Selcuk  Polat

Birinci bölümde yapmak istediğim, ABD ve Müttefiklerinin dünyayı çıkarlarına uygun nasıl daha iyi yönetiriz plan ve projeleri içinde öne çıkan ve AKP’yi iktidara taşıyan YEŞİL KUŞAK TEORİSİNİN geldiği son noktayı göstermekti. Bu anlatım ne bir kurgu ne de Komplo Teorisi. Oyunun aktörleri tarafından dile getirilenleri aktardım. Fakat ihtimaller üzerine değerlendirmeler yapacağım en son GELECEK başlıklı bölümde kurgudan bahsedebiliriz.

Yeşil Kuşak Teorisi, Mısır’da ki İHVAN iktidar deneyiyle kötü bir sınav vermiş ve onu değişikliğe uğratan da bu pratik olmuştur. Müslüman kardeşler iktidar olmadan öncesi tıpkı AKP gibi hep ABD’nin kontrolünde ve Ilımlı İslamiyet’in önde gelen temsilcilerinden biriydi. Mursi’ nin Cumhurbaşkanı olduğu seçimleri Mısır halkının %50 si boykot etmiş ve İHVAN hareketi seçime katılan %50 seçmenin %51’nin oyunu alarak iktidara gelmişti. ABD’de bu hareketi başından sonuna, Mısır halkının %74’üne rağmen desteklemişti. Fakat bu İslami örgüt iktidar olduktan sonra gerçek yüzünü daha fazla saklayamamış diğer bir deyimle İslamiyet’in özünde var olan dogmatizm ve sekterliğin doğal sürecine engel olamamıştı. Bizde de AKP, daha doğru bir deyimle Erdoğan’ın bu işlemi light(layt) olarak sürdürdüğü gibi. Emperyalist karar vericilerin düşüncesinin tümden değişmesine yol açan gelişmeler nelerdi dersiniz? Ben Mısır’dan örnek vereyim siz bizdekilerle olan benzerliğine bakarsınız.

– ABD’nin desteğiyle iktidara gelen İHVAN, herşeyden önce toplumun %10’unun temsil eden Hristiyanlara karşı hoşgörülü olmayı beceremedi. Aksine baskılar ve şiddet giderek gelişti. Öyle ki 1997’de 67 turistin öldürüldüğü katliamı planlayan Adil el-Hayat’ı Luxor Valisi yaptı. Aynı fanatik tavır azınlıkta da olsalar Şiilere karşı da gösterildi.

– Gazeteci/belgeselci Sedat Aral, İHVAN için şöyle demiş: “Ülkenin gelirleri Müslüman Kardeşler tarafından yağmalanıyor. Mursi’nin “Hatalar yaptım” derken bahsettiği aslında bu…” Bu sözü bir yerlerden hatırladınız mı?

– Ülkenin her yerinde seküler yaşamdan yana olanlar suikastlarla katlediliyordu. Baascı veya militan grupların da karşılık verdiklerini not etmeliyim.

– Mursi ülkeyi olağanüstü yasalarla yönetiyordu. Hatta 30 Ocak 2013 tarihinde Almanya Başbakan’ını ziyaretinde Olağanüstü yasayı mecburiyetten ilan ettiğini söyleyerek şöyle diyordu: “Bu halkın güvenliği için geçici bir önlem. Durum istikrara kavuştuğunda geri alınacak”

– Daha önceki iktidar döneminde göstericilerin üzerine polis gazı ve suyu sıkılıyor ve coplanıyorlardı. Fakat Mursi iktidarına karşı gösteri yapanların üzerine ayrıca silahlı saldırılarda bulunundu. 5 Aralık 2013 de Tahrir Meydanında Mursi’nin istifası için bir araya gelen kitlenin üzerine açılan ateş üzerine 11 kişi ölmüş bine yakın insan da yaralanmıştı.

– Mursi’nin getirdiği yasalardan bazıları, kadınların işe girerken bekâret kontrolü yapılması ve 9 yaşındaki kızlarla evlenme izni üzerineydi.

