Candan Yıldız

Sağ siyasetin en kaba hali olan korkutarak sindirme siyasetinin cezaevlerinde tutulanları hedef alması, cezaevi dışındakilerin de bu sürecin dışında kalmayacağının bilgisini içeriyor.

15 Temmuz sonrası yazılmaya çalışılan yeni kurucu milli tarih bombardımanı etkisini kaybetmesin diye tedavüle sokulan “idam isteruk”, “getirsinler Meclis’e hemen imzalarım” rüzgarı Avrupa BirliğI’ne çarpınca, “intikam” ateşini harlamak için bulunan yol, cezaevlerine yeniden “tek tip elbise ” dayatmasını gündeme getirmek oldu.

Yapılmak istenen ne tek başına suç ortağı kıldığı taraftarlarını intikam ayinine dahil etmek ne de bölünmüş topluma/gündeme “FETÖ ile mücadele” tekrarını şırınga etmek… Yeni rejimin inşasında cezaevlerini de kurucu kılmak, tek tipliği her alana yayabilmeyi “suçluların cezalandırılması” gerekçesiyle kabul edilir kılmak.

“Tek bayrak, tek vatan, tek millet, tek dil” den “tek tip elbiseye” gelineceği aşikardı.  15 Temmuz yıldönümünde şiddetin en çıplak halinin yaşandığı Boğaziçi Köprüsü’nde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Başbakan Yıldırım’la konuştum, cezaevindekileri mahkemeye Guantanamo’da olduğu gibi tek tip kıyafetle çıkaracağız’ sözlerini ‘FETÖ’cülere uygulanacak’ yanılsamasıyla hafifletenler uyandı mı bilinmez ama, hak savunuculuğunun evrensellik kitabında imtiyazlı grup olamaz.

İktidar, “nabız yoklama” taktiği olarak, darbe girişimi sanığı Gökhan Güçlü’nün duruşmaya çıkarken üzerine giydiği ‘HERO’ (Kahraman) yazılı tişörtü “tek tip elbiseye” gerekçe yaparken, ardından gelen ‘HERO’ tişört avı, bunun absürdlük olarak geçiştirilmesi hala nasıl bir akılla karşı karşıya olduğumuzu anlamadığımızın delaleti.

Allahtan Cumhurbaşkanı Erdoğan meseleyi netleştirdi. Büyük bir müjde ile cezaevlerinde yasaklı olan renklerin dışında bir rengin (Badem içinin koyusu) kullanacağını söylerken, insan haklarının en zayıf halkası cezaevlerinde hem Cemaat mensubu iddiasıyla tutuklananların, hem de siyasi mahkumların tek tipe zorlanacağını duyurdu.

Sağ siyasetin en kaba hali olan korkutarak sindirme siyasetinin cezaevlerinde tutulanları bu biçimde hedef alması, cezaevi dışındakilerin de bu sürecin dışında kalmayacağının bilgisini içeriyor.  İçeriye ve dışarıya birlikte açılan savaş bu.

“Tek tip elbiseye” itiraz edilişin hafızası devlette de var. 12 Eylül’de “ıslah okulları” olarak kurgulanan cezaevlerinde siyasi tutukluların “tek tip” dayatmasına karşı ölümle sonuçlanan bedelleri devlet kayıtlarında duruyor. Bu aynı zamanda bir darbe girişiminin değil darbenin yapıldığının da itirafıdır.

ABD’ye heyheylenen iktidarın, söz konusu cezalandırma olunca, ABD’nin her türlü kural ve yasadan uzak cezaevi Guantanamo’yu örnek vermesi sağ siyasetin çok yüzlülüğünü hatırlatsa da bize, rıza üretme tuzağı içeren bütün dayatmalar en hafifinden baskı, büyük tutulma alanları cezaevlerinde ise işkencedir.

Egemenin belirlediği yurttaş tipine uymayanın nefret nesnesine hemen dönüşebildiği ahvalde, milli devlet söylemini canlı tutmak için yetmeyen ve yetmeyecek saldırı biçimlerinden biri olan “tek tip elbiseye” sarılanların, kadınların ne giydiği, ne içtiği, kaçta sokağa çıktığı ile başlayan saldırılardan beslendiğini de unutmayalım. (artigercek)