Nisan Kuyucu

Sözleşme, mağdurla evli veya akraba olup olmadığından bağımsız olarak ilişki içinde bulunan kişiler tarafından işlenen suçlarda ağırlaştırıcı sebeplerin uygulanmasını gerektirir. Ancak TCK’daki düzenleme çok daha dar.

İstanbul Sözleşmesi taraf devletlerin iç hukuklarının kadına yönelik şiddet fiilleriyle ilgili hukuki ve cezai düzenlemeler bakımından asgari bir standarda kavuşturulmasına yönelik hükümler içeriyor. Buna göre, Taraf Devletlerde psikolojik şiddet, ısrarlı takip, fiziksel şiddet, tecavüz dahil cinsel şiddet, zorla evlilik, kadın sünneti, zorla çocuk aldırma ve zorla kısırlaştırma fiillerinin kasıtlı hallerinin suç olarak düzenlenmiş olması gerekiyor.

Cezai düzenlemelere ek olarak şiddete maruz bırakılanların başvurabileceği medeni hukuk mekanizmaları, özellikle duruma göre failden ya da devletten isteyebilecekleri tazminat haklarının da düzenlenmesi gerekiyor. GREVIO (Kadınlara Karşı Şiddet ve Ev İçi Şiddete Karşı Uzman Eylem Grubu) anket formu da bu başlık altında İstanbul Sözleşmesi’nin maddi hukuka getirdiği standartlara ilişkin niteliksel ve niceliksel verileri soruyor.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ NEDİR? DETAYLI BİLGİ İÇİN TIKLAYIN.

Suçların ağırlaştırıcı sebepleri dikkate alınıyor mu?

Bu verilerden biri de İstanbul Sözleşmesi’nde yer alan suçların ağırlaştırıcı sebeplerinin iç hukukta dikkate alınıp alınmadığıyla ilgili. Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) ağırlaştırıcı sebepler konusunda İstanbul Sözleşmesi’ne göre çok dar düzenlemelere sahip olduğunu görüyoruz.

Örneğin, TCK’da kasten öldürme ve yaralama suçlarının üstsoy veya altsoydan birine ya da eşe veya kardeşe karşı işlenmesi ağırlaştırıcı sebeplerden biri. Nitelikli cinsel saldırı dediğimiz tecavüz suçu bakımından ise bu ağırlaştırıcı sebebin karşılığı “üçüncü derece dahil kan veya kayın hısımlığı”.

Oysa İstanbul Sözleşmesi, şimdiki ya da eski eşe karşı, ailenin herhangi bir ferdi tarafından ya da mağdurla evli olup olmadığından bağımsız olarak ilişki içinde bulunan sevgili, nişanlı gibi kişiler tarafından ya da aile üyesi olsun olmasın mağdurla aynı evde yaşayan kişiler tarafından işlenen suçlar bakımından da ağırlaştırıcı sebeplerin uygulanmasını gerektirir.

Görülebileceği gibi Sözleşme çok daha geniş kategoride bir grup tanımlıyor ve ağırlaştırıcı sebeplerin uygulanmasının asıl sebebinin yasal evlilik bağı ya da aile bağı olmadığına; belli bir yakınlık içinde bulunulan kişilerin işlediği suçların verdiği duygusal zararın çok daha büyük olması dolayısıyla ağırlaştırıcı sebep bulunduğuna dikkat çekiyor. TCK’daki düzenlemenin dini nikahlı eşleri de kapsamadığı düşünüldüğünde ağırlaştırıcı sebeplerin çok dar bir gruba uygulandığı kolayca anlaşılabilir.

Eski koca, sevgili, nişanlı cinayetlerinde ağırlaştırıcı sebep uygulanmıyor

Bunun ne anlama geldiğini bianet’in tuttuğu verilerle somutlayalım: bianet’in çetelesine göre 2015’te öldürülen 284 kadının 10’u dini nikahlı kocaları, 37’si sevgilileri, 20’si eski kocaları, dördü nişanlıları, altısı eski sevgilileri tarafından öldürüldü.

