Öcalan’a uygulanan ağırlaştırılmış tecride tepki gösteren HDK’li kadınlar, tecridin aslında Öcalan üzerinden tüm topluma uygulandığını; barış fikrine, birlikte yaşama iradesine ve halklara karşı olduğunu söyledi.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a uygulanan mutlak tecride tepkiler gelmeye devam ediyor. Halkların Demokratik Kongresi (HDK) bileşeni Devrimci Parti, ESP, SODAP ve SYKP üyeleri tecride karşı direneceklerini söyledi. Mutlak tecritle birlikte Öcalan’ın sağlığından ve güvenliğinden kaygı duymanın yersiz olmadığını vurgulayan kadınlar, birlikte mücadele edeceklerini kaydetti.

Güvenliğinden kaygı duyuyoruz

Devrimci Parti Üyesi ve HDK Yürütme Kurulu Üyesi Benazîr Coşkun, aslında Öcalan’ın 18 yıldır tecrit altında olduğunu, bazı görüşmelerin yapılmasının tecrit gerçeğini değiştirmediğini söyledi. Şu anda Öcalan’ın tecrit ve sağlık koşullarıyla birlikte en ciddi konunun güvenliği olduğunu belirten Coşkun, 15 Temmuz’daki devlet içi çatışma dönemine ilişkin sızan bilgileri hatırlattı. Dolayısıyla güvenlik kaygılarının en üst düzeyde olmasının soyut olmadığını kaydeden Coşkun, şöyle devam etti: “Zaten tecrit insanlık suçudur ve Türkiye Cumhuriyeti hukukuna da aykırı bir biçimde Öcalan’a uygulanıyor. Ceylanpınar’da 2 polisin öldürülmesi üzerinden manipüle edilmek istense de savaşa giden sürecin Öcalan üzerinde uygulanan tecrit ile başladığını görmekteyiz. Öcalan bu anlamda sadece bir birey olarak ele alınamaz. Öcalan’a uygulanan tecrit, halklara yönelik bir savaşın da başlaması demek oluyor.”

CPT devletten yana

İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ni 7 defa ziyaret eden Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT), adaya son ziyaretini 3 kişilik bir heyetle 28-29 Nisan 2016’da gerçekleştirdi. Ziyaretlerin hiçbirine dair bugüne kadar açıklama yapılmadı. CPT’nin hazırladığı raporların açıklanması da Türk hükümeti tarafından engellendi. 15 Temmuz’da devlet içi çatışmanın ardından Öcalan’ın avukatları, CPT’ye 19 Temmuz ve 26 Temmuz 2016’da ayrı ayrı başvurarak acil olarak İmralı Cezaevi’nin ziyaret edilmesini istedi. 29 Ağustos – 6 Eylül 2016 arası Türkiye’deki cezaevlerinde incelemelerde bulunan CPT heyeti, İmralı’ya gitmedi ve İmralı’nın durumunu yetkililerden öğrenmekle yetindi. CPT, en son 10-24 Mayıs arasında yaptığı Türkiye ziyaretinde yine İmralı’ya gitmedi. CPT, halen ne raporlarını açıkladı ne de tecride tavır gösteren bir açıklama yaptı.

CPT’nin bu noktadaki temel sorumluluğuna işaret eden Coşkun, Öcalan’ın durumunu gündeme getirmeyen CPT’nin tavrını devletten yana ortaya koyduğunu söyledi. Coşkun, “CPT’nin bir an önce sorumluluğunu yerine getirerek Öcalan ile görüşme girişiminde bulunması ve koşulları sansürsüz bir biçimde kamuoyuyla paylaşması gerekiyor” dedi.

Tecrit barış fikrine saldırıdır

SYKP Temsilcisi ve HDK Gençlik Meclisi Üyesi Roza Kahya ise Öcalan’a uygulanan tecridin, AKP’nin sıradan bir infaz politikası değil, sistematik işkence politikası olduğunu vurguladı. Öcalan’a uygulanan tecridi de sadece şahsına yönelik bir tecrit olarak görmediğini ifade eden Kahya, şunları söyledi: “Bu Kürt halkına hatta daha da derine gidersek, insanlığa karşı bir tecrit politikasıdır. Öcalan’a tecrit, fikirlerinin bizlere ulaşmasını engellemeyi de amaçlıyor. Bu fikir nedir? Barış fikridir. Bu nedenle Öcalan’a tecrit barış isteğine tecrittir. AKP tecrit politikasını son 7 yılda en yoğun biçimde sergilerken Kürt halkına da savaş açıyor. Sol-sosyalist gençler olarak Öcalan’a yönelik tecridi, ülkenin barışına, gençlerine ve çocuklarına karşı bir saldırı olarak görüyoruz. Kürt halkı ile birlikte ‘Öcalan’a özgürlük’ diyerek tecride karşı direneceğiz.”

Tecrit tüm toplumadır

ESP Genel Başkan Yardımcısı Fadime Çelebi’ye göre; Türkiye ve Kuzey Kürdistan genelinde tecrit politikası sürüyor; içeride ve dışarıda yaşanan tecridin, Öcalan’a uygulanan tecritle bağı var. “Öcalan’a uygulanan tecrit Öcalan’ın şahsına değildir, tüm halklara, Kürt halkına uygulanıyor” diyen Çelebi, Öcalan’ın ailesi ve avukatları ile görüşmesinin önünün açılması gerektiğini belirtti. Devletin her şeyden önce savaş politikasından vazgeçmesini, çünkü tecridin zaten topyekün bir saldırı ve savaş anlamına geldiğini dile getiren Çelebi, şunların altını çizdi: “Öcalan’a uygulanan tecride karşı direnmek, harekete geçmek tüm savaş politikalarına ve saldırılara karşı direnmek anlamına gelir. Kadınlar ve tüm toplumsal kesimler, Öcalan’a uygulanan tecride karşı direnerek her türlü faşist uygulamanın önüne geçmelidir.”

Direnişe geçmemiz şart

Kürt halkı ile Türk halkının kucaklaşması ve birlikte olması için tecridin son bulmasının önemli bir adım olacağının altını çizen SODAP Eş Sözcüsü ve HDK Üyesi Saniye Evren ise şunları söyledi: “Biz de kadınlar olarak bunun sağlanması için elimizden geleni yapacağız. Özgür kadın çalışmalarının direnişle birleştirilmesi gerekiyor. Özelde tecrit, genelde tüm baskı ve saldırılara karşı kadınlar olarak direnişe geçmemiz şart. Bizler de bu konuda gerekeni yaparak tecride karşı direneceğiz.”

SEDAT SUR / ANF / İSTANBUL