Celal Başlangıç

ABD’nin en zengini Rockefeller için ömrünün son günlerini iyi geçirsin diye bir adet basılan ‘Pembe Gazete’ şimdi 80 milyonluk bir ülkeyi uyutmak için ‘pembe medya’ olarak üretiliyor.

Dünyanın bilinen en zengin insanıydı. Petrol, çelik ve banka imparatoruydu.

98 yaşında yatağa düşmüştü, ömrünün son günlerini yaşıyordu ama paracıklarına bir şey olacak diye endişeleniyor, bunalımdan bunalıma giriyordu.

Gazeteleri okudukça tansiyonu fırlıyor, sinirleri laçka oluyordu.

Etrafındakiler “yalaka gazeteciliğin” en büyük buluşunu gerçekleştirdiler; Pembe Gazete…

Her gün bir adet basılıp kahvaltı tepsisinin üzerinde hasta yatağına götürülüyormuş Rockefeller’in.

Gazetedeki haberlere göre bütün paralar kendi bankasına yatırılıyor, elinde bulundurduğu kuyulardan petrol fışkırıyor, ABD Başkanı onu öve öve bitiremiyor, rakip şirketler çökerken, borsadaki hisseleri tavan yapıyor, hatta tuttuğu takım yenmedik rakip bırakmıyormuş.

Gerçeklerin yer almadığı, yalanlarla dolu bir gazete yapılıyormuş sonuçta yaşlı, hasta, günleri sayılı bir insan için.

Şu anda yaşadıklarımıza bakılırsa, bunun bile anlaşılır bir yanı var.

Ama 80 milyon nüfuslu bir ülke için, iletişimin bu kadar geliştiği çağda aynen Rockefeller için hazırlanan Pembe Gazete’nin bir türü olan çeşit çeşit ama hepsi neredeyse birbirinin aynı gazeteler basıldığını, televizyon yayınları yapıldığını bir anlığına da olsa düşünmek insanı gerçekten şaşırtıyor.

Şaşırdığıma da şaşırmayın, asla vazgeçmek niyetinde değilim bu şaşırma duygumdan.

Ama tam anlamıyla yaşadığımız bu.

Birkaç olaya teker teker bakalım isterseniz.

Türkiye gibi onlarca günlük gazetenin çıktığı bir o kadar haber kanalının yayın yaptığı dünyanın ilk bilmem kaçıncı ekonomisine sahip, Batı’nın yapılan yolları, köprüleri, tünelleri kıskandığı bir ülkede kaç kişi okudu ya da kaç kişi duydu PKK’nin üst düzey iki MİT mensubunu kaçırdığını?

Saray’ın pembe medyasına, hatta pembe merkez medyasına bakan hiç kimsenin bu olaydan haberi olmamıştır.

(Bazı internet siteleriyle birlikte Artı Gerçek internet gazetesi okurları ve Artı TV izleyicileri hariç)

Oysa ortalık yıkılıyor, Talabani’nin partisi YNK’nin Ankara Temsilcisi ile birlikte 70 Süleymaniye doğumlu sınır dışı ediliyor, Rusya ve İran devreye giriyor, Türkiye’nin Dışişleri Bakanı Erbil’e gidip yakalanan üst düzey MİT’çilerin iadesi için görüşmeler yapıyor.

Ama Saray’ın pembe medyasında tek satır, tek sözcük yok!

Yok, çünkü AKP iktidarından konuyla ilgili tek açıklama yapılmadı.

Haberleri var mı peki bu sarayın pembe gözlüklü gazetecilerinin?

Elbette var, çünkü ortalık yıkılıyor, yaşanan kriz uluslararası boyuta ulaşmış durumda.

Nasıl ki hükümet ya da genelkurmay açıklama yapana kadar Roboski katliamıyla ilgili olarak ne yandaş medya ne de biat etmiş merkez medya tek satır haber veremediyse şimdi de öyle bir “üç maymun” yaşanıyor.

Yani bu Saray medyası ve biat etmiş merkez medya resmen “pembe üç maymun”.

Haydi diyelim ki bu çok kritik bir olay, bir ülkenin istihbarat örgütü operasyona gönderdiği üst düzeydeki iki görevlisini kaptırmış, dünyadaki diğer istihbarat örgütlerinin alay konusu olmuş…

Ama daha insani olaylar da var, hem de bu ülkenin sınırları içersinde yaşanan…

Hakkari’nin Oğul köyünde silahlı insansız hava aracı saldırıyor.

Bir ölü, üç yaralı var.

İçişleri Bakanlığı’na göre “dört örgüt üyesi etkisiz hale getiriliyor”.

Hatta bu “teröristler”in kod adlarını bile açıklıyor.

Saray’ın pembe medyası, biat etmiş merkez medya kan üzerinden göz boyuyor:

“Özel Harekat polisimizin kanı yerde kalmadı, o terörist öldürüldü”

Oysa hem HDP heyeti, hem yerel medya öldürülen kişinin üç çocuk babası bir sivil yurttaş olduğunu ortaya çıkartıyor.

Hakkari Valiliği bu gerçek karşısında vurulan sivil yurttaşları “işbirlikçi” ilan ediyor.

Zulüm burada bitse iyi.

Öldürülen köylünün cenazesinin defnedilmesi için Hakkari Belediyesi kayyımı cenaze aracı vermiyor…

Cenaze camiye alınmıyor…

Hatta belediye en sıradan görevini yerine getirmeyip tabut bile vermiyor.

Caminin yanında taziye evi kurulması yasaklanıyor.

Yaralananlar hastanede kelepçeleniyor…

Saldırıyı duyup olay yerine giden köylüler darp ediliyor…

Hastaneye gidenlere polis plastik mermiyle müdahale ediyor, kadınlar saçlarından sürükleniyor, yaralıları ailelerinin görmesine dahi izin verilmiyor.

Olay bu.

Gazetelerde tek satır haber, televizyonlarda tek kare görüntü gördünüz mü?

Elbette hayır!

Saray’ın pembe medyasına ve biat etmiş merkez medyanın haberlerine bakarsanız, koskoca bir ülkenin insanları bir yalanı gerçek sanarak yaşıyorlar:

“Dört terörist etkisiz hale getirildi, Özel Harekat polisinin kanı yerde kalmadı.”

(Bazı internet siteleriyle birlikte Artı Gerçek internet sitesi okurları ve Artı TV izleyicileri hariç)

Şimdi gelin bir test yapalım.

Önceki gece saat 21.00’de Lice’nin bazı köylerinde sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

Başlatılan operasyon sırasında üç köylü helikopterden açılan ateşle tarandı.

Hakkari’deki “işbirlikçi” yalanı bu kez Diyarbakır’da sahneye konuluyor.

Diyarbakır Valiliği’ne göre vurulanlar “işbirlikçi”.

Yani “AKP T.C.’si”nin mantığı “eski Türkiye”yi aratmayacak nitelikte; “terörist” olmadı, “işbirlikçi” verelim!

Dün HDP heyeti sivillere yapılan bu saldırının yaşandığı bölgeye gitti, ardından Diyarbakır’da bir basın toplantısı düzenleyerek olayla ilgili bütün gerçekleri açıkladı.

Heyetin yaptıkları incelemeye göre köylülere duyurulmadan ilan edilen sokağa çıkma yasağından sonra helikopterden yapılan taramada traktör üzerindeki 13 çocuk babası bir köylüyle, üç çocuk babası oğlu vuruluyor. Başka bir köylü tarladan dönerken arkasından taranıyor.

Abluka altına alınan köyde girişler çıkışlar tutuluyor. Vali köye ambulans gönderilmesine uzun süre izin vermiyor.

Köy meydanında bekleyen yaralılara yardım isteyen köylüler askerler tarafından engelleniyor, hakarete uğruyor.

Köydeki evler teker teker basılıyor. Aramalar, GBT taramaları arasında çocuk, kadın, erkek, genç, yaşlı demeden herkes yüzüstü yere yatırılıyor. Kürt olmalarından dolayı hakarete ve küfürlere maruz kalıyorlar.

Yaralılar hastanede gözaltına alınıyor. Çırılçıplak soyulup işkenceye uğruyor. Sırtlarında ve yüzlerinde morluklar oluşuyor, dişleri kırılıyor.

Şimdi geldik testimizin en kritik noktasına.

Dün bu haberleri tek bir televizyon kanalı vermedi (Artı TV hariç).

Bu yazı, bugünün ilk saatlerinde, 00.05’te yayına girecek. Siz sabah 07.00’de, 08.00’de gazeteleri okumaya başlayacaksınız.

Şimdiden iddia ediyorum ki, yaşanan bu olaylarla ilgili tek bir gerçek satır bulamayacaksınız. Bir ihtimal bu olayla ilgili üretilmiş yalanlarla sizi kandırmaya çalışacaklar.

(Bazı internet siteleriyle birlikte Artı Gerçek internet gazetesi ve Artı TV hariç)

Gerçeği tersyüz edip bir yalana dönüştürmek değildir sadece “halkın bilgi edinme hakkı”na yapılan ihanet. Gerçeği gizlemek halka karşı yalan söylemekten daha ağır bir suçtur.

Yani sonuç olarak dünyada ilk kez, tarihin gelmiş geçmiş en kodaman zengini için her gün bir adet üretilen “Pembe Gazete” bugün Türkiye gibi koskoca bir ülkede milyonlarca insan için onlarca gazete olarak basılıyor, televizyon olarak yayınlanıyor.

Bunlara şaşırıyor muyuz?… Evet!

Çünkü eğer şaşırma duygumuzu yitirirsek gerçekleri de yitiririz.

Hala şaşırmayanlara, Saray’ın pembe medyasıyla iyi uykular!             (artigercek.)

Author: Merkez