İZMİR – Özgürlükçü Demokrasi gazetesine kayyum atanmasıyla medya üzerindeki baskı katmerleşirken, geleceğin gazetecileri endişelerini, “Kendimize hiçbir yer bulamıyoruz” sözleriyle dile getirdi.

Türkiye’de 20 aydır devam eden Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile yüzlerce gazete, televizyon, radyo, ajans ve internet sitesi kapatıldı. “Medyayı susturma operasyonu” şeklinde değerlendirilen bu uygulamalara Doğan Medya Grubu’nun Demirören Grubu’na devredilmesi, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’na (RTÜK) internet yayıncılığını denetleme yetkisi verilmesi de eklendi. Son olarak Özgürlükçü Demokrasi gazetesi ve gazetenin basıldığı Gün Matbaası’na kayyum atandı.
Yaşananlar, toplumun geniş bir kesimi tarafından hükümetin “tek tip medya oluşturma” girişimi olarak yorumlanırken, ana akım medyanın servis ettiği haberlerin de inandırıcılıktan uzak olması tepkilere neden oluyor. Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencileri, Türkiye’de gazeteciliğin geleceğinden duyduğu kaygıyı dile getirdi.
‘KARANLIĞA SÜRÜKLEYECEK GAZETECİLİK İSTİYORLAR’
Gülben Yıldırım, normal şartlar altında dahi çalışma olanaklarının sınırlı olduğunu dile getirerek, devletin medyayı tek elde toplaması sonrasında gazetecilik yapılacak alanların daha da daraldığına vurgu yaptı. Yıldırım, medya üzerinde yapılanları, “İktidarın hem halkın hem de gazetecilerin boğazını tam anlamıyla sıkması demektir. Aydınların fikirlerinin oluşmasına izin vermek istemeyecekler. Gazetecilik demek, bir yerde özgür düşünce ve toplumu aydınlatmak demektir. Ama ben bunu Recep Tayyip Erdoğan’ın gölgesinde yapmak istemiyorum. Çünkü ülkeyi aydınlatmak yerine, karanlığa sürükleyecek gazetecilik istiyorlar” sözleriyle dