Fatma YÖRÜR 

25 gün devam eden ‘Adalet Yürüyüşü’nün yankıları sürmeye devam ediyor. Farklı görüşlerden gazeteci ve yazarlar bu süreci Artı Gerçek’e değerlendirdi.

Günlerce yollara düştük ve tek bir talebin peşinden giden binlerce insana temas ettik. Yollar Türkiye’nin renklerini verdi bize. Çok seslilik 432 kilometre mesafede kendini zaman zaman sembollerle gösterdi.

Erkekler rabia işaretiyle Kılıçdaroğlu’nu protesto ederken, çoğunluğu kadın olan destekçiler güller ve karanfillerle karşıladı kafileyi. Ben kişisel olarak protestocu ve özellikle rabia işareti yapan tek kadın bile görmedim.

Yolun sonunda Türkiye’nin önde gelen gazeteci ve yazarlarından isimlere sordum: Ne yaşadık ve bizi bundan sonra neler bekliyor?

Tarık Ziya Ekinci

“Yeni anayasa gelmeden adalet, huzur ve eşitliği mümkün görmüyorum”

Adalet yürüyüşü olumlu ve desteklenmesi gereken bir eylemdi. Dostlarımı bu yönde teşvik ettim.

Bu yürüyüşün burada bitmesine izin verilmemeli. Rehavete, kapılmamalı. Evrensel normlarda hukuk anlayışının yaygınlaştırılmalı, birinci derecede OHAL’in kaldırılması için mücadele edilmeli, yeni anayasa gelmeden adalet, huzur ve eşitliği mümkün görmüyorum.

CHP oturup düşünmeli bu OHAL’i kaldırmak için ne yapmalı, diye. Gerçek bir hukuk düzeni nasıl sağlanır? Diye.

Erdoğan, “Ne olmuş OHAL’e?” diyor. Bu ailesi ve çevresi için gerekli. OHAL meclisin ortadan kalkması demektir. KHK’larla ülke yönetmektir.

Yeni anayasanın tam anlamıyla hayata geçmesi zaten bu imkanı sağlıyor. Bu anayasa tamamen yürürlüğe girdiğinde zaten OHAL altında yaşayacağız. Erdoğan rahatlıkla KHK çıkarabilecek.

Bu anayasa değişmeli çoğulcu ve evrensel normlarda bir hukuk için çaba göstermeli. Bu yapılmazsa bu yürüyüş saman alevi gibi söner, kapanır gider.

Masis Kürkçügil

“Deklarasyondaki 10 madde ne kadar düşük seviyeli bir demokrasi mücadelesi verildiğini göstermekte”

Eksiği aksağı ne olursa olsun adalet yürüyüşü, adalet arayışı peşindeki herkese bir nefes aldırmıştır.

‘Adil Düzen’ mottosuyla siyasete girmiş bir gelenekten gelen AKP’nin, insanları adalete muhtaç etmesi tarihin bir ironisi.

CHP, her ne kadar ucu kendisine dokununca feryad-ı figan etmeye başladıysa da kendi geleneği ve hatta tarihi açısından da beklenmedik bir adım atmıştır. Ne de olsa buraya dokunulmazlıklar konusunda “anayasaya aykırı olsa da evet” diyerek gelmiş bir partiden söz ediyoruz. Bugün ise kurumsal mekanizmaların tam bağımlılığına müdrik olarak açıkça toplumdan adalet desteği isteyen bir pozisyona gelinmiş durumda.

Yürüyüş ve miting kurumsal siyaset dışında insanların taleplerini dile getirmeleri için imkanların tükenmekten uzak olduğunu gösterdi. “Sokağın” terörize edilemediği durumlarda, üstelik çok büyük kitlelerin hak arayışlarının kazasız belasız yürütülebildiği de görüldü.

Hükmedenlerin beyanatları ise muhakeme kabiliyetlerinin ne kadar kıt olduğunu gösterdi. Doğru, haklı ve güçlü bir eylemin karşısında bütün ithamlar çökünce üç maymunu oynamak zorunda kaldılar.

Öte yandan deklarasyondaki 10 madde ne kadar düşük seviyeli bir demokrasi mücadelesi verildiğini göstermekte. Ancak CHP bu deklarasyonla sınırlı kalırsa yürüyüşün yarattığı iyimserliği sönümlendirir. Şimdi nerede adaletsizlik varsa orada yeni yürüyüşler eylemek zamanıdır. İkide bir de maratona çıkılmasından söz etmiyoruz; nerede baskı varsa orada adaleti inşa etmek, o baskıya maruz olanların yan yana gelmesinden geçer. Bu CHP olsa da olmasa da bir ihtiyaç. Ama CHP yürüyüşü bunu bir kez daha güncelleştirdi.