Bu 67 olayda da mağdurla failin ilişkisinden kaynaklanan bir ağırlaştırıcı sebebin TCK uyarınca uygulanması mümkün değil. Haberlerde birlikte yaşayıp yaşamadıkları anlaşılmayan arkadaşlar, kocaların çocukları, çocuklarının sevgilileri gibi fail kategorilerini dışarıda bıraktığımızda bile resmi nikahlı kocaları tarafından öldürüldükleri için olaya ağırlaştırıcı sebep uygulanması gereken 103 cinayetin yanında, hukuken ağırlaştırıcı sebep uygulanamayacak 67 cinayet son derece yüksek bir rakama tekabül ediyor.

Benzer bir somutlaştırmayı Sözleşmede yer alan diğer şiddet türleri bakımından da yapabiliriz. Örneğin, bianet’in verilerine göre 2015’te erkekler en az 370 kadını yaraladı. Bu kadınların yalnızca 167’si resmi nikahlı kocaları tarafından yaralandı. 14’ü dini nikahlı kocaları, 29’u sevgilileri, dördü nişanlıları, 26’sı eski kocaları, 12’si eski sevgilileri, ikisi eski nişanlıları tarafından yaralandı. Ancak bu 87 vakada TCK, ağırlaştırıcı sebep uygulanmasına izin vermedi.

Tecavüz vakalarından somutlarsak bianet’in çetelesine göre 2015’te erkekler 133 kadın ve kız çocuğuna tecavüz etti. Bu kadınların 10’u sevgilileri, üçü eski sevgilileri, biri eski kocası tarafından tecavüze uğradı. Bu 14 erkeğe ağırlaştırıcı sebep TCK hükümleri izin vermediği için uygulanamadı; ancak İstanbul Sözleşmesi bu kişilere de ağırlaştırıcı sebep uygulanmasını tavsiye ediyor. Bu 14 kişinin yanı sıra bianet’in çetelesinde yer alan 26 arkadaş/tanıdık erkek, akrabalık derecesinin üçüncü dereceye kadar olup olmadığı anlaşılmayan iki erkek akraba gibi başka failler arasında da İstanbul Sözleşmesinin tuttuğu geniş çevreye dahil olan failler bulunabilir.

Tazminat hakkı uygulanmıyor

Sözleşme ayrıca şiddete maruz bırakılanlara failden tazminat talep etme hakkı tanıyor. Ciddi bedensel zararlar söz konusu olduğu zaman ise failden ya da sigorta gibi başka bir yerden karşılanamayan zararların Devlet tarafından karşılanması gerektiği düzenlenmiştir.

GREVIO bu her iki tazminat yolunun ne şekilde sağlandığına ilişkin niteliksel ve kaç ayrı olayda tazminata hükmedildiği ve tazminat miktarları gibi niceliksel bilgileri soruyor. Taradığımız haberlerdeki yaralama olaylarının hiçbirinde şiddete maruz bırakılan kadınlara fail tarafından ya da devlet tarafından uğradıkları zararlar için tazminat ödendiğine dair bir bilgiye rastlamadık.

Çocukları görme bahanesi şiddete zemin oluşturuyor

Kadınların babaların çocuklarını ziyaret hakkını kullanırken saldırılara açık hale geldiği örnekler dolayısıyla Sözleşme, ziyaret ve vesayet hakkının düzenlenmesinde yalnızca çocuğun ya da babanın değil şiddete maruz bırakılan kadının haklarının ve güvenliğinin de dikkate alınması gerektiği konusunda son derece açık. Böylece gerek boşanma öncesinde gerekse de boşandıktan sonra baba-çocuk ilişkisinin kadınların güvenliğini tehlikeye düşürmesinin önüne geçilmek hedefleniyor.

GREVIO anket formu çocuğun velayeti ve ziyaret hakları düzenlenirken kadına yönelik şiddet olaylarının dikkate alınmasını sağlayan prosedüre ve velayet ve ziyaret haklarının kullanımı sırasında kadınların ve çocukların güvenliğinin sağlanması için alınan önlemlere ilişkin bilgiler talep ediyor. Türkiye’de şiddet nedeniyle evden ayrılan ya da şiddet nedeniyle boşanan kadınların eski ya da şimdiki eşleri tarafından çocukla görüşme sırasında şiddete maruz bırakıldığı,  öldürüldüğü örnekler biliyoruz.

Örneğin, Şubat 2015’te R.Ç.’nin boşanma davası açan karısı L.Ç.’yi (27) çocuklarını görmek için geldiği okulun bahçesinde bıçakladığı, aynı yılın Temmuz ayında ise G.İ’nin Trabzon’da eski karısı G.Ö.’yü çocuklarını görmek istediği için darp ve tehdit ettiği haberlere yansıdı.

Bu örnekler İstanbul Sözleşmesine aykırı olarak şiddet uygulayanın çocukla kişisel ilişkilerinin düzenlenmesi sırasında babanın şiddet geçmişinin dikkate alınmadığını ve kadınların ve çocuklarının güvenliğinin sağlanmasının birincil öncelik olarak belirlenmediğini gösteriyor.

Sözleşmenin aksine, “namus”, kıskançlık hafifletici sebep olarak görülüyor

Sözleşme ayrıca şiddet eylemleri söz konusu olduğunda kültür, örf ve adet, gelenek ve “namus” bahanesinin bu eylemlerin gerekçesi olarak asla kabul edilmemesi gerektiğini açıkça düzenliyor. GREVIO da bu tür gerekçelerin hafifletici sebep ya da şiddetin haklı gerekçesi olarak görülmemesinin nasıl garanti altına alındığını soruyor. Ancak taradığımız gazete haberlerinde kültür, örf ve adet, gelenek ya da sözde namusun özellikle haksız tahrik sayılarak cezayı hafifletici sebep olarak kullanıldığını görüyoruz.

Kıskançlık, kadınların başka erkeklerle olan arkadaşlıkları ya da erkeğin aldatıldığına dair şüphe duyması pek çok davada haksız tahrik indirimi uygulanmasının sebebi oluyor. Kocaeli’de 26 Mayıs 2015’te eşini öldüren M.G’nin davasında M.G.’ye atılan tokat verilen müebbet hapsi 24 yıla indirmiş; M.G.’nin aldatıldığından şüphelendiği için eşini öldürmesi ise haksız tahrik kapsamına alınarak ceza bu kez 20 yıl 10’aya çekilmiş. Amasya’da ailesine hakaret ettiği ve Kemal isminde birisinden bahsettiği için eşini öldürdüğünü söyleyen A.Ç’ye ise önce ağırlaştırılmış müebbet hapsi verilmiş; ardından haksız tahrik ve iyi hal indirimi uygulanarak bu ceza 20 yıla indirilmiş.

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. bianet tarafından 2014 yılında rapor edilen, sonuçlanmış 31 cinayet davasının yüzde 45’i katiller tahrik ve iyi hal indirimlerinden faydalanmış.

TIKLAYIN – ERKEK ŞİDDETİNİN YARGIDAKİ BİR YILI (1 Mart 2013 – 31 Ocak 2014)

2015’te gazetelere yansıdığı kadarıyla 77’si cinayet ve şüpheli ölüm, 138’i tecavüz, 58’i taciz ve 25’i şiddet/yaralama ile ilgili toplam 298 dava sonuçlandırıldı. Bu davaların yüzde 24’ünde (74 dava) erkekler iyi hal, saygın tutum, pişmanlık ve haksız tahrik indirimlerinden yararlandılar.

