Oya Baydaroya baydar

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde dün yapılan oylamada Türkiye’nin yeniden denetim sürecine alınması kararı çıktı. Sonucu bilmek için müneccim olmak gerekmiyordu. Bakmayın Reis/Hükümet cenahının hop oturup hop kalkmasına, zehir zemberek beyanatlar verip “Avrupa Avrupa duy sesimizi” diye horozlanmalarına. Bu kararı bekliyorlardı ve bana sorarsanız belki Hükümet üyelerinin tümü değil ama Tayyip Erdoğan kanadı böyle bir karar çıkmasını istiyordu da.

Denetim sürecine alınmak, Avrupa Konseyi bünyesindeki bir ülkenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin gereklerine uymadığı, sözleşmelerden doğan yükümlülüklerini yerine getirmediği, insan hakları, hukukun üstünlüğü, demokratik hak ve özgürlükler gibi olmazsa olmazlara aldırmadığı için izleme- gözlemeye tâbi tutulması anlamına geliyor. Bu konularda umut verici bir düzelme olursa, denetim kalkar.

Türkiye’de neler olduğunu görmüyor musunuz?

Türkiye 2004’te denetimden çıkarıldığı dönemde, çiçeği burnunda AKP iktidarı Avrupa Birliği’ne üyeliği zorluyor, ard arda reformcu adımlar atıyor, yapısal reformlara girişiyor, demokrasinin gelişmesi, sivilleşme, hukukun üstünlüğü gibi temel kriterler açısından umut veriyordu. Bir de bugünkü halimize bakalım! Uzun süredir ama özellikle 2015’ten, hele de 15 Temmuz 2016’dan, yani şu Allah’ın mı FETÖ’nün mü lütfu olduğunu anlayamadığımız akla ziyan darbe teşebbüsünden sonra geldiğimiz noktaya bakalım…

Tehlikeli gidiş daha önceden başlamıştı, ama OHAL ilanından bu yana nasıl bir ülkeye dönüştüğümüzü görmüyor musunuz Beyler? Hukukun “h”sının kalmadığı, bırakın hukuk devleti olmayı kanunların bile geçersizleştiği, yüzbinlerce insanın kimi zaman isimsiz ihbarlar, kimi zaman delilsiz şüphelerle sorgusuz sualsiz hapishanelere tıkıldığı, yasaya aykırı, suç olabilecek en küçük bir şey yapmadığı halde binlerce kişinin işinden, mesleğinden, geleceğinden olduğu, Meclis’in üçüncü partisi HDP’nin başkanlarının, milletvekillerinin, binlerce yöneticisinin, üyesinin hapislere tıkıldığı, ağzını açanın, tweet atanın kendini kodeste bulduğu, -istediğiniz kadar inkâr edin- işkencenin, kötü muamelenin gırla gittiği, avukatların davalara bakmaktan korktuğu, terörle mücadele adı altında sivil insanların yaşam hakkının ihlal edildiği ve yapanların hiçbir kovuşturmaya uğramadığı, yüzlerce gazetecinin, medya mensubunun, aydının aylardır mahkemeye bile çıkarılmadan tutuklu olduğu bir ülke burası.

Farkında değil misiniz, siz bu ülkede yaşamıyor musunuz Beyler!

Kararın neresi haksız?

Denetime alma gerekçesindeki başlıca maddelerden hangisi gerçeğe aykırı, sorarım size. OHAL’de çıkarılan ve Anayasa Mahkemesi’ne bile götürülemeyen KHK’larla alınan hukuksuz, adaletsiz, keyfi kararlar mı? Yerel yönetimlerin tırpanlanması, Güneydoğu’da Kürt illerinde, ilçelerinde tüm belediyelere kayyum atanarak halkın oyunun, tercihinin hiçe sayılması mı? 8 bine yakın akademisyenin üniversitelerden uzaklaştırılması mı? Mal müsadereleri mi, yüzbinlerce insanın işinden atılması, delilsiz ispatsız tutuklanması mı? Besleme basın hariç medyaya tırpan vurulması, yüzden fazla televizyonun, radyonun, gazetenin kapatılması, mal varlıklarına el konulması mı? Son referandumun meşruluğu tartışmalı sonuçlarının YSK gibi bağımsız olması gereken bir kurum tarafından hokus pokusla topluma dayatılması mı?

