1950’lerden itibaren emperyalizmin içsel bir olgu olduğu, yeni sömürgecelik ilişkilerine göre biçimlendirilen ve tam anlamıyla bir yeni sömürge ülke olan Türkiye, bu özelliğinden dolayı Emperyalist-kapitalsit sistemin çöküşünü hazırlayan bunalımları doğal olarak kendi bünyesinde hissetti.
Emperyalizm, 1929 krizınden sonra uluslararası areneda bunalım sürecine girdi. Bunalımdan çıkış arayışlarını anti-kriz programların da aradı. Bu programlar sömürge, yarı sömürge bağımlı ülkelere uygulama koşullarını gerçekleştirdi. Dönem dönem yukarıdan aşağıya darbelerle, açık faşist yönetimlere başvurarak, dönem dönem de nisbi demokratik ortamlar yaratarak,kendilerini demokrasiden yana bir havaya sokuyorlar. Ama yükselen halk muhalefeti bu kirli yüzlerini ortaya çıkarmaktadır. 12 Mart (ve 12 Eylül)askeri faşist darbeleri emperyalizmin geleneksel yöntemlerinin örnekleridir.
Emperyalizm, Türkiye’de 12 Mart açık faşizmini tezgahlarken Menderes döneminin Türkiye halkları üzerinde yarattığı sağa karşı tepkiyi ve 27 Mayıs darbesinin getirdiği ”sola karşı sempatiyi” göz önüne alarak 12 Mart’ı sol bir görünümle kitlelere empoze ettirmeye çalıştı. İlerici diye yutturulan Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur’du.Oysa darbecilerin arasında General Muhsin Batur başı çekiyordu. 12 Mart sonrası CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı oldu. Dönemin başbakanı Nihat Erim CHP’den Kocaeli milletvekili ve aynı zamanda profösördü.)
Nitekim bu görünümü ile işbaşına gelen Nihat Erim hükümetini sözümona bazı solcular(!) alkışladılar. Türkiye halkları Nihat Erim hükümetinin en acımasız zalim ve baskıcı yöntemleri altında inim inim inledi.
TİP’den ayrılanlar, Fikir Kulüpleri Federasyonu içinde devrimci çalışmalar yapıyorlardı. TİP’in etkisi zayıflamıştı ancak bir akım olarak varlığını sürdüyordu.1969 Ekim ayının başlarında kurulan Dev-Genç’de Mahir Çayan’nın önderlik ettiği THKP-C , Mahir Çayan, Hüseyin Cevahir, Ulaş Bardakçı THKP-C ‘yi kurdular. . DÖB içinde Hüseyin İnan, Deniz Gezmiş ve Sinan Cemgil’in önderlik ettiği THKO’yu kurdular. (TKP/ML TİKKO İbrahim Kaypakkaya önderliğinde kuruldu

1968’ olayları tüm Avrupa’yı dalga dalga sarmıştı. ABD savaş gemisi 6 Filo’nun Türkiye’ye gelmesiyle birlikte gelişen devrimci eylemler, işçi sınıfı ve öğrenci hareketlerinin içinde gelişti. Anadolu halkları silahlı propagandayı ilk kez THKP-C ve THKO’nun eylemlerinde tanıştı. Devrimciler, siyasi gerçekleri açıklamak için işgaller, boykotlar, grevler, yürüyüşler, silah aksiyonlar ve silahlı banka soygunları vb eylemler yapıyorlardı. Devletin baskısına ve zulmüne karşı olağan üstü devrimci irade ve çaba gösteriyorlardı. İşçilerin grev çadırlarında, fındık , pamuk üreticilerin yanında, yeraltı madencilerinin direnişlerinde, okularda özerk üniversitenin yaratılması için, hep en öndeydi 68 kuşağı.
Daha adeletli, daha özgürlükçü , daha eşitlikçi sosyalist sistem için çıkılan yolda  devrimcilerin düşünü betimleyen devrimci dayanışmanın hayata geçirilmesinde Kızıldere önemli bir  sürecitir.
Kızıldere; zam,zulüm kan ve barut ortasında düşlerini bileyip, dayanışma bilinciyle devrimin yoludur.
Türkiye devrimci hareketi, devrimci mücadelenin silahlı ilk iki örgütü THKP-C ve THKO Oligarşi’ye ve Faşizme karşı birbirlerini yalnız bırakmadı.
Bu örnek devrimci dayanışma Kızıldere eyleminde Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’nın idamlarının engellenmesi için düşünülen eylem türü rehin alma eylemiydi. Ünye’de Üç İngiliz teknisyeni kaçırıldı. Bu eylemde gerek 12 Mart cuntasına gerekse Oligarşi’ye çifte bir dayatmaydı. Kızıldere‘ye gidiş devrimciler arasında Devrimci Cephe ittifakıydı.

