Ayşe Yıldırım

Cumhurbaşkanı Erdoğan ne diyordu Hollanda’ya: Diplomasi nedir, uluslararası diplomasi nedir bunu öğrenecekler. Herhalde ders alacağı ülke de Türkiye olacaktı Hollanda’nın. Yani başta Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun son derece “dikkatli” bir dille yaptığı diplomasiyi öğreneceklerdi.
Daha Almanya ile başlayan krizin ardından dile getirdikleri “Nazi”, “faşist” suçlamalarını bir kenara bırakıp Çavuşoğlu ve Erdoğan’ın “örnek” diplomasi dilinden birkaçına bakalım.
Türkiye’deki tutuklamalara yönelik eleştirel bir soru soran Alman gazeteciye ‘bullsiht’ (zırvalık) diyen Çavuşoğlu’nun Hollanda’yı eleştirdiği birkaç sözü:
– (Hollanda Başbakanı’na) Sen ne lalesisin bilmiyorum ama…
– Bir ülkenin başbakanı bu kadar düşer mi?
– Mertçe karşımıza çıkamıyorsunuz bile…
– İnsan gibi dedim ki…
– Bunlar ne kullanıyorlar bilmiyorum, ama sınırı aşmışlar…
– Bunlar neden çıldırdı, kudurdu, ne istiyorlar?
– Bu hastalık tedavisiz bir hastalık. Bağışıklık kazanıp bununla yaşamayı öğrenmeliler… – Hazımsızlık varsa hazmetmeyi öğreneceksiniz…
– Neden PKK, FETÖ ile aynı safta duruyorlar? Neden DHKP-C’yi destekliyorlar?
– (Hollanda Dışişleri Bakanı) Bert, Ben sana insan gibi söylüyorum…
– Eğer lalelerin bir faydası olacaksa biz yeni laleleri onlara göndeririz, adam olurlar biraz…
Avrupa’ya demokrasi, ifade özgürlüğü dersi(!) veren Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “diplomatik” dili de Çavuşoğlu ile yarışır halde:
– Sen benim bayan bir bakanıma orada akla hayale gelmez şekilde edepsizce davranışın hesabını vereceksin.
– Avrupa’dan ses çıkıyor mu? Neden? Bunlar birbirini ısırmaz, aynıdırlar…
– Bu Helsinki ve melsinki hikâyeleri var ya.
– Bunların Viyana Sözleşmesi, faşistlikleridir. Nazizm, buna Neonazizm diyebiliriz. Yeni Nazi akımı diyebiliriz. Bunların Viyana Sözleşmesi anlayışı budur..
– Almanya’nın şansölyesi de Hollanda’nın yanında yer alıyor, sana yazıklar olsun. Demek ki sen de aynı kafadasın..
– Bu tür şeyleri Avrupa’da savaşlar zamanında, Nazi zamanında bile görmedik.
– Hollanda, bir sıçrarsın iki sıçrarsın…
– Ben burada diplomasiyi konuşuyorum, vatandaşların uçaklarına bir şey diyemeyiz. Bunlar Nazi kalıntısı, bunlar faşist.
– Nazizm yeniden hortladı dedim. Arkasından şunu ilave ettim: Ben Nazizmin bittiğini sanıyordum, aldanmışım. Rahatsız oldu beyefendiler.

GÖZLEMCİLERİ UNUTUN
1 Kasım 2016 seçimlerini gözlemci olarak izleyen AGİT heyeti hazırladığı raporda son derece ağır ifadeler kullanmıştı. Türkiye’yi seçimlerle ilgili olarak AGİT’e üyelikten doğan uluslararası yükümlülüklerini yerine getirmemekle suçlamıştı. Yani “Seçim atmosferini özgür ve adil şartlarla uygun hale getirme garantisini” sağlayan hükme uymamıştı Türkiye. Dahası ABD Dışişleri Bakanlığı da özel olarak bir açıklama yaparak AGİT raporunun sonuçlarına katıldığını açıklamıştı.
Haliyle, 16 Nisan’da yapılacak referandumda uluslararası gözlemcilerin gelip gelmeyeceği merak konusu olmuştu. Ama hükümet, seçimleri izlemek üzere uluslararası gözlemcilere izin vereceğini açıklamıştı. Yani ya AGİT ya da Avrupa Konseyi’nden gözlemciler gelecekti 16 Nisan’daki referandumu izlemeye. Avrupa ile gelinen noktada artık bu gözlemcileri unutacağız gibi görünüyor. Avrupa gönderse bile AKP hükümeti kapıdan içeri sokar mı? Zaten yeterince gönüllü değildi gözlemcilerin gelmesine, şimdi gökte aradığını yerde buldu. Hele de o heyette bir Hollandalının yer aldığını düşünün. Diplomatlarının hava sahasından bile geçişini engelleyen AKP, bir Avrupalıya seçimlerini gözletir mi?
Ya da can güvenliğini nasıl sağlar?
Hollandalı sanılarak Norveçli gazetecinin linç edilmeye çalışıldığı, Çinli zannedilip Uygur Türk’ünün dövüldüğü, Noel Baba’nın sünnet edildiği, Hollanda diye Fransa bayrağının yakıldığı, Hollanda ineğinin kesilmeye çalışıldığı, portakalların bıçaklandığı bir ülkeye Avrupalı kolay kolay gelmek ister mi?
Avrupa ile kavgasından mağduriyet çıkarmaya çalışan AKP, en azından gözlemcilerden kurtulmuş olacak.
kaynak:.cumhuriyet.