Celal Başlangıç

AKP, 16 Nisan referandumunda çalınan minarenin kılıfını hazırlıyor. Önümüzdeki seçimlerin sonuçlarını ‘şehitler’, ‘teröristler’ ve yaşıyor görünen ölmüş aile büyükleri belirleyecek.

Başbakan Yıldırım AKP’nin Kocaeli İl Kongresi’nde konuşuyor.

O da ne, kürsüye askeri kamuflajla çıkmış.

Hani insan yaşına başına bakmasa “çocuklar askercilik oynuyor” sanacak.

Kamuflaj giydirilen çocuklar da var elbette.

Cumhurbaşkanı Erdoğan partisinin Kahramanmaraş İl Kongresi’nde kürsüye çıkmış.

Salonda, üzerine askeri elbise giydirilmiş bir kız çocuğu var. Yanına çağırıyor. Çocuğun cebine bir de Türk bayrağı konulmuş.

Başlıyor konuşmaya Erdoğan:

“Evet JÖH, yarbay, bordo bereli. Türk bayrağı da cebinde şehit olursa inşallah bayrağı da örtecekler.”

Bu arada salondakiler hep bir ağızdan bağırıyor:

“Reis bizi Afrin’e götür.”

O da karşılıksız bırakmıyor bu talebi:

“İnşallah hep beraber gideceğiz. Sefer görev emri olanlar hazır olsunlar. Şu an ihtiyaç yok ama… Yeni bir dirilişin arefesinde bulunuyoruz.”

Bu söz üzerine e-Devlet kilitleniyor. Herkes bilgisayarını açıp “acaba benim sefer görev emrim var mı” diye sorunca çöküyor sistem.

Liselerde sadece öğrenciler değil, okulun müdürü de, ilçenin milli eğitim müdürü de askeri kamuflaj giyip tekbir getiriyorlar.

Bazı okullarda “savaş tamtamları” çalıyor adeta, öğrenciler derslere marşlarla girip marşlarla çıkıyorlar.

İktidara sorarsanız “terörle mücadele”, görüntüye bakarsanız yeni bir dünya savaşına girdik.

İşin gerçeği Türkiye askerlerini Afrin’e göndermiyor aslında, AKP savaşa savaşa seçime gidiyor.

Önceden patlayan bombaların oylarının yüzdesini ne kadar yükselttiğini hesap ederlerdi.

Şimdi işi büyüttüler, bir başka ülkenin toprağını ele geçirmek için yapılan harekatın oylarını yüzde kaç yükselttiğine bakıyorlar.

“Şehit” asker cenazeleri ve etkisiz hale getirilen “terörist” sayısı üzerinden oy devşirmeye kalkıyorlar.

Getirdikleri “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” adıyla dünyada eşi benzeri görülmemiş bir yönetim modelinin ne kadar saçma olduğu attıkları her adımda ortaya çıkıyor.

Daha ilk adımda çuvalladılar.

Şimdi o getirdikleri ucube sisteme göre bir seçim sistemi oluşturmaya kalkıyorlar.

Getirdikleri modelin geçmişte Türkiye’nin canına okuyan “koalisyonlar dönemi”ne son vereceğini söylüyorlardı.

Tam tersi oldu, bırakın seçim sonrası koalisyon yapmayı, seçim öncesinde ittifak mecburiyeti ortaya çıktı.

Buna göre hazırladıkları yasa tasarısı bugün TBMM’de görüşülmeye başlanıyor.

AKP, MHP ile kuracağı “Cumhur İttifakı”na yasal zemin hazırlıyor.

Çünkü bütün çalınan savaş tamtamlarına karşın Erdoğan yüzde 50’nin üzerinde bir oy oranına ulaşamıyor.

MHP de zaten İYİ Parti’nin kopmasıyla barajın altında kalıyor.

Erdoğan’ın yüzde 50’nin üzerinde oya ihtiyacı var, Bahçeli’nin de yüzde 10’u aşıp Meclis’e girmeye…

Ancak bu ülkenin önüne dayatılan ucube bir “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”nden sonra “hatalar zinciri”ni sürdürmek mecburiyetinde kaldılar. Şimdi de içinde “Cumhur İttifakı” olan bir seçim sistemi dayatıyorlar.

Aslında getirmek istedikleri, 16 Nisan referandumunda çalınan minarenin kılıfını hazırlıyor.

Ancak minare biraz büyük gelmiş olacak ki kılıf bulmakta da zorlanıyorlar.

Getirdikleri yasa değişikliklerinde neler yok ki.

Sandık başkanlığına kamu görevlileri getirilecek, valilerin talepleri doğrultusunda sandıklar istenildiği gibi taşınılacak, mühürsüz oylar geçerli sayılacak, dileyen sandık başına kolluk güçlerini çağırabilecek.

HDP Anayasa Komisyonu Üyesi Meral Danış Beştaş yapılmak istenen değişiklikle varılması amaçlanan süreci çok iyi anlatmış.

