanda’ya girerek sadece yasaları değil, aynı zamanda bütün nezaket kurallarını da çiğneyerek, sınır dışı edilmeyi hak ettiği belirtiliyor.

Rotterdam’da kimler sokağa çıktı?

Türk Konsolosluğu’nun Rotterdam’da olması nedeniyle, bütün bu gerginliğin merkezi kaçınılmaz olarak Rotterdam oldu. Lakin hemen belirtmekte yarar var ki, ne Rotterdam’da, ne de genel olarak Hollanda’da yaşayanlar hemen Türk bayraklarını alıp sokaklara dökülmediler. İlk gün Rotterdam Konsolosluğu önünde birikerek gösteri yapanların sayısı 500’ü geçmedi. Diğer kentlerde de sokağa çıkanların sayısı 100 ila 200 arasında seyretti. Yani Erdoğan ve AKP’nin ısrarla sokağa çıkmalarını istediği taraftarlarının verilen talimatlara uydukları söylenemez.

Yaşanan bu süreçte kendisi de Müslüman olan Rotterdam Belediye Başkanı Ahmet Abutalip ise, “Türkiye’nin Rotterdam Başkonsolosu’nun kendisini kandırmaya çalışarak, Bakan’ın gelmeyeceği”ni söylediklerini, “kendisini kandırma”ya çalıştıklarını “yalan söylediklerini” belirtiyor.

Nazi benzetmesi

Erdoğan’ın Nazi benzetmesi yaparak hakaret etmesi ise, Hollanda’da hiç bir şekilde kabul edilmiyor. Türkiye’yi yakından takip edenler “Erdoğan Nazi kalıntısı ya da Nazi uygulamaları görmek istiyorsa, kendi ülkesine baksın” şeklinde yanıtlanırken… Hollanda Başbakanı Rutte ise, çıkan gerilimin büyümemesi için çok fazla çaba sarfettiğini, ancak Türk tarafının özellikle krizi büyütmek için elinden geleni yaptığını ve Nazi benzetmesinin ise asla kabul edilemeyeceğini hem katıldığı televizyon programlarında hem de yaptığı açıklamalarda ifade etti.

Erdoğan’ı yakından takip edenler bakımından ise, Erdoğan’ın Nazi benzetmesi genellikle cahillikten mi, yoksa bilerek tarihi çarpıtmak mı sorusuyla karşılanıyor. Çünkü 2. Dünya savaşında Hollanda’nın Naziler’den çok çektiği, dünyanın birinci liman kenti olan Rotterdam’ın yerle bir edildiği biliniyor. Dolayısıyla Erdoğan’ın bir kaç ay önce başkanlık tartışmaları yaparken, Hitler Almanyasını pozitif bir örnek olarak gösterip, ardından uluslararası ve kendi kurallarını uygulamak isteyen ülkelere bu şekilde saldırması eleştiriliyor.

Milliyetçilik ve ırkçılık

Sonuç olarak, Türkiye-Hollanda arasında çıkan bütün bu gerilimlerin içeride yolunda gitmeyen “evet” kampanyasına, bildik “milliyetçi-ırkçı-düşman” propagandasına malzeme üretmek üzere, Erdoğan ve AKP’sinin bu oyunu tezgahladığı şeklinde değerlendiriliyor. AKP’lilerin “evet” oylarının iki puan arttığı, bu gerilimin özellikle kararsızları kendilerine yaklaştırdıklarını itiraf etmeleri, bu doğrultuda yapılan değerlendirmeleri doğruluyor.

Bitirirken, Türkiye-Hollanda geriliminin 16 Nisan referandumunda AKP’ye, Hollanda’da da aşırı sağın, özellikle de ırkçı Özgürlük Partisi (PVV) lideri Geert Wilders’in işine yaradığı düşünülüyor. Bu süreçte Wilders’in Türkiye karşıtı eylem ve açıklamalar yapması, anti-İslam açıklamaları dikkat çekti.

Yarın seçim günü. Bütün bu yaşanların Hollanda sağına neler kazandırdığı açığa çıkacak. AKP’nin kazancını görmek için de biraz daha beklemekte yarar var… (FE/HK)

Füsun Erdoğan

Gazeteci. 1995-2006 yıllarında Özgür Radyo Genel Yayın Koordinatörüydü.  Sekiz yıl cezaevinde kaldı, 8 Mayıs 2014’te tahliye oldu. Cezaevinden bianet’e ”görülmüştür” mektupları yazıyordu, şimdi ”Dışarıdan” mektuplar.
bianet.