Alman Bild gazetesi röportaj yaptığı Selahattin Demirtaş için ‘Erdoğan’ın en büyük düşmanı’ değerlendirmesini yaptı.   Bir yılı aşkın bir süredir cezaevinde bulunan HDP Eş Genel  Başkanı Selahattin Demirtaş, Almanya’nın önemli gazetelerinden biri olan Bild’e konuştu. Bild, röportajda Demirtaş için “O, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın en büyük düşmanı” değerlendirmesini yaptı.

Demirtaş’ın 4 Kasım 2016’da, güvenlik güçleri tarafından uykusundan uyandırılarak gözaltına alındığının hatırlan Bild, “44 yaşındaki siyasetçi o günden bu yana gözaltında tutuluyor. Savcılık, tutukluluk süresinin üstünden 1 yılı aşkın bir süre geçtikten sonra 600 sayfalık iddianameyi sundu. İddianamede, savcılığın talebi, 142 yıl hapis cezası. Suçlama iseterör örgütü liderliği, terör propagandası ve halkı kışkırtma” değerlendirmesinde bulundu. Bild’n Demirtaş röportajının dikkat çeken soruları ve yanıtları şöyle:

– Öncelikle sağlık durumunuzu ve moralinizi sormak isterim.

Kendimi burada Selahattin Demirtaş’ın bakıcısı gibi hissediyorum. O’na iyi bakıyor ve moralini güçlü tutuyorum.

– Siz neden hapishanedesiniz?

Türkiye’de demokratikleşme sürecini askıya alan ve kendi siyasal İslam projesini hayata geçirmek için önündeki bütün engelleri hukuk dışı yollarla bertaraf eden AKP ve liderinin hışmına uğradığım için. Partim ve arkadaşlarımla birlikte AKP’yi 7 Haziran 2015 seçimlerinde iktidardan düşürmeyi başardığımız için hapisteyiz.

– İçinde bulunduğunuz durumu, hapishane şartlarını bize anlatır mısınız?

Burası yüksek güvenlikli F Tipi bir cezaevidir. 12 metrekare yaşam alanı olan bir hücrede milletvekili arkadaşım Abdullah Zeydan ile birlikte kalıyoruz. Bir buçuk yıldır OHAL yasaları yürürlükte olduğu için cezaevi koşulları her zamankinden daha ağır. Ama bol bol kitap okuyup, yazarak irademizi güçlü tutmaya çalışıyoruz. Avrupa Konseyi, Türkiye’deki cezaevi koşulları ile maalesef ilgilenmiyor. Bu da işin başka bir hazin yönüdür.”

– Umudunuzu yitirdiğiniz oldu mu?

Asla yitirmedim. Beni ayakta tutan şey özgür ve onurlu bir gelecek umududur.

-Çözüm süreci, her şeye rağmen toplumun farklı kesimlerinden büyük destek görüyordu. Türkiye’de birden neler oldu da film koptu?

Süreci bitiren Erdoğan’ın kendisidir. Çözüm sürecinin artık kendisine oy kazandırmadığını görünce tam da sonuç aşamasında süreci bitirerek savaş politikalarına geri dönüş yaptı. O süreçte bizim de bazı yetersizliklerimiz oldu elbette. Çözüm sürecini yeterince topluma mal edemedik, iyi anlatamadık, yeterli düzeyde şeffaflığı sağlayamadık. Ama süreci bitiren kesinlikle biz değiliz.”

-Size göreTürkiye’deki Kürt sorununun çözümü nerede yatmaktadır? 

Kürt halkının ve Türkiye’deki bütün farklı kimlik ve inançların dil, kültür, eğitim, yaşam biçimi ve örgütlenme hakları anayasal güvence altına alınmalı; vatandaşların etkili bir şekilde yönetime katılmaları için yerinden yönetim modeli hayata geçirilmelidir. Bütün bunlar yapılırken de PKK’nin ve Öcalan’ın bir müzakere yoluyla sürece dahil edilmeleri ve şiddet sorununun da köklü çözümü sağlanmalıdır. Tüm bunların hayata geçmesi de güçlü bir siyasi irade ile etkili bir kamuoyu desteğine bağlıdır.

– Türkiye’de hukuk ve insan hakları çok büyük darbe aldı. Hakim karşısına bile çıkartılmamanızı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şu an ülkemizde yargı erki tamamen çökmüş durumda. Yargıçların küçük bir kısmı iktidara yaranmaya çalışarak tam bir siyasi militan gibi davranırken, büyük bir kısmı iktidarın hışmından korktuğu için bizlere karşı adil bir yargılama faaliyeti yürütemiyorlar. 14 aydır hakkımda devam eden 34 ayrı davanın (tutuklu olduğum dava dahil) hiçbirinde halen bir kez bile hakim karşısına çıkarılmadım. Tutukluluğumu fiili cezaya dönüştürmek istiyorlar. Duruşmalarda yargılanmaktan çok bir yargılama yaparak AKP’yi teşhir etmemden korkuyorlar.

– Darbe konusu açılmışken, 15 Temmuz ‘darbe girişimini’ nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bunun bir darbe girişimi olduğundan kuşku yok. Başından beri biz de nefretle kınadık ve karşısında durduk. 15 Temmuz’la ilgili karanlıkta kalmış birçok noktanın olduğunu biliyoruz. Parlamentonun bu karanlık noktaları araştırması AKP ve  Erdoğan tarafından engellendi. Oysa mantıklı olan, AKP ve Erdoğan’ın darbeyle ilgili bütün gerçeklerin ortaya çıkmasını desteklemesiydi. Ancak böyle yapmadılar. Üstünü kapatmayı tercih ettiler. Bu da pek çok şüphenin ortada kalmasına yol açtı. Ve maalesef Erdoğan darbe girişimi sonrasında oluşan korku, panik ve kaos ortamını ‘tek adam rejimi’ni güçlendirmek için bir fırsata dönüştürdü. Bu süreç halen devam ediyor.

-Sorun sadece AKP’de mi? Örneğin CHP’nin bu konuda bir çözüm üretebileceğine inanıyor musunuz?

CHP de dahil Türkiye’deki merkez partilerin hepsi Kürt halkının inkarı üzerinden politika yapıyorlar. Çözümü zorlaştıran şeylerden biri de maalesef budur. CHP, evrensel demokrasiyi tam anlamıyla savunabilen sosyal demokrat bir parti olsaydı, Türkiye’nin birçok sorununun çözümü daha kolay olurdu.

Demirtaş, ailesi ve iki kızıyla birlikte, 1 yıldan fazla süredir tutuklu olduğu Edirne Cezaevi’nde.        (artigercek)

Author: Merkez