“Yapılacak değişiklikle sandıkların taşınması ve birleştirilmesi yetkisinin valiliklere verilmek istenmesi de Kürt kentlerindeki seçmen kitlesine dönüktür. O sandıkları taşıyarak seçmenlerin sandığı gitmesi engellenecek. Hem de özgür iradeleriyle oy vermelerinin önüne geçilmeye çalışılacak. Tam anlamıyla kolluk gücünden oluşan bir barikat kurulacak. Sebebini kendileri ‘güvenlik’ olarak gösteriyor ama aslında kolluk baskısı ile oyların kendi hanelerine yazılması hazırlığıdır. Sandık kurulu başkanları AKP ve MHP’li kamu görevlilerinden seçilecek. Seçim hilelerine kapıları sonuna kadar açmaya çalışıyorlar. Seçim kanununda yapılmak istenen değişiklik bir taraftan da 16 Nisan referandumunda mühürsüz oyların kabul edilmesinin yasal olmadığının da itirafı. Aslında önce hukuksuzluğu fiilen yaşama geçirdiler, şimdi de o hukuksuzluğa hukuki kılıf hazırlıyorlar.”

Tam bugün TBMM’ye gelecek yasa değişikliği tartışılırken CHP Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen ortaya öyle bir şey attı ki, insana “yoksa seçim sonucunu tümüyle ölüler mi belirleyecek” diye sordurttu.

Malumunuz  Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü “Alt-Üst Soy Bilgileri kayıtları”nı tüm yurttaşların hizmetine sundu.

Aynen “sefer görev emri” meselesinde olduğu gibi sistem açılır açılmaz çöktü. Meğer milyonlarca Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı soyunu sopunu dehşetle merak ediyormuş.

Kimi dedesinin Kürt olduğunu, kimi babaannesinin Ermeni olduğunu görüp dehşete düştü.

Ama başka bir bilgiyle de karşılaştılar.

Öldüğünü zannettikleri anneanneleri, dedeleri, dedelerinin dedeleri meğer yaşıyormuş.

İşte CHP’li Pekşen, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde 2010 referandumunda “Muhterem Hoca Efendi”nin “Mezardan ölüleri kaldırıp oy kullandırmak lazım” sözünü hatırlatıp hem hafiften mizah yapıyor, hem de pek kimsenin aklına gelmeyen bir noktaya parmak basıyor.

“Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü tarafından açıklanan Alt-Üst Soy Bilgileri kayıtlarına göre en uzun yaşayan insanlar Türkiye’de. Dünya rekoru ne kelime. Nüfus idaresine göre bizden habersiz iki yüz sene yaşayan büyüklerimiz var. Gülüp geçiyoruz ancak gerçek şu ki; seçim hileleri bu kayıtlar üzerinden yapıldı, bu kayıtlar üzerinden ölülere oy kullandırıldı. Geçmişte ölülere oy kullandıranlar şimdi de Alt-Üst Soy Bilgileri ile nüfus kayıtlarında hile yaparak ölülere tekrar oy kullandırmanın önünü açıyorlar.”

Sonra can alıcı sorular yöneltiyor Pekşen:

“Uzun zaman önce hayatını kaybetmiş ancak listelerde sağ görünen bu vatandaşların oy kullanma hakkı var mıdır, oy kullanmak hakları var ise hayatını kaybetmiş insanlara nasıl oy kullanma hakkı verilmiştir, oy kullanma hakları yoksa kayıtlarda sağ görünen insanlara neden oy kullanma hakkı verilmemiştir?”

“Geçmiş seçimlerde bu kişiler için seçmen kartı düzenlenmiş midir, düzenlenmiş ise kaç kişi için seçmen kartı düzenlenmiştir, bu kişilerden kaç tanesi 2002-2017 yılları arasında yapılan seçim ve referandumlarda oy kullanmış görünmektedir?”

Cumhurbaşkanı Erdoğan parti kongrelerinde, mitinglerinde Afrin harekatında yaşamını yitirenlerin sayısını veriyor sık sık.

Diyor ki, “Şu ana kadar 80 küsur şehit askerimiz ve ÖSO mensubu var”.

Ardından da ekliyor “2021 teröristi etkisiz hale getirdik.”

Yani “2020 küsur” ya da “2020 kadar terörist” demiyor. Son küsuratına veriyor “etkisiz hale getirilen terörist” sayısını.

Ancak iş TSK mensuplarına ve ÖSO’ya gelince sayılar birden “küsur” ya da “kadar” oluyor.

Bu bile önümüzdeki süreçte yapılacak seçimlere “şehit asker” ya da “etkisiz hale getirilen terörist” sayısı üzerinden yatırım yapılacağını çok net gösteriyor.

Ancak buna bir de “soy bilgileri”nde yaşıyor görünen ölüleri ekleyince önümüzdeki seçimlere ilişkin bambaşka bir tablo çıkıyor; bu seçimler Türkiye’de değil de ölüler gezegeninde yapılacak.              (artigercek)

 

Author: Merkez