– Ayrıca Mursi kendini korumak için 20’ye yakın yasa çıkartmaya çalıştı.

Son bir örnek daha:

– Bakıyorsun ki senin işin, daha fazla namaz kılan birisine verilmiş veya namaz kılanlar tüm imtihanları hemde katılmadan kazanıyor.

Yukardaki örnekler size tanıdık geliyor mu?

Yukardaki örnekleri vermemin nedeni hem ülkemizdeki benzerliklerine dikkatinizi çekmek hemde ABD yöneticilerinin fikrini değiştiren ortamın bunlarla oluşturulduğunu göstermektir. ABD de, ülkemizle ilgili bu fikir değişikliği sanmayın ki sadece İktidar çevrelerinde olmuştur. Aksine Cumhuriyetçisinden Demokratına, Demokratından Liberaline kadar tüm siyasi çevreler Erdoğan iktidarından rahatsız hale gelmiş durumda. (Bunda F. Gülen ve Zarrab ’ın varlığı da etkili olmuştur tabi). Bu ise bugüne kadar hiç görülmeyen bir sonuç! Emperyalistlerin insan hakları, demokrasi vb. bir takım ölçüleri yok. Onların tek ölçüsü sömürü ağını ve yönetimlerini sürdürebilmek için gerekli olan istikrar veya gerekli ortamının var olup olmamasıdır. Görüldü ki bu istikrar ve gerekli ortam, tabandan da gelse, adı ılımlı da olsa İslami güçlerle bölgede bunu sağlamak pek öyle kolay değil. Suudi Arabistan ve Körfezde ki İslamcı İktidarlar(Katar hariç) bugün ABD’nin tam bir kontrolüne girerek zaten hiç biri radikal İslamiyet’le ilgili her hangi bir iddiada ve faaliyette en azından son 4-5 yıldır bulunmuyorlar. Aksi yönde çabalar içindeler. Örneğin Fas kralının desteğiyle başlayan Fas’ın Marakeş şehrinde 2016 yılında İslamiyet’le ilgili yapılan toplantıya dikkatinizi çekmek isterim. Konferans, Müslüman Toplumlarda Barışı Temin Forumu (“Forum for Promoting Peace in Muslim Societies”) adı ile toplanmış ve İslamiyet’le ilgili şu tespitlere yer vermiş:

1-) İslamiyet’in 10 değeri: Nezaket, onur, iş birliği, uzlaşma, insan kardeşliği, bilgelik, kamu yararı, adalet, merhamet ve barış. Bölgede yaşananlarla sanki dalga geçer gibi sunulan bu ilkelerin hangi İslamiyet’le yönetilen ülkede uygulandığını gösterebilir misiniz?

2-) Marakeş bildirgesi “anayasal vatandaşlık” düşüncesi üzerine vurgu yaparak hareket özgürlüğü, mülkiyet, karşılıklı dayanışma, savunma ve “kanun önünde adalet ve eşitlik ilkeleri” gibi bir dizi burjuva hakkı dile getiriyor. Yetmiyor bildirge aynı zamanda, BM Sözleşmesi ve Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi’ni de tasdik edip İslam hukukunun bu bildirgelere uygun olduğunu ifade ediyor. İslamiyet! Sen neymiş de biz bilmiyor muşuz!!!

3- İslamiyet’te azınlıklık gruplara nasıl davranılacağına ve korunacağına ilişkin bir girişimde diyebiliriz bu toplantıya.

Bu bir ABD ürünüdür!

İşte İslamiyet’in güncellemesi bu! Sıkıysa uyma! Daha doğrusu uyacağını söyle! Çünkü Emperyal güçler için uygun ortamı sağla yeter! Erdoğan, onların bu zaafını bildiğin için bugüne kadar idare edebilmesinin sırrı da açığa çıkmış bulunuyor.

