DİYARBAKIR – AKP iktidarının iş sağlığı ve güvenliğini görmezden gelen uygulamaları nedeniyle iş cinayetlerinde 7 kat artış yaşandığına dikkat çeken Genel İş Sendikası Şube Başkanı Zeynep Demir, bunun kimi yasa değişiklikleri, artan özelleştirme ve taşeron uygulamalarının sonucu olduğunu kaydetti.

İş sağlığı ve güvenliği kapsamında çıkarılan 6331 sayılı yasa, emekçinin haklarını korumaktan uzak, yıllardır süren sorunu daha da karmaşık hale getirdi. İşçi cinayetleri ve güvencesiz çalıştırmanın hiçbir dönem bu kadar artmadığını ifade eden Genel İş Sendikası Diyarbakır 1 Nolu Şube Başkanı Zeynep Demir, AKP iktidarı döneminde çıkarılan 4857 sayılı İş Yasası ile birlikte başlayan dönüşüm sürecinin, artan özelleştirme ve taşeron uygulamalarının ardından iş cinayetlerinde hayatını kaybeden işçilerin sayısının 7 kat arttığını dile getirdi. Demir bunun nedenlerine ilişkin tespitleri sıraladı.
‘DENETLEME YAPMAYANLAR CEZALANDIRILMALI’ 
İş sağlığı ve güvenliği kapsamında çıkarılan 6331 sayılı yasanın başlarda ciddi bir çalışma olarak birçok sorununa çözüm olacağı iddiasına sahip olduğuna dikkat çeken Demir, “Bu kadar ciddi ve can alıcı bir konuda yasa çıkarmadan önce sivil toplum örgütleri, bu yasanın muhatabı işçi temsilcileri ve işverenlerle ön görüşmeler yapılmaması hükümetin bu konuda samimi olmadığını gösteriyor. Sivil toplum örgütleri ve odaların en temel itirazı şuydu. İşçi sağlığı ve güvenliği hizmetleri üretimin bir parçası olmasından kaynaklı denetleme ve sonrasındaki hukuki süreçlerde yapılması gerekenleri yapmayanların hukuken cezalandırılabileceği bir yasa zaten olmalıydı. Ancak hükümet, bu yasayla fabrikalara ‘İşveren Temsilcileri’ atayarak asıl işvereni hukuki sürecin dışında bırakarak sorumluluktan kaçmanın yolunu kolayca açtı” şeklinde konuştu.
‘ÖZEL EĞİTİM MERKEZLERİ RANT KAPISINA DÖNDÜ’ 
Türkiye’nin iş cinayetlerinin en büyüğüyle Soma’da, 301 madencinin yaşamını yitirdiği maden faciasında karşılaştığını hatırlatan Demir, “Burada çok büyük denetim mekanizmalarının eksikliği söz konusudur. Bunu önlemede çıkarılan İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası’nın ise Tabip Odası ve TMMOB başta olmak üzere meslek örgütlerinin etkinliğini azaltacak bir proje halini aldı. En önemlisi yetkileri Çalışma Bakanlığına devredilip, eğitimler resmen özel eğitim merkezlerinin rant kapısına dönüştürüldü. Yılların eğitimli işyeri hekimlerinin elinden sertifikaları alındı, geçersiz sayılıp Çalışma Bakanlığının verdiği yetkilerle açılan tecrübesiz, paraya endeksli, eğitimlere ve stajlara katılmadan tamamlanabilen bir yapı oluşturuldu. Saha tamamen tecrübesiz ve eğitimsiz işyeri hekimleri, iş güvenliği uzmanlarına bırakıldı. Bu yüzden işçi ölümleri artarak devam ediyor” dedi.
‘KURUMLARI DENETLEYEN MEKANİZMALAR YETERSİZ’
Son zamanlarda iş sağlığı ve iş güvenliğine yönelik açılan özel kurumların yeni bir istihdam alanı üretme kaygısına döndüğünü ifade eden Demir, “İş Sağlığı Güvenliği konusunda özel kurumlara uzman olarak alınıyorlar, fakat bu kişiler ne kadar yeterliliğe sahip, söz konusu bu denetim mekanizması ne kadar yeterli, ölçütü nedir bunlar irdelenmiyor. İş sağlığı ve güvencesi kapsamında çıkarılan birçok uygulamanın tekrar güzden geçirilmesi gerekiyor. Güvencesiz çalıştırma hala hat safhada, işsizlik her geçen gün artıyor. Dolayısıyla kar güdüsüyle hareket eden işveren işçi sağlığını geri planda bırakıyor. İş Sağlığı Güvenliği uzmanlarının işveren tarafından istihdam edilmesi bile bu konunun en büyük handikaplardan birisidir. Şuan mevcut durumda uzman kişi de o kurumda işçi pozisyonundadır. Kuruma bağlı çalışan birinin bir iş kazasında nasıl farklı bir rapor vermesini bekleyebiliriz ki? Yani bu durum içinde birçok handikabı barındırıyor ve sorunlara çözüm olmuyor” diye konuştu.
İŞÇİ CİNAYETLERİ VE TAŞERONLAŞTIRMA
Taşeronlaştırma sistemiyle birlikte asıl işveren ile alt işverenin birbirine karıştığına dikkat çeken Demir, herhangi bir iş kazasında veya işçi ölümünde hangisinin asıl muhatap olduğu konusunun netleştirilemediğini kaydetti.
Böyle durumlarda genellikle alt işveren ile asıl işveren arasında karşılıklı bir suçlamayla olayın muğlaklaştırıldığını söyleyen Demir, “Suçlu genellikle bulunamıyor ya da hak ettiği cezayı bulamıyor. Bu anlamda kanunlar arasında da bir nizam ve tamamlayıcılık olmadığı için kopukluk söz konusudur. Kanunlar arası boşluktan da sürekli mağdur olan emekçi bir kere daha adalet önünde mağdur oluyor. Oysa hükümetlerin, devletlerin asıl koruması gereken işverenler değil emekçilerdir. Şuan ülkemizde bunun tersinin uygulandığını görmekteyiz” dedi.
HÜKÜMETİN SENDİKASIZLAŞTIRMA POLİTİKASI
Hükümetinde sendikasızlaşmayla ilgili bir çok politikasının hakim olduğunu kaydeden Demir, işverenin işçinin sendikalaşmaması için elinden geleni yaptığına dikkat çekti. Bir sendikaya üye olmanın işten atılma sebebi olabildiğine işaret eden Demir, “Emekçiler bunun hukuki mücadelesini verdiklerinde ise önleri kapalı. Sendikaya üyeliğinden işinden atılabilirsiniz deniyor. Bu anlamda yasalar da ne yazık ki sendikalaşmanın zorunluluğu işverene hükümetin yaptırım uygulanması gerekiyor. Fakat ülkemizde böyle şeyler söz konusu değil. Daha gelişmiş Avrupa ülkelerine baktığımızda bu yasalar çerçevesinde desteklenmektedir. Bizim bu konudaki mücadelemizin felsefesi kar için ölümüne çalışmak değil, yaşam için insanca çalışmayı esas alıyoruz. Bu yüzden bu hakların elde edilmesi için mücadelemiz devam edecek” diye ekledi.
(MA)