Ertuğrul Kürkçü ise bir gün sonra samanlık da yaralı olarak yakalandı.Kızıldere’de On’lar özveri, devrimci iradenin kararlılığıyla devrimci dayanışma örneği sergilediler. Kızıldere, büyük bir devrimci dayanışmanın iradesiyle örgüt hesabı yapmayan devrimci dayanışmanın onur yeridir. Türkiye devrimci hareketi, tarihinden gereken dersleri çıkarmak ne kadar elzemse bunun yolu Kızıldere’nin yoludur. Mahir Çayan ve yoldaşları,Oligarşinin zindanlarında idam fermanı verilmiş devrimcileri kurtarmak için Kızıldere’ye gittiler. Ve insanlık tarihi yazdılar.
Kimileri bu eyleme maceracı eylem dediler, kimileri küçük burjuva, kimileri ise direkt anarşist diyerek küfür ettiler.
Oysa Kızıldere’ye giden devrimciler; Devrimci değerleri ve  olması gereken devrimci dayanışmayı canı pahasına ortaya koydular. On’ların bıraktığı devrimci miras örgütsel ve düşünsel dayanışmanın üretimini yaptı.  Kızıldere’ye gidiş; sosyalistler arasında olması gereken devrimci cephe‘nin yolunu çizdi.
Mahir Çayan ve yoldaşları devrim yolunda dayanışmanın abidesi’dirler, devrimcilere bırakılan en devrimci yoldaşlığın özne olduğunu mücadele içinde gösterdiler.
Tarih tanıktır ki, devrimciler özgürlüğünü kazanmak için her daim kıyasıya bir kavgaya girmekten sakınmadılar, uğruna ölümü göze almaktan vazgeçmediler Spartaküsler, Brunolar,Bedrettinler, Pir Sultanlar… hep bu düşün özlemi için ölümü kucaklamadılar mı?.
Asıl hatırlamamız gereken Kızıldere yolunda gösterilen devrimci iradedir. Kızıldere’nin, emek dünyasına, sosyalistlere ne hatırlattığıdır. Klasik söylemlerle değil, laf olsun diye hiç değil devrimci dayanışmanın hatırlanmasıdır. Ve onun hayata geçirilmesidir. 45 yıl sonra Kızıldere manifestosuyla bugünü anlamak için zorunludur da. Kızıldere pratiğinde onur duyanlar devrimci dayanışma içinde olmalıdır, en geniş „Devrimci Cephe“ kurulmalıdır.

Devrimci dayanışmayı örgütler partiler, kurumlar, kendine devrimciyim diyen herkes anlaşılır bir dille, anlaşılır bir cepheyle  pratikte göstermelidir.
THKP-C ve THKO’nun bu örnek pratiği devrimci dayanışması, devrimci hareketler arasında Kızıldere sonrası bir daha yaşanmadı. Bunun nedenleri sorgulanmalıdır. Sosyolojik boyutuyla araştırılmalıdır.

THKP-C Aralık 1970-Mart 1972 kısa bir sürece rağmen sosyalist haraket üzerinde görüşleri ve pratiği en derin ve yaygın etkiye sahip örgüt oldu. Siyasal analizleri tartışma konusu olsa da, etkisini sürdürmeye devam ediyor.

