Mustafa Durmuş'un Profil Fotoğrafı, Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gözlük ve yakın çekimMustafa Durmuş

OHAL’in sınıfsal boyutu, devletin zirvesince yapılan grev yasaklarıyla ilgili son açıklama ile net bir biçimde ortaya konuldu.

Bu açıklama, fiilen işçilerin yasal grevler yoluyla hak arama yollarının OHAL koşullarında tıkalı olduğunu gösteriyor. Bu nedenle de bu açıklama yerli ve yabancı sermayeyi mutlu ederken, buna tepki veren DİSK’in dışında TÜRK-İŞ gibi genelde hükumetlerle iyi geçinen bir işçi sendikasının dahi tepkisini çekti, işçi sınıfını tedirgin etti.

Diğer yandan özellikle de son bir yıldır, sermaye sınıfına verilen o kadar çok mali ve finansal teşvik ve onlar lehine yapılan idari ve yasal düzenleme var ki bunları burada anlatmaya sayfalar yetmez.

Daha ziyade “teşvik” başlığı altında yapılan bu işler sıradan yurttaşın anlayamayacağı şekilde ve yollarla yapıldığından olsa gerek, muhalefetteki siyasal partiler ya da işçi sendikaları bile tepki vermiyorlar ya da tepkileri medyada yer bulmuyor.

Bu düzenlemeleri bazen kısa, bazen de ayrıntılı olarak bu köşede yazdım. Bunlara her gün yenileri ekleniyor. Örneğin sadece son bir hafta içinde bir BDDK düzenlemesi ve Mart ayında alınan bir Danıştay kararı ile finans kapital ve büyük inşaat şirketlerine çok önemli iki kolaylık daha sağlandı.

Finans kapitalin düzenlenmesinden adım adım vazgeçiliyor:

11 Temmuz 2017 tarih ve 30121 sayılı RG’de yayımlanan BDDK düzenlemesi ile bankaların öz kaynak hesaplamaları değiştirilerek, olmayan varlıkları da bundan böyle öz kaynak hesabına dâhil edilecek.

Yani bankaların öz kaynakları sanal bir biçimde artırılacak. Üstelik bankaların öz kaynakları üzerinden kârlılıklarının geçen yıl ortalama yüzde 14 gibi ciddi bir oranda artmış olduğu gerçeğine (1) rağmen bu düzenlemeye gidildi. Bu değişiklik uluslararası bankacılık kurallarına da artık itibar edilmeyeceğini gösteriyor.

Bir başka anlatımla, ana akım ekonomistler tarafından dahi “ahlaki çöküş”, “bilgi asimetrisi” ve “ters seçim” gibi sorunların en sık yaşandığı, bu nedenlerden dolayı da sıkı bir biçimde kurala bağlanıp, düzenlenmesinin, kontrol edilmesinin gerekli olduğu görüşünün yaygın bir biçimde savunulduğu bankacılık ve finans sektöründe uluslararası kurallara ve düzenlemelere uyulmaması, ancak OHAL rejimleri gibi rejimlerin işleyiş biçimi ve sınıfsal karakteri ile açıklanabilir.

Bu tür bir bilanço güzellemesi ile bankaların kredi imkanlarının artırılması ve daha önceki bir düzenleme ile bu krediler üzerinden sınırsız menkul kıymetlendirme (sekuritizasyon) yapılabilmesinin önünün açılmasının ne denli riskli olduğunu ve 2008 krizi benzeri yerli malı bir finansal kriz üretmek demek olduğunu daha önceki bir yazımızda belirtmiştik.

Büyük inşaat şirketlerine vergi iadesi ve vergi indirimi:

İkinci düzenleme ise bu kez yüksek yargı organı olan Danıştay’dan geldi. Danıştay öyle bir karar verdi ki (2) büyük inşaat şirketleri ve onların finans ortağı konumundaki bankalar zil takıp oynasalar yeridir. Bu karar ile KDV Genel Uygulama Tebliğinin, konutların net alanının hesabı ile ilgili bölümü iptal edildi.

Bunun anlamı, büyük sitelerde, rezidanslarda, çocuk parkı, bahçe düzenlemesi, havuz, çim ekimi, spor alanları gibi alanlar için inşaat firmalarınca yüklenilmiş olan KDV bu şirketlere iade edilecek.

“İnşaat firmalarınca yüklenilen KDV” sözüne aslında takılmayın zira firmalar bu vergiyi zaten alıcıya fiyatları artırarak yansıtabiliyorlar, yani sonuçta bu vergiyi onlar yüklenmiyorlar.

Diğer taraftan bu hesaptan düşülen alanlar üzerinden tahsil edilen KDV’ler ciddi boyutlara ulaşıyor. Böylece bu düzenleme ile hem devlet vergi gelirinden olacak, hem de örneğin konut alıcılarının ödediği KDV tutarı kadar bir nakit aslında gerçek yüklenicisi olmayan inşaat şirketine iade edilerek bu kesime bir kaynak transferi yapılmış olacak.

Net alan hesabı değişti:

Aynı karar ile inşaat firmalarına yeni bir imkân daha sunuluyor. Kısaca inşaatlarda net alan hesabı KDV Genel Tebliğine göre değil, artık İmar Yönetmeliğine göre yapılacak.

Böyle olunca örneğin teraslar, depolar, kat ve çatıdaki bahçeler gibi alanlar 150 m2’lik net alan hesabına dâhil edilmeyeceğinden (böylece de lüks konut sayılmayacağından, bu inşaatların alım-satımında yüzde 18 yerine yüzde 8 KDV uygulanacak. Bu yolla hem zengin inşaatçılar, hem de zengin konut alıcıları desteklenmiş olacak.

Teşvike doymayan bir sektör:

Belli ki bu sektör teşvike doymuyor. Nitekim son bir yıl içinde sektöre yönelik KDV, Damga Vergisi ve Tapu Harçları yönünden bir çok mali teşvik ve baskılanmış konut kredisi faizleri politikası ve Kredi Garanti Fonu (KGF) üzerinden bol finansal kredi uygulanıyor (180 milyar liralık kredi hali hazırda kullanıldığı için uygulamaya şimdilik son verildi).

Bu teşvik ile 150 m2’yi geçmeyen konutlar lüks konut sayılmadığından KDV oranı yüzde 8 olarak, tapu harçları normal harcın ¾’ü olarak uygulanırken, inşaat sözleşmelerinde damga vergisi sıfıra kadar düşürüldü ve yabancılara yapılan işyeri ve konut satışları KDV’den istisna tutuluyor.

Teşvik adı altında vazgeçilen vergiler ortada iken Maliye’nin vergi gelirlerinin düşüklüğünden şikâyet etmesi de ilginç bir durum.

Özcesi OHAL- grev yasağı ilişkisi net bir biçimde en tepeden açıklandığı için tepkilere neden oluyor ama yukarıda sadece bir kısmını aktarabildiğimiz son bir yılda “teşvik” adı altında yapılan birçok düzenleme gözden kaçmamalı. Çünkü bunlar da en az grev yasağı kadar sınıfsal sonuçları olan düzenlemeler.
……
(1) Forbes Türkiye, Banka Raporu, 1 Temmuz 2017, s. 62.
(2) Danıştay’ın 02.03.2017 tarihli ve E.2014/4835, K.2017/2170 sayılı kararı