Toplumun önünde küçük büyük-demeden ne kadar yakıcı sorun varsa onların etrafından derlenme ihtiyacı Gezi’nin bir güzel hatırası değil sadece aynı zamanda geleceği de.

İsmail Beşikçi

“CHP’den adalet çıkmaz”

CHP’nin geçmiş icraatlarından yola çıkarsak bu tutumdan adalet çıkmaz. Kürtler üzerinde, Kürdistan üzerinde hala vesayet sürdürmeye çalışan zihniyetten adalet çıkmaz.

Yürüyüş Edirne’ye kadar sürseydi yine çıkmazdı.  Çünkü bu çağdışı bir zihniyettir. Kendisi için istediği, hak, hukuk, özgürlüğe vurgu yaparken, bunları kazanmak için çabalarken, başkasının hakkını hukukunu, özgürlüklerini, yok sayan, Kürtlerin, Kürt olmaktan, Kürt toplumu olmaktan, Kürt ulusu olmaktan doğan haklarını çiğnemeye çalışan bir zihniyet çağdışı bir zihniyettir.

Bu çağdışı zihniyet, yürüyüşle aşılacak bir kategori değildir. Çok sözünü ettiği adalete, hak ve özgürlüklere, ifade özgürlüğüne, özgür eleştiriye, demokratik zihniyete, demokratik dönüşüme, CHP’nin de çok büyük ihtiyacı vardır.

Bunun koşulu da, Kürd/Kürdistan sorununda, Ermeni sorunu, Ermeni soykırımı gibi sorunlarda, Alevi sorununda, demokratik bir zihniyete sahip olmaktır. İfade özgürlüğü, özgür eleştiri, hak, hukuk, adalet, özgürlük, eşitlik… başta bu konularda söz konusu olmalıdır.

Murat Yetkin

“Bu yürüyüş iktidarı da değiştirir muhalefeti de”

Adalet yürüyüşü aslında doğal bir süreç. Sadece bunun dışavurumu şekli doğal olmadı.

Herkes Cumhuriyet Halk Partisi’nden daha sert eylemler bekliyordu. Cumhuriyet Halk Partisi yönetimi de toplumun buna hazır olmadığını düşünüyordu ve gerçekten de olabilecek en pasif eylem biçimini Kemal Kılıçdaroğlu uygulamaya başlayınca toplumda bir karşılıklı buldu.

Demek ki Türkiye toplumu öyle çok fazla vurdulu kırdılı, bağır çağır değil de böyle bir şeye hazırmış.

Tek slogan ve bayrak eylemin Cumhuriyet Halk Partisi dışında etki alanını genişletmesine sağladı.

Bu yürüyüş iktidarı da değiştirir, İktidarın davranış biçimlerini de değiştirir, Cumhuriyet Halk Partisi’nin davranış biçimlerini de değiştirir. Bence bundan sonraki adımlara bakmak lazım ama Bu eylem Türkiye’de siyaset yapma biçimlerini değiştirebilecek potansiyele sahip.

İsmail Saymaz

“Bundan sonra Kılıçdaroğlu’nun liderliğine dönük bir soru işareti kalmadı”

Adalet yürüyüşü ve mitingi bence CHP’nin de Kılıçdaroğlu’nun da tahayyül edemediği bir tablo yarattı. Onlar yola çıkarken 2 bin, 3 bin kişiyle çıktılar, girerken 50.000 kişiyle İstanbul’a girdiler.

Yürüyüş boyunca özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi çevreleri ilk bir hafta yürüyüşü yok saydı. İkinci hafta kendilerince hafife alan bir çizgi izlemeye çalıştılar ama artık iş ciddiye binmişti. Ve Kılıçdaroğlu Sakarya’yı geçtikten sonra eylemi kriminalize etmeye, terörize etmeye gayret ettiler. Teröristlikle, FETÖ’cülükle itham etmeye çalıştılar.

Fakat bütün bu ithamlar Kılıçdaroğlu’nun başlattığı ve 50.000 kişiyle devam ettiği yürüyüşün etkisini kıramadı.

Memleketin en nazik yürüyüşü ve eylemi oldu.

Yürüyüşte sağlı solu küçük aralıklarla AKP’li 5 -10 kişi rabia işareti yaparak protesto ediyorlardı, grup sadece “hak hukuk adalet” diye slogan atıp alkışlarla cevap veriyordu, bu bile muazzam bir nezaket örneği idi.

