Mustafa Durmuş'un Profil Fotoğrafı, Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gözlük ve yakın çekim

Mustafa Durmuş

Bu yıla ait resmi ekonomik büyüme oranları açıkçası dudak ısırtıyor. Çünkü ikinci çeyrekte yüzde 5 büyüyen ekonominin üçüncü çeyrekte yüzde10′ un üzerinde büyümesi bekleniyor. Bu yılın bütününde ise OVP’ de öngörülenin yüzde 0.5 puan aşılarak, yüzde 6 olmasının beklendiği resmi ağızlardan açıklandı.

GSYH büyümesi ya da ekonomik büyümenin tek başına, bırakın bir toplumsal ekonomik iyileşme ya da toplumsal refah artışı halini göstermesini, bunun manipülatif ve yanıltıcı bir gösterge olduğunu burada defalarca yazdık, anlattık.

Yani ekonomi ikinci çeyrekteki gibi yüzde 5 yerine, üçüncü çeyrekte iki kat, yani yüzde 10 büyüdüğünde ne işsizlerin kolayca iş bulabilmesinin, ne bulunan işlerin güvenceli ve iyi ücretli, kalıcı işler olmasının, ne gelir ve servet bölüşümü adaletsizliğinin, ne de yoksulluğun azalmasının garantisi var.

Zira sağlanan bu büyüme sonuçta bir avuç bankanın, büyük holdingin ve büyük inşaat firmasının kârlarının yüzde 50′ nin üzerinde artmasından kaynaklanıyor. Böylece bu büyüme büyük çaptaki teşvikler, aşırı borçlanma ve kredi pompalaması ile, ağırlıklı olarak da tüketim, inşaat-emlak ve ucuz ihracat üzerinden sağlanan bir büyüme. Bunun da toplumun büyük bir kısmının ekonomik durumunun iyileşmesiyle uzaktan yakından ilgisi olmadığı açık.

Elde kalan tek gösterge

Buna rağmen yönetenlerin elinde kalan tek olumlu (!) gösterge bu olduğundan buna yükleniliyor ve 2019′ a giden yolda ekonomide işlerin iyi olduğu mesajı verilmeye çalışılıyor.

Diğer yandan böyle bir büyümenin sürdürülebilir de olmadığını bir çok kez yazdık. Nitekim sadece ekonomistler değil, büyük fonlar, S&P gibi rating kuruluşları da 2018 yılı büyüme hızının en fazla yüzde 3,5 – 4 olabileceğinin altını çiziyorlar (1).

Çünkü hükümetin bir süredir yüklendiği kamu maliyesi alanı (sermaye için vergi indirimleri, Hazine garantili KGF kredileri vb) giderek daralıyor, bankaların ve şirketlerin bilançoları büyüyor (kredi borçları aşırı bir biçimde arttığından), enflasyon ve faiz oranları yükseliyor, kısa vadeli sermaye girişlerine (portföy yatırımları) olan bağımlılık giderek artarken, gelecek yılda FED’ in faiz oranlarını yükselteceği korkusuyla yabancı kaynak girişinin azalacağı ve çıkışların artacağı endişesi artıyor.

Bu arada potansiyel yatırımcı ve iş aleminin genel olarak ekonominin ve siyasetin gidişatına ilişkin endişeleri ve güvensizlik sorunu ise tam olarak giderilebilmiş değil. Nitekim Japon kredi derecelendirme kuruluşunun (JCR) Türkiye’ye ilişkin iç karartıcı açıklamaları bunun somut bir göstergesi (2).

2018′ den itibaren büyüme hızı düşecek, çünkü

Kısacası bu yıldan ziyade gelecek yıllara bakmak gerekiyor. Çünkü şu faktörler nedeniyle 2018’den itibaren ekonomik büyüme hızı keskin keskin bir biçimde azalabilir:

(i) Bu yılki büyümenin asıl sürükleyicisi olan KGF kredileri yaklaşık 220 milyar liraya, yani milli hasılanın yaklaşık yüzde 8′ inin üzerine çıktı. Bu borçların ödenmemesi halinde ortaya çıkacak risk ve kamu zararının büyüklüğünü tahmin edebilmek zor değil.

Buna bir de Hazine garantileri, Hazinenin üstlendiği doğrudan yükümlülükler ve koşullu yükümlülükler de eklendiğinde kamunun potansiyel zararı çok daha büyüyor (3). Bu risk ve zarar normal koşullarda kolayca üstlenilebilecek bir şey değil.

(ii) Devlet harcamaları yönünden, özellikle savaşa dönük harcamalardaki ciddi artışlar dikkat çekiyor. Öyle ki asıl olarak savaş sanayine dönük üretim yapan Aselsan şirketi şuan Türkiye’nin en parlak şirketlerinin başında geliyor (4). Bu yıl iç ve dış güvenlik bütçelerine ayrılan pay geçtiğimiz yıllara göre rekor artış gösteriyor.

Gelirler tarafında ise bu yılsonuna kadar indirilen beyaz eşya, mobilya ve konut inşaatındaki ÖTV ve KDV oranları, çok sayıda vergi teşviki, işverenlere verilen 773 liralık istihdam teşviki gibi teşvikler sonucunda kamu maliyesi alanı iyice sıkışmış durumda.

Buna bir de toplanmayan ve tutarı 337 milyar lirayı bulan vergiler, cezalar, prim alacakları (5) ve çok sık çıkartılan vergi ve prim aflarıyla giderek erozyona uğrayan vergi ödeme bilincini eklediğimizde bu teşviklerin ya da sermayeden vergi almama biçimindeki anlayışın da 2018′ de normal koşullar altında sürdürülememesi gerekiyor.

