Mustafa Durmuş'un Profil Fotoğrafı, Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gözlük ve yakın çekim

Mustafa Durmuş

Bir yılı daha geride bırakıp, belirsizliklerle dolu bir yıla daha girmek üzereyiz. Birçoğumuz içinden çıkmakta olduğumuz bu yılın muhasebesini yapmıştır.

Pek çok önemli ekonomik ve politik gelişmenin ötesinde, 2017 yılına damga vuran olgunun sosyal adaletin yok olması ve bunu yeniden sağlamaya dönük çabalar olduğunu düşünüyorum.

Önce darbe girişimi, ardından ilan edilen OHAL ile hak ve özgürlüklerin kısıtlanması ve kamudan ihraç edilen binlerce insan, barış istedikleri için mesleklerinden atılan ve çoğu işsizliğe mahkûm edilen yüzlerce akademisyen.

Bunlar, hangi gerekçe ile yapılmış olurlarsa olsun, bizleri bir arada tutan en önemli şey olan adalet duygusunu ve sosyal adaleti ciddi ölçüde yaralayan işler oldu.

Diğer yandan bu sorun sadece bu ülkede değil, emperyalist-kapitalist sistemin egemen olduğu tüm dünyada değişik biçim ve ölçülerde yaşanıyor. Bu bazı ülkelerde siyasal alandaki hukuksuzluklar, insan haklarının çiğnenmesi, bazılarında ülkedeki farklı cins, kimlik ve inançlara karşı yapılan ayrımcılık biçiminde yaşanıyor.

Ancak hepsinde görülen ortak adaletsizlik ekonomik alanda yaşanıyor. Örneğin dünyada gelir ve servet eşitsizliği hiç bu kadar yüksek boyutlara erişmedi. Öyle ki dünyanın en zengin 8 insanı 3,5 milyar insanın sahip olduğundan daha fazla bir servete sahip. Türkiye ise siyasal, sosyal ve ekonomik adaletsizliklerin bir arada yaşandığı ülkelerden biri maalesef.

Sosyal adalet talebi yüzyıllardır devam ediyor…

Bir toplumda yaygın bir adaletsizlik durumu varsa buna karşı tepkinin oluşması da normaldir. Nitekim toplum bütünüyle bu gelişmelere sessiz kalmadı ve sosyal adalet talebini yüksek sesle dillendirildi. Eşine az rastlanır haftalar süren bir uzunlukta ve yüz binlerin katılımıyla bir “adalet yürüyüşü ve mitingi” yapıldı ve bunu “adalet nöbetleri” izledi. 2017 yılına ilişkin önemli gelişmelerden bazıları bunlardı.

Aslında yüzlerce yıldır insanlar eşitlik, adalet ve daha iyi bir yaşam talep ediyorlar ve bunun için mücadele ediyorlar. Filozoflar, duyarlı bilim insanları bu yönde sayısız ideolojiler ürettiler. Hepsinin ortak noktası eşitlik, adalet ve kamu yararının sağlanmasıydı, gözetilmesiydi.

Örnek olarak sosyal adalet üzerine yapılan çalışmalar 15. ve 16.yüzyıla kadar gidiyor. Thomas Moore ve 16.-17.yüzyılda T. Campenalla sosyal adalet konusunda ciddi çalışmalar yürüttüler. Bu çalışmalar Moore’nin ünlü yapıtı ‘Ütopya’sının, diğerininki ise ‘Güneş Şehri’ adlı yapıtının ortaya çıkmasını sağladı. Yani adaletsizlik olgusunun varlığı ve yaygınlığı bunu ortadan kaldırmaya dönük ütopyaların da üretilmesini sağladı.

Kapitalizm altında sosyal adalet sağlanır mı?

Diğer yandan Marksistlere göre, 19.yüzyılda Marx ve Engels’e kadar bu filozofların hiçbiri konuyu doğrudan emek sömürüsü, işçi sınıfının ezilmişliği gibi kapitalizmin ortaya çıkardığı sorunlarla doğrudan ilişkilendirmedi. Dolayısıyla da önerdikleri sosyal adalet anlayışı işçi sınıfının eline, özgürleşmiş emek, barış, özgürlük, eşitlik ve sosyal adaletin temelini oluşturan bir araç ya da bir pusula sunamadı (1).

Örnek olarak T. Moore “özel mülkiyeti şeytan olarak” nitelemişti. Owen ve Sismondi gibi 18. ve 19.yüzyıl ütopyacı sosyalistleri de sadece sosyalist fikirlerin yaygınlaştırılmasıyla (bunun dışında her hangi bir mücadeleye girişmeksizin) sosyalizmin kurulabileceğine inanmışlardı.

Bu nedenle de sosyalist fikirleri savunan ancak sosyalizme nasıl ulaşılabileceğini bilmeyenlere tarihte “ütopyacı sosyalistler” dendi. Marksistlere göre, bunların temel sorunu ücretli emeğin doğasını tam olarak anlayamamak, sosyal gelişmenin kanunlarını bilmemek, sınıf mücadelesinin gerekliliğini kavrayamamak ve proletaryanın toplumu dönüştürmedeki öncü rolünü anlayamamaktı.