GELECEK

Ülkemizde ki gelecekle ilgili bir öngörüde bulunabilmek için süreci belirleyen iki(2)ana faktörü iyi bilmemiz gerekir. Bu faktörlerden biri: Erdoğan açısından hiçbir şekilde iktidarı bırakmamaktır. Sanırım iktidarı bıraktığı anda yargılanacağını bilen bir muktedirin bugüne kadar iktidarı devrettiği olmamıştır. Dolayısıyla Mursi gibi direnmeyeceğini aksine Oyun kurucularıyla uzlaşmak için her yolu deneyeceğini bilmemiz gerekiyor. Diğeri: Direnme şansı sıfır! Uzlaşma için her yolu deneme esas olandır.

Fakat burada bir sorun var! Sorun, Erdoğan’ın güvenirliğini Müttefiklerinin gözünde sıfırlamış olması ve gözden çıkarılmış olmasıdır. Bunda rol oynayan iki faktör var: Birincisi İŞİD vb. radikal gruplarla olan sıcak ilişkisi; ikincisi de Rusya kartını tehlikeli şekilde kullanmasıdır diyebilirim. Mursi ’den istenen en önemli uzlaşı iktidarı paylaşmasıydı. Mursi bunu da reddetmişti. Ülkemizde ise iktidara oynayan veya en azından iktidarda değişiklikler için mücadele eden bir güç, bir kitle yok! İşte dengeyi bozmak için sosyal güçlerden birinin veya ezilenlerden bir kesimin harekete geçmesi gerekiyor. HDP dışında siyasi gruplar çıkarları için hareket eden ve devletin bekası adlı nağmeyle hemen uykuya dalan zavallılardır. Sadece Sosyal-Demokrasinin tabanında bu potansiyel var! Onları da harekete geçirecek birleşik sosyalist bir güç ortalıkta gözükmüyor. Dolayısıyla güç oyunları Erdoğan’la ABD arasında al gülüm ver gülüm hesabı devam edecektir. Taki ABD tarafından güvenilir bir partner bulunana kadar. Emekçiler ve ezilenler lehine durumu değiştirecek güçlerin ise siyaset sahnesine çıkmasıyla tüm bu oyunların bozulacağını da eklemeliyim.

Sonuçta neler olabilir?

İslami olarak; Bugüne kadar İHVAN hareketiyle, İŞİD, El Kaide vb. radikal dinci gruplarla olan sıcak ilişki, tarikatlar, dini kurumlar aracılığıyla sapıklıkların, etik olmayan değerlerin yaygınlaştırılması, Cumhuriyetçi değerlerin devlet kurumlarında hiçlenmesi, vb. icraatları sayabiliriz.

Fakat yeni durumda bunların hepsi “ılımlı İslamiyet sizin söylediğiniz gibi hiçte tehlikeli değil” modunda bir takım düzenlemeler bekleyebiliriz. Bu ara sosyal güçlerin ortaya çıkıp bu maskeyi alaşağı etmesi gerekiyor. Böylesine bir hareket aynı zamanda ABD’nin de maskesini alaşağı edecektir. Yoksa Marakeş Deklarasyonu çerçevesinde sulandırılan maskaralıklar gerçekleşecek. Bugüne kadar realize olanlar:

a-) Tarikatlara, vakıflara, İslami sosyal kuruluşlara dizginleme,

b-) Diyanet İşlerine daha fazla inisiyatif,

c-) İŞİD vb. radikal örgütlerle olan organik ilişkilerin yeni normlar içinde ele alınması,

d-) Cumhuriyet değerlerine göstermelikte olsa sahip çıkma(Anıt Kabri ziyaret, Mitinglerde Atatürk resmi asma vb. gibi),

Bundan sonra olacaklar:

a-) Devlet kurumlarında ki Şeriat uygulamalarının yavaşlatılması,

b-) Ilımlı İslamiyet’le ilgili algı yaratma,

c-) 2023 Şeriat projesinin tadilatı.