Siyasal ihtiyaçlar ön planda

Ancak siyaset alanında durumlar ve yönetenlerin ihtiyaçları farklı gibi görünüyor. Ekonomiye ilişkin bu tespitlerimizi önemsiz kılabilecek başka öncelikler söz konusu. Yani siyaset 2019′ a kilitlenmiş durumda. Bu nedenle de her türlü ekonomik riske rağmen, ekonominin ihtiyacından ziyade siyasetin ihtiyacından yola çıkılarak, tüm bu riskler göze alınarak yukarıdaki bu teşvik vs. uygulamaları sürdürülebilir.

Yani yeni yılda da KGF kredilerine, sermaye teşviklerine ve devlet harcamalarına devam edilebilir, böylece başkanlık ve yerel yönetim seçimlerine yüksek bir büyüme ortamında girilmesi sağlanabilir.

Finansal kriz riski var

(iii) 2018 ve sonrasında ekonominin aşağıya doğru gidişine neden olabilecek başka gelişmeler de mevcut. Bunlar sırasıyla; yüksek enflasyon, yüksek döviz kuru, yüksek faiz oranları, yüksek dış borç stoku, yüksek cari açık ve kısa vadeli yüksek düzeyde dış borç geri ödeme ihtiyacı (toplamda 12 ay için yaklaşık 200 milyar dolar) gibi özellikle de finans sektöründe ciddi bir krizi tetikleyerek bunu ekonominin ve toplumun genel krizi haline getirebilecek olan dinamikler.

Örnek olarak yüksek enflasyon liradan kaçışı, dolarizasyonu (avroya yönelim de dahil) hızlandırıyor. Belirsizlikler sağlam paraya (döviz) ve altına yönelimi artırıyor. Bu da şirketlerin yüksek dış borç stokları ve kısa vadede yüksek borç geri ödeme yükleri nedeniyle döviz kurunu daha da yükseltiyor. Öyle ki dün dolar 3.90′ ı test ederken, avro 4.50′ yi aştı. Yüksek kur ise beklendiği gibi yüksek enflasyonun nedeni oluyor. Yani içinden çıkılamaz bir kısır döngü oluşmuş durumda.

FED faiz oranlarını yükselttiğinde ise ülkeden dışarıya sermaye çıkışları artarken, içeriye doğru olan girişler azalıyor. Doğrudan yabancı sermaye yatırımları zaten durağan, banka kredileri ise bankaların aşırı borçlanması yüzünden yatay seyrettiğinden, cari açık son 7 aydır olduğu gibi sıcak para ile fonlanıyor (portföy yatırımları, Hazine bonosu ve tahvil satışı gibi). Sıcak para yüksek faiz sevdiğinden onu elde tutabilmek için zaten yüksek olan faizler daha da yükseliyor ve daha da yükselecek.

Hem dolarizasyon, hem de cari açık (yüzde 4,5) ülke ekonomisinin büyümesinin ne denli kırılgan, zayıf, dışa bağımlı ve riskli olduğunu da ortaya koyuyor.

Kısaca, sadece daralan mali alan; artan bütçe açığı ve artan kamu borçlanması değil, yüksek enflasyon, cari açık, faiz oranları, kur gibi parasal göstergelerin mevcut düzeyi ve gidişatı da 2018′ de normal koşullarda ekonominin ciddi olarak yavaşlayacağını gösteriyor.

Ancak siyaset mekanizmasının, ülkeyi yönetenlerin ihtiyacı, en azından (diğerleri ile ilgili bir şey yapılamasa da), ekonomiyi krize sokmadan, hormonlu da, riskli de, borçla pompalanmış olsa da yüksek büyüme hızlarıyla 2019′ a kadar gidebilmek.

Kuşkusuz geriye şu soruları yanıtlamak kalıyor; halk, seçmen 2017’nin ekonomik performansından, ekonominin yüksek büyümesinden ne fayda sağladı, bu durumdan ne kadar memnun? Kamuoyu yoklamaları iktidar partisinin oylarında artışa mı, yoksa düşüşe mi işaret ediyor? Böylece 2017′ deki yüksek büyümenin bir benzeri büyüme hızı 2018’de de elde edilirse (bu büyüme istihdam artışı, toplumsal refah artışı, adaletli bölüşüm yaratmadığı sürece) halk düşüncesini değiştirir mi, mevcut desteğini sürdürür mü, yoksa artık büyüme oranlarındaki sanal yükseklik artık onları tatmin etmez mi?

Ekonomideki sıkıntılar sanal büyüme halısının altına süpürülürken, Atatürkçülüğün keşfedilmesi, ulusalcılara göz kırpış ve milliyetçiliğin tırmandırılması yeterli olur mu? Yaşayıp göreceğiz…

……………………

(1) S & P Global Ratings, “Turkey Foreign and Local Currency Ratings Affirmed: Outlook Remains Negative, 3 November 2017, s. 4.

(2) “Japon kredi derecelendirme kuruluşu: Türkiye’de seri iflaslar yaşanabilir”, www.cumhuriyet.com.tr., 12 Kasım 2017.

(3) Mustafa Durmuş, “2018 Bütçesi Üzerine Ekonomi Politik Bir Değerlendirme”, www. kesk.org.tr, 13 Kasım 2017.

(4) “Türkiye’nin en değerli şirketi Aselsan oldu”, https://m.sabah.com.tr.

(5) Hakan Özyıldız, “Naif bir bütçe denkliği hayali”, www. hakanozyildiz.com, 26 Ekim 2017.

 

Author: Merkez