Siz, ey muktedirler, Türkiye’de halkın yarısını kandırabildiğinize güvenerek, el oğlunun da gerçekleri görmediğini, izlemediğini mi sanıyorsunuz? Hadi biz “zavallı tebaanın” eli mahkûm diyelim, onların sîneye çekeceklerine mi güveniyorsunuz? Bu halinizle, demokrasi tacı giymeyi mi bekliyorsunuz?

Hep mağdursunuz, bütün hocalar size garez, bütün hakemler taraflı, herkes size düşman! Gerçekten böyle olduğuna inanıyor musunuz? Saray sözcüsü, AKPM’nin kararını Türkiye düşmanı çevrelerin siyasi operasyonu olarak değerlendiriyor. Aynı çevreler on yıl önce, onbeş yıl önce size bayılıyorlardı. Neden böyle oldu diye sormuyor musunuz kendinize!

Keşke size bu kozu vermeselerdi

İki yüzlülüğe, rol yapmaya hiç gerek yok. Bir süredir bilinçli olarak adım adım izlediğiniz politikanın meyvesini topluyor, afiyetle yemeğe hazırlanıyorsunuz. Siz Batı’dan, Avrupa Birliği’nden, Avrupa Konseyi’nden kopmak istiyorsunuz. Çünkü demokrasinin çanına ot tıkamak, özgürlükleri, hukuk devletini yok etmek, tek adam keyfiliğini kurumsallaştırmak için çıktığınız yolda, bir zamanlar imzaladığınız, taraf olduğunuz sözleşmeler, üye olabilmek için kuyruk salladığınız o kurumlar şimdi ayağınıza dolanıyor, faşizm yollarında özgürce yürümenize engel çıkarıyor.

OHAL altında; yargının, yürütmenin denetiminden çıkararak fütursuzca at koşturabilmek için Avrupa Birliği’nden, özellikle Kopenhag kriterlerinden kopmanız gerekiyordu; Avrupa Konseyi’ni gölgesinin üzerinizden kalkması,  evrensel insan haklarının ve hukukun cenderesinden kurtulmanız gerekiyordu. Bu yolda elinizden geleni ardınıza koymadınız. Örnek mi? İdamın yeniden getirilmesi çabalarınız, konunun ikide birde ısıtılması, şaibeli referandumla tek adamlığa terfi eden Erdoğan’ın bu sıfatla ilk konuşmasındaki ilk vaadinin idam olması… Bu konunun simgesel değerini, Avrupa normlarıyla çatıştığını, AB’nin de Konsey’in de kırmızı çizgisi olduğunu hepiniz biliyorsunuz. Bilerek, mahsus yapıyorsunuz.

Bir kulübe, bir topluluğa, bir örgüte üye olmak istediğinizde önünüze uymanız gereken bir takım kurallar koyarlar. Toplantılara anadan doğma çıplak girilmez, ya da portmantoda asılı paltoların cebinden para çalınmaz, ya da ne bileyim, mesela sakız çiğnenmez, derler. Hakkınızdır, kabul etmeyebilirsiniz, o zaman da girmezsiniz. Ama şartları kabul edip belgeleri, sözleşmeleri imzaladıktan sonra, ben çatlata patlata sakız da çiğnerim, çırıpçıplak da otururum burada diyemezsiniz. Bu kadar basit.

Yabancılar size düşman değil Beyler. Siz düşmanı kendi içinizde, kendi siyasetinizde, kendi zihniyetinizde arayın.

Yine de, keşke size mağduru oynama fırsatı vemeselerdi, Batı düşmanlığı, yabancı düşmanlığı körükleme oyununuza gelmeselerdi, Türkiye’yi karnlığa sürükleme planlarınızı uygulamanıza imkân tanımasalardı diye düşünmekten kendimi alamıyorum.

kaynak:t24