2016 yılında gazetelere yansıdığı kadarıyla 57’si cinayet, 71’i tecavüz, 83’ü taciz ve 38’i şiddet/yaralama ile ilgili 262 dava sonuçlandırıldı. Bu davaların yüzde 22’sinde (58 dava) failler iyi hal/saygın tutum, pişmanlık ve haksız tahrik indirimlerinden yararlandılar. Her ne kadar dosya içeriklerine bakmadan kararların yerindeliğiyle ilgili bir değerlendirme yapmak mümkün olmasa da bu sayılar bize kadına yönelik şiddet davalarında faillerin hala sıklıkla indirimlerden yararlandırıldığını gösteriyor.

2014 yılında hükümetin TCK’nin cinsel suçlarla ilgili düzenlemelerinde yapılacak değişiklikleri de içeren bir yasa tasarısıyla cinsel suçların bazılarında ceza artırımına gitmesi kamuoyunun ve özellikle kadın örgütlerinin tepkisini çekmişti. Aynı tasarıda cinsel şiddet faillerine hadım yolunun da açıldığı konuşulmuştu.

Cinsel şiddet faillerini hasta ya da sapık olarak gören bu anlayış, başta kadınların ve faillerin insan hakları başta olmak üzere İstanbul Sözleşmesi ile temel mantığı açısından son derece uyumsuz. Ayrıca tasarı, İstanbul Sözleşmesi’nde yer alan tecavüz kriz merkezleri oluşturulması da dahil olmak üzere kadın örgütlerinin hiçbir talebini içermezken yalnızca cezalandırma pratiklerine dönük değişiklikler içerdiği için de eleştirildi. Üstelik ceza artırımı gibi görünen bazı değişikliklerin gerçekte ceza indirimine ya da cezasızlığa yol açma ihtimaline de dikkat çekildi. (NK/ÇT)

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ NE DİYOR, DEVLET NE YAPIYOR?

* İstanbul Sözleşmesi Ne Diyor? Devlet Ne Yapıyor? (12 Haziran)

* Kadınlar Eşitlikte, Devlet Eşitsizlikte Israrcı (13 Haziran)

* Ayrımcılık Önlenmiyor, Resmi Söyleme Dönüşüyor (14 Haziran)

* Şiddete Karşı Koruma ve Destekleme Yükümlülüğü mü? Bir Telefon Hattı Bile Yok (15 Haziran)

* İstanbul Sözleşmesi, İç Hukukta Nasıl Uygulanıyor? (16 Haziran)

* İhlal Edilen Koruma Kararları, Reddedilen Müdahillikler…  (17 Haziran)

Bu yazı dizisi Friedrich Ebert Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği‘nin mali desteği ile yayınlanmıştır.

* Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi bakımından karnesini ortaya çıkarmak amacıyla hazırlanan ve altı gün sürecek “İstanbul Sözleşmesi Ne Diyor? Devlet Ne Yapıyor?” başlıklı yazı dizisi için, bianet’te 1 Ocak 2014 – 31 Aralık 2016 arasında yayınlanan “Kadınlar Mücadele Ediyor, Erkek Şiddeti Yargılanıyor” çetelelerinde yer alan verileri Feray Salman inceledi.

TIKLAYIN – İSTATİSTİKLERLE 2015-2016 ERKEK ŞİDDETİ DAVALARINDA ÇIKAN KARARLAR

Nisan Kuyucu

Feminist, insan hakları savunucusu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu. Ankara Üniversitesinde kamu hukuku yüksek lisansı yaptı ve kamu hukuku doktorası yapıyor. Kadınların insan hakları alanında yayınlanmış bir kitabı ve makaleleri bulunuyor. 7 Şubat 2017’de 686 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kamu görevinden çıkarılıncaya dek 7 yıl süreyle Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İnsan Hakları Anabilim Dalında araştırma görevlisi olarak çalıştı.
(bianet.)