Marksist görüşe göre, Marks ve Engels’in başlattığı ve 20.yüzyılda Lenin ile sürdürülen “devrimci-bilimsel sosyalist teori” diğerlerinin bu açmazlarını giderdi (2).

Adil bir kapitalizm mümkün değil, reel sosyalizm deneyimi ise sorunlu

Günümüz adaletsizliklerinin kaynağı emperyalist-kapitalist sistem, her hangi bir kraliyet sarayı veya finans merkezi gibi devrimci kalabalıkların ele geçirebilecekleri mekânlar gibi fiziki bir şey olmadığı gibi, idealist gösterilerle yıkılabilecek bir şey de değil. Ya da ana akım iktisatçıların veya iş dergilerinin editörlerinin yaptığı gibi akılcı politikalarla üzerinde düzeltmeler yapabileceğimiz bir ekonomi politikası alanı değil (3).

Diğer yandan sosyal adaletin sağlanabilmesi sadece ücretli emek sömürüsünün veya piyasaların kaldırılmasıyla (dolayısıyla da kapitalizmin kaldırılmasıyla) mümkün değil.

Bir başka anlatımla 20.yüzyıl reel sosyalizminde görüldüğü gibi sadece mülkiyeti kolektif hale getirerek ve piyasaları ortadan kaldırarak sosyal adaletçi, özgürlükleri, emeği ve doğayı merkezinde tutan bir sosyalizmi kurmak mümkün olmuyor. Bunun için bu yüzyıla özgü bir sosyalizm ve bunun üstünden şekillenen bir sosyal adalet tanımına ihtiyaç var.

Gelecek umutsuz değil, umut dolu…

Teorik olarak kapitalizmin yerini neyin alabileceğini söyleyebilmek mümkün olsa da, pratikte bunun ne olacağını kestirebilmek zor. Ancak geleceğimizin politik olarak belirlenmemiş olması, otoriter rejimler, faşizm, barbarlık ve 3. Paylaşım Savaşı gibi felaket senaryolarına rağmen umutlu olmamız için yeterli bir neden.

Çünkü kapitalizmin sadece eski teknolojilerin ve üretim biçimlerinin yaratıcı yıkıcısı değil, aynı zamanda eşitsizliklerin ve doğal felaketlerin de kaynağı olduğunu iyi biliyoruz. Bu bağlamda içine girdiği derin krizler daha adil ve yaşanılabilir bir gezegen ve toplum yaratabilmek için iyi bir fırsat olabilir.

Adil bir toplumun kurulması mümkün?

Bazılarına göre bu sadece bir ütopya. Ancak insanların antik çağlardan bu yana (tıpkı sosyal adalet için olduğu gibi) örneğin uçmak için de hayaller kurdukları gerçeği unutulmamalı. Nitekim önce balonlarla uçmayı denediler ve çoğu kez de başarısız oldular, felaketlerle karşılaştılar. Ancak bıkıp usanmadılar ve sonuçta alüminyum kanatları olan modern uçaklar yaptılar. Bazılarımız birinci sınıf koltuklarda ya da özet jetler içinde, bazılarımız ise ekonomi sınıfında olsa da artık uçabiliyoruz. Diğer yandan insansız hava araçları gibi araçlarla da insanları havadan yok edebiliyoruz. Yani teknoloji insanlığa büyük imkânlar tanıdığı gibi, onu yok edebiliyor da.

Eski rüyalarımızı (bizleri zor seçeneklerle karşı karşıya bıraksalar da) gerçekleştirebiliriz. Bu bağlamda duygusal enerjimizi harekete geçirmenin tarihsel koşulu iyimserliğimizi korumaktır. Sonuçta başarı büyük ölçüde politik vizyonumuza, isteğimize ve kararlılığımıza bağlı olacaktır(4).

Howard Zinn’in ABD Halklarının Tarihi adlı eserinde söylediği gibi:
“En azından harekete geçersek, eylersek, büyük ütopik geleceği beklemek zorunda kalmayız. Gelecek, bugünlerin sonsuz halefidir ve bugün insanlığın yaşaması gerektiğini düşündüğümüz gibi yaşaması için, çevremizde kötü olan her şeye başkaldırmanın kendisi fevkalade bir zaferdir, haksızlığa isyanın kendisi bir zaferdir.”

Özgürlüklerin kısıtlanmadığı, sosyal adaletin tam olarak sağlandığı, umut, barış ve huzur dolu bir yeni yıl dileğiyle…
……………..
(1) What is Marxism and Leninism, abc of social and political knowledge, Progress Publishers Moscow, 1987, s. 12-16.
(2) Agk., s. 17.
(3) Wallerstein, Collins, Mann, Derluguian, Calhoun, Does capitalism have a future?), ,Oxford Press, 2013, içinde “The Next Big Turn”, s. 7.
(4) Agk.,s. 7-8.

 

Author: Merkez