Bütün yürüyüşü sonlandırma, bastırma arzusu, Gebze’de durdurulacak, Hendek’te durdurulacak söylemleri, yollara gübre dökülmesi, hepsinin karşılığı İstanbul’da 2 milyon kişinin bir araya gelip ‘adalet’ talebinin altını çizmesiyle son buldu.

Bundan sonra Kılıçdaroğlu’nun liderliğine dönük bir soru işareti kalmadı. O artık sadece CHP’nin genel başkanı değil sosyal demokrat hareketin de lideri olacak.

Bundan sonra şunu tartışacağız, Kemal Kılıçdaroğlu 2019’da Cumhurbaşkanı adayı olacak mı olmayacak mı? Bence olacak.

– Bu süreçte medya nasıl bir sınav verdi? Bu eylem medyada yeterince yer buldu mu?

Hayır, medya yine kötü bir sınav verdi. Yeterince yer bulamadı. Adalet ve Kalkınma Partililer zaten kendi yayın organları ve televizyonlarında karalamakla meşguldüler, kötülemekle, kriminalize etmekle, terörize etmekle meşguldüler.

Ana akım medya Milliyet, Haber Türk, Hürriyet nispeten gördü ancak yürüyüş kendisini yeterince yansıtamadı. Neyse ki sosyal medya ve ana akımın dışında kalan yayın organları yürüyüşü yansıttılar ama bu yürüyüş kendi kendini haber yaptı. Ne kadar görmezden gelinse de o kadar göze battı. İnkar edilemeyecek, yok sayılamayacak bir bütün olarak kendisini dayattı. Ne kadar gözü, kulağı kapatılsa da adalet talebi bastırılamadı.

İhsan Eliaçık

“Kemal Bey kendini aştı. Sıra CHP’de”

Adalet yürüyüşüne katıldık çünkü son yıllarda Türkiye’de gerçekleşmiş en önemli hareketti. Talep adalet olunca talebin kimden geldiğine bakmaksızın katıldım. Tek slogan vardı ve kapsayıcıydı.

Herkesin kendini kenara çekmesi gerekiyor ki ortak bir noktada buluşulsun.

Talep listesi uygun ama eksik, OHAL, tutuklu vekiller, demokratik parlamenter sistem gibi başlıklar en önemlileri. Bunlar normal talepler ancak acil bir anayasa talebi olmalıydı.

Kurucu meclis talebi olmalıydı. Bu kurucu meclis yeni bir anayasa hazırlayarak referanduma taşımalı. Böyle bir çalışma ve bunun yürürlüğe girmesiyle ancak hayat normalleşebilir.

Ankara’dan İstanbul yürümek Kemal Bey’in kendini aşmasıydı. CHP’nin de kendini aşması için de Silivri ve Edirne’ye yeniden yürünmeli böylece ancak CHP kendini aşmış olacaktır.

CHP kitlesi üzerinde uyandırdığı sevgiyi tüm hayır cephesine yaymak için daha korkusuz olmalı parti. Kemal Bey de sadece alkışlanacak yerlere değil yuhalanacak yerlere de gidebilmeli.

Hilmi Hacaloğlu

“Çıta çok yükseldi”

Çok farklı mağduriyet kesimleri burada hep birlikte bir ses yarattı. Evi elinden alınan bir kadından taşeron işçilere, hastanenin ihmali sonucu çocuğunu kaybeden bir kadından hukukçulara, gazetecilere kadar geniş bir kesimin adalet talebi karşılık buldu.

Buna Kemal Kılıçdaroğlu’nun kendisi de şaşırdı. Bu tabloyu kendisi tahmin etmiyordu ben de tahmin etmiyordum. CHP’nin üzerinde ciddi bir baskı vardı, “sokağa çıkın, sokağa çıkın” diye bu toplumsal bir karşılık üretti. Herkes bu sürecin bir parçası olmaktan çok mutlu, sesini soluğunu duyurmaktan çok mutlu, burayı bir coşkuya çevirdiler. Haksızlığa karşı tek başına olduğunu düşünen insanlar burada umut buldu.

İnsanlar burada artık sözümüz karşılık buluyor bunu gördüler ve bu onlara bir özgüven verdi.

CHP’nin ve toplumsal muhalefetin karşılık bulduğu en önemli yer oldu bu bugüne kadar. Çıtayı çok yüksek bir yere getirdiler.       (artigercek)