Bir barış neferiydi. Dünya barış gününde yaşamını yitirdi. Didar Şensoy’un insanlığa ve kardeşlerine olan bağıydı belki de onu bu denli farklı kılan. Belki hiçbir zaman yaşamın güçlüklerine aldırmadan mücadelesine olan bağlılığı; belki de sadece çocuklarını almak isteyen, beyaz eşarplı bir kadın olması… Verdiği mücadele hiç unutulmadı, hiç unutulmasın.

TAMER ERMUTLU

“Durun.

Bekleyin biraz!

Didar Şensoy geçiyor

 sokağınızdan, bakın!

pencerenizin tam altından

sarmaşıklara sürünerek.

Tarayın saçlarınızı, 

gömleğinizin yakasını düzeltin

ve dik durun.

Maltanızdan, avlunuzdan geçiyor

Didar Şensoy…”

İnsan Hakları Derneği’nin kurucu üyelerinden ve derneğin şekillenmesine vesile olan isimlerden Didar Şensoy’un ölüm yıldönümü bugün.

1 Eylül 1987 yılında hayata gözlerini yumdu, yoldaşlarının deyimiyle “Didar Abla”. Gilan’da kendi halinde bir öğretmendi aslında başlangıçta. Gilan, “Türkiyelilerin Köyü” addedilen Doburçan’a sadece on beş kilometre uzaklıkta ve aldığı göçlerle tanınan bir şehir. Şensoy, burada öğretmenlik ve spikerlik yaparken zamanla Türkiye’ye gelip gitmeye başlıyor. Kardeşi Hasan Şensoy’un anlatımına göre 1963-64 yıllarına tekabül ediyor bu dönem. Didar Şensoy’un sol mücadele ve devrimcilerle tanışması da aynı döneme denk geliyor.

Kardeşi Hasan Şensoy’un arkadaşlarıyla olan ufak atışmalarla başlıyor hikâyesi. Cunta yönetiminin en sert olduğu zamanlarda tutuklanan kardeşi, yine Didar Şensoy’un hikâyesindeki en etkili figürlerden. İlk olarak 1981 yılının ekim ayında çıkıyor faşist yönetimin karşısına. Yer: I. Ordu Merkezi. Didar Şensoy bağırıyor: “Çocuklarımızı, kardeşlerimizi geri verin!” Tutuklu ailelerinin sembol isimleri arasında yer almasının tarihi de buraya dayanıyor. O günden sonra tutuklanan kardeşi ve tanımadığı diğer kardeşleri, arkadaşları için verdiği mücadelesine daha bir sıkı sarılıyor.

Barış için dövüşmek 

Gözaltına alındıktan tam on beş gün sonra serbest bırakılıyor Didar Şensoy ve ağır işkenceye maruz kalıyor; ama mücadelesinden vazgeçmiyor. Tutuklu aileleriyle dayanışmak için cezaevleri önünde nöbetlere, basın açıklamalarına devam ediyor. Öğrenci grevlerinde öğrencilerle, kadınların eyleminde ezilen, haksızlığa uğrayan tüm kadınlarla dayanışıyor. Beyaz eşarbına işlenen kırmızı karanfillerle bir dönemin simgesi haline geliyor Şensoy. Emniyet müdürleri ondan yaka silkiyor, kardeşine “Ablanı al, yoksa tutuklayacağız,” diye tehditler savuruyorlar; ama o asla yılmıyor.

1987 yılına gelindiğinde tutuklu aileleri, çocuklarının serbest bırakılması talebiyle meclis önünde eylem yapmak için Ankara’ya doğru yola çıkıyor. Aralarında Didar Abla da var. Meclisin önünde oturmuş şöyle diyor: “Çocuklarımı serbest bırakmadıkça buradan ölümü kaldırabilirsiniz.” Ardından polis, meclisin önündeki ailelere acımasızca saldırmaya başladı. Didar Abla da pek çok darbe aldı. Zaten şeker hastası olan Didar Şensoy, komaya girerek yaşamını kaybetti. Ölümü, tarih sahnesindeki cinayetler arasındaki yerini aldı. Didar Abla çocuklarını alamadı ama oturmaya başladığı yerden de asla kalkmadı. Ve o gün meclis önündeki işkencecilere şöyle seslendi: “Barış için dünyanın bütün olumsuz olgularıyla dövüşmek, bütün sömürü düzeninin üstüne kurulmuş egemen güçlerle vuruşmak gerekiyor.”

Çocukların dönmesine daha çok var 

Ölümünün ardından tüm cezaevlerindeki tutsaklar, ailesine ve yoldaşlarına üzüntülerini bildiren mektuplar yazdı. O mektuplardan birinde şöyle yazıyordu: “Tarih, karanlığı yenme kararlılığı, direnişidir. Yarına attığımız köprüde, zulme karşı yürüyüşümüzde, omuz başımızda yiğit ana sıcaklığını duyarken onurluyduk. Şimdi ise; o içimizde yaşattığımız canlı başeğmezliğinle karanlığın maskelerini nasıl indirdiğini yaşamın kadar ölümünle de kanıtladın. Direnirken ve ölürken sunduğun çağrı yaşayacak. Ne mutlu bize, böyle canlarımız var. Ne mutlu yarınların aydınlığı böylesine insanlık duyarlılığının üzerinde yükselecek. Büyük acımızı, onurlu anısı önünde içtiğimiz andımızı yaşama dönüştüreceğiz.”

Geçtiğimiz yıllarda Didar Abla’nın anısına ithafen kısa bir film de çekildi: “Karanlığın İçinde Kireç Badanalı Ev”. Emirhan Oğuz’un dizelerinden yola çıkarak kurgulanan Alper Yılmaz filminde Didar Şensoy’la ilgili sahnelerde, en çok çocuklarını dışarıda görmek istemesi, çocuklarını beklemesi işleniyor. Şiir ve film şu dizelerle bitiyor: “Yedi yıl geçer, dokuz yıl sıradadır: çocukların dönmesine daha çok var.”

Bir barış neferiydi. Dünya Barış Günü’nde yaşamını yitirdi. Didar Şensoy’un insanlığa ve kardeşlerine olan bağıydı belki de onu bu denli farklı kılan. Belki hiçbir zaman yaşamın güçlüklerine aldırmadan mücadelesine olan bağlılığı; belki de sadece çocuklarını almak isteyen, beyaz eşarplı bir kadın olması… Verdiği mücadele hiç unutulmadı, hiç unutulmasın. Rojava’da bir birliğin adı şimdi adı, bir kız çocuğunun adı, doğacak kız çocuklarının adı… Mezarının başında yine en sevdiği türkünün okunması dileğiyle ve tabii sevgiyle. Bakın, Didar Şensoy geçiyor sokağınızdan!     (yeniozgurpolitika)

Author: Merkez