Mahirler, Denizler ve İbrahimler sonrası
1965-1971 arası gelişen devrimci hareket 1972-73’de katledilen THKP-C‘li, THKO’lu ve TKP/ML’li devrimcilerden bu yana 40 yıl geçti. Bu bahar ayları sırasıyla THKP-C’nin 30 Mart, THKO‘nun 6 Mayıs, TKP/ML‘nin18 Mayıs’ı liderlerinin çatışmada, idam sehpalarında ve işkencede öldürüldüğü günlerin yıldönümü.
Bu yıldönümlerinde onların siyasal ardılları, onların en keskin, en sadık savunucuları ve izleyicileri olduklarını vede geçmişe sahip çıktıklarını iddia edenlere kadar, her biri kendi içinde 5 er10 ar parçaya bölünmeleriyle birlikte ayrı ayrı anmalar yapmaktadır.
Bunların içeriği duygu ve ajitasyonla dolu olacak.
Sosyalistler, Devrimciler yıldönümleri dışında ve sık sık onların izleyicisi olduklarını vurgulamanın dışında, devrimci haraketin bir dönüm noktası olan 1971 devrimcilerini, Devrimci bir cephenin bir tarihi  olarak toplumla buluşturamadılar ve başaramadılar.
THKP-C, THKO ve TKP/ML her üç örgütte gençliği ve onun aracılığıyla toplumsal muhalefetin önemli bir kesimini etkileyen örgütlerdi. Her üç örgütün liderleri, o dönem izlenen (12 eylül’dekinin tersine) lider kadroların yok edilmesi yoluyla örgütleri etkisizleştirme politikasının gereği olarak katledildiler.
30 Mart gibi bir devrimci dayanışmayı,bu tarihsel sürecin en büyük devrimci dayanışması olan KIZILDERE’yi anlamadılar. Düne ve bugüne ilişkin ciddi bir cephe örgütlenmesini, ciddi bir araya gelmeyi, ortak siyasal ittifaklar kuramayı , yanyana gelmeyi başaramadılar.
Türkiye sosyalistleri, ne denirse densin kendi geçmişiyle barışık değil, geçmişi ile sağlıklı bir ilişki kuramadı. 1974 sonrası Diyalektik  Meteryalist felsefeyi, siyaset sosyolojini siyasal gelişmeleri sosyalist kültürle değil  islamın biat kültürüne sarıldı. Gençlik önderlerine biat ettiler.  Halkımız kavramı üzerinden halkın feodal değerleriyle daha içli dışlı oldular. Mahalle örgütlenmeleri dışına çıkamadılar. Bölgelerde örgütler kendi kurtarılmış bölge işleriyle uğraştılar. Yazılamalarda bile duvar yazısı kavgası yaptılar, yürüyüşlerde, boykotlarda kargaşa ortamı yarattılar. Birbirleriyle barışık olamadılar, devrimci ittifak yapamadılar, gelip gecici eylem birlikleri gerçekleştirdiler. Devlete karşı devrimci cephe örgütlenmesini kuramadılar.
Devrimciler,Kızıldere direnişiyle yüzleşemediği için, kızıldere eylemiyle sağlıklı bir değerlendirme de yapamadı. 12 mart faşiziminden dersler çıkartmadığı gibi geçmişle yüzleşemedikleri ve hesaplaşamadıkları için  sokak kazanımları balon gibi şişti ve söndü. Değişim ve  dönüşüm  olarak felsefede, siyaset sosyolojisinde gelişim olmadı. Dolayısıyla siyasal kazanımlar kalıcı bir toplumsal ilişkiye dönüşmedi ve de kitle ilişkilerini  sürdüremedi.
Tarih, devrimciler için her zaman iyi koşullar sağlamaz, ama mücadelenin nezdinde Mahir Çayan’ın o ünlü sözünü bir hatırlayalım. Devrim için Savaşmayana Sosyalist Denmez sözü bir güneştir, direnişin ardındaki kızıl bir güneştir.
Kızıldere’de göğü fetheden kahramanlar, Devrimci dayanışmanın en güzel adı olan Kızıldere’yi  emekçilere miras bıraktı.

 

Author: Erdal Boyoğlu