16 Mart 1978 yılında 7 öğrencinin hayatını kaybettiği, 50’den fazla kişinin yaralandığı Beyazıt Katliamı 39 yıldır karanlıkta.

 16 Mart 1978 yılında 7 öğrencinin hayatını kaybettiği, 50’den fazla kişinin yaralandığı Beyazıt Katliamı’nın üzerinden 39 yıl geçti. İstanbul Üniversitesi’ndeki ülkücü saldırılara karşı Beyazıt Kampüsünden toplu çıkış yapmak isteyen devrimci öğrencilere yönelik katliam, zaman aşımına uğratılarak tarihin tozlu raflarına terkedildi. Katliamdan yaralı kurtulan ve mezun olduktan sonra davanın avukatlığını yapan Kamil Tekin Sürek, “Bombanın nereden alındığı, nasıl oraya gelindiği hepsi belli. Devletin parmağının olduğu, tüm davalarda olduğu gibi bu davada da failler yargılanmadan dosya kapatıldı” dedi.

16 Mart 1978’de ülkücü saldırılar nedeniyle öğrencilerin kampüsten toplu çıkış yaptığı esnada atılan bomba ve ardından açılan yaylım ateşi sonucu İktisat ve Hukuk fakültesi öğrencileri Hatice Özen, Cemil Sönmez, Baki Ekiz, Turan Ören, Abdullah Şimşek, Hamit Akıl ve Murat Kurt hayatını kaybetti. 50’den fazla öğrenci de yaralandı.  Saldırının failleri, “Merasim Birliği” adlı polis birliği ve Orhan Çakıroğlu başkanlığında ve Mehmet Gül yönetimindeki Ülkü Ocakları üyeleriydi. Ateş kesildikten sonra polisler koşan saldırganların peşinden gitti, ancak Komiser Muavini Reşat Altay tarafından engellendiler. Reşat Altay, gazeteci Hrant Dink’in öldürüldüğü tarihte de Trabzon İl Emniyet Müdürüydü.

Okul süresiz tatil edilirken, saldırının hemen ardından öğrenciler üniversiteyi işgal etti. İşgalin hemen ardından sendikalar, meslek örgütleri, barolar, derneklerin de katıldığı on binlerce kişilik cenaze töreniyle saldırıya yanıt verildi. 7 gencin tabutları, Sirkeci iskelesindeki feribota teslim edildi. Bombanın Kontrgerillacı Yüzbaşı Mehmet Ali Çeviker’in deposundan çıktığı ve Abdullah Çatlı tarafından ulaştırıldığı ortaya çıktı.

DOSYAYI KAPATMA ISRARI

Katliamdan 9 gün önce, “Sol gruplara mensup öğrencilerin fakülteye devam etmeleri halinde 8-10 gün içinde bu grup üzerinde dinamit atılacağı” şeklindeki bilgi notu eline ulaşan emniyetin herhangi bir girişimde bulunmadığı ortaya çıktı. Katliamın ardından başlatılan soruşturmada ise Ülkü Ocakları İstanbul İl Başkanı Orhan Çakıroğlu, dönemin Ülkü Ocakları’nda görevli olan Mehmet Gül, dönemin MHP İstanbul İl Başkanı Kazım Ayaydın ve Sıddık Polat ise gözaltına alındı. Ancak yapılan yargılama sonucunda sadece Polat’a ceza verildi. Polat’ın aldığı 11 yıl hapis cezası da Askeri Yargıtay tarafından 5 Ekim 1982 tarihinde bozulunca Polat da beraat etti.

Katliamın failleri Ergenekon davaları kapsamında tutuklanınca, katliam mağdurlarının avukatları her iki dosyanın birleştirilmesini istedi ancak bu talep reddedildi. Ayrıca Beyazıt Katliamı döneminde öğrencileri korumakla görevli polislerin başında yer alan Reşat Altay’ın yargılandığı Hrant Dink davasıyla, katliam dosyasının birleştirilmesi talebi de reddedildi.

Beyazıt Katliamı sonrası başlatılan yargı süreci tıpkı diğer katliamlar ve faili meçhul cinayetlerde olduğu gibi zaman aşımıyla sonuçlandı. 20 Ekim 2008’de İstanbul 6. Ceza Mahkemesi’nin verdiği zaman aşımı kararı Mart 2010 tarihinde Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından onandı. Böylece, 7 kişinin ölümü, onlarca kişinin yaralanmasına yol açan, örgütlü ve planlı bir biçimde gerçekleştirildiğine dair çok sayıda kanıt bulunan 16 Mart Beyazıt katliamı tarihin tozlu raflarına terk edildi.

‘CEZASIZLIK GELENEĞİ’

Katliamın tanıklarından ve mağdurlarından birisi olan Avukat Kamil Tekin Sürek, patlama sırasında sırtına aldığı ufak şarapnel parçalarıyla şans eseri kurtuldu. Sürek, katliam anını “ 10-15 metre arkama düştü bomba.  Yanımdaki arkadaşım daha ağır yaralandı. Bende ciddi yaralar yoktu. Ama tesadüfen kurtuldum. 10 metre geride olsaydım şu an yaşamıyor olacaktım” diye konuştu. Katliamın kontrgerillanın eylemlerinden birisi olduğunu söyleyen Sürek, “Bombanın nereden alındığı, nasıl oraya gelindiği hepsi belli. Devletin parmağının olduğu, tüm davalarda olduğu gibi bu davada da failler yargılanmadan kapatıldı” dedi. Devletin dahil olduğu faili meçhul cinayetler ve katliamlara ilişkin davaların hep cezasızlıkla sonuçlandığını aktaran Sürek, “Katiller kişisel olarak cezalandırılmayacak ama, devletin cinayetteki parmağı bilinerek bunun siyasi sorumlularından mutlaka hesap sorulacaktır” diye konuştu.Her yıl katliamın olduğu yere arkadaşları ile birlikte gittiklerini kaydeden Sürek, “Gittiğimizde aynı şeyleri tekrar yaşıyorum. Arkadaşlarımız için üzülüyoruz. O dönemde yaşadıklarımızı konuşuyoruz. Tabi çok fazla düşünmüyoruz ama o gün ölebileceğimizi 39 senedir şans eseri yaşadığımızı düşünüyoruz” diye konuştu. (İstanbul/EVRENSEL)