Siyasi olarak; Erdoğan bugüne kadar parlamentoyu, muhalefet partilerini özellikle de HDP’yi kapatmayarak oyunun kurallarına yeterince uyduğunu sanıyor. Bugüne kadar yaptığı kurnaz hamleler ise şöyle: Partisi ve devlet içinde temizlik, Kürt düşmanlığını kullanma, Seçim sistemine müdahale ve değiştirme, Ordu içinde Atatürkçü laik subayların tasfiyesi, kendi kontr-gerillasını(SADAT) kurma, halkın üzerindeki ağır baskı-şiddet, uzlaşmama ve hakaret kültürünü kullanarak cephe oluşturma vb. leri olmuştur. Yukardaki ortamı geren uygulamalarda tedrici de olsa yumuşamalar bekleyebiliriz. Bu açıdan:

a-) Kürt açılımı (içeriğini güçler belirleyecektir)tekrar gündeme gelebilir,

b-) Parti içi küskünlerden bazılarının örgüte dönmesi gerçekleşebilir,

c-) Seçimlerde tarafsız gözlemciler bulunabilir(tabi etkin olmaması koşuluyla),

d-) CHP’nin eylemliliklerine ve Yönetimine karşı tavırda bazı değişiklikler,

e-) Ulusalcı ve Cumhuriyetçi unsurlara daha fazla özgürlük,

f-) Cezaevindeki gazeteci, yazar ve sosyal medya mağdurlarına karşı tedrici yumuşama,

g-) Anti Amerikancı hareketleri gizlice organize edip sonrada açıkca bastırma vb. şovlar, provakasyonlar,

h-) Her konuda görünüşte cumhuriyetçi ama gerçekte İslamiyetçi uygulamalar.

Dış ilişkiler olarak; ABD’nin 2018 Ulusal Siyaset Belgesi açıklandı. Bu belgede birinci sırada hedef olarak Rusya-Çin, ikinci olarakta İran ve K. Kore var. Üçüncü olarakta Radikal İslami güçler sıralanmış. Türkiye ve Katar’ın ismi geçmiyor ama sözcüleri tarafından hedefte olduğu açıkca ilan ediliyor. Dolaysıyla Erdoğan ABD ile rüşvetleriyle, onları yatıştırmak için verecekleriyle uzlaşma, iyi geçinme yollarını arayacak. Fakat Trump’ın damadı Kushner, Suud veliaht-prensi Muhammed bin Salman ve içinde İsrail’in de bulunduğu bir grubun Orta Doğuyu dizayn etme, güç dengelerini yenileme konusunda çalışma yaptığı söyleniyor. Yukardaki tüm bilgiler ışığında baktığımızda

a-) F. Gülen’i ülkesine gönderme yönünde baskıların olabileceği,

b-) Bu baskı sonuç verirse Feto terör örgütü yerine yeni bir düşmanın icat edilebileceği,

c-) İsrail’e ve Kudüs’ün İsrail’in başşehri olduğuna ilişkin yeni açıklamalar ve uygulamaların gündeme geleceği,

d-) Rusya’yla ilişkilere ve özellikle silah alımına karşı sert tedbirlerin gündemde olduğu,

e-) Türkiye Münbiç’e sokularak Rusya’dan uzaklaştırılıp Suriye’de yeni dengelerin oluşacağı,

f-) Afrin saldırısının Rusya ve ABD’nin ortak projesi ve saldırının özünde demokratik Kanton Anayasası, yani devrimci Kürtlerin burnunu sürtme, hizaya sokma operasyonu içerdiğini gören YPG’nin, ABD’den tam kopmasa da kurtarılmış Kantonlar ve gerilla savaşı taktiğine yönelmesi şartıyla önümüzdeki dönem Suriye’nin kaderinde belirleyici rol oynayacağı,

g-) Barzani iktidarı ve YPG arasında şimdiden yumuşamalar beklentisinin olabileceği,

h-) Irak Yönetiminin ve Türkiye’nin İran’la olan yakınlaşmasının önüne engeller çıkartılacağı bu açıdan Kandil operasyonunun tehlikede olduğu

ı-) Zarrab kartının önümüzdeki dönemde rest biçiminde masaya sürüleceği

SÖYLENEBİLİR.

Tüm bu öngörüler ABD’nin deklare ettiği 2018 yılı SİYASET BELGESİ ışığında hazırlanmıştır. 2019 yılı siyaset Belgesi yeni uygulamaları ve farklı politikaları gündeme taşıyabilir.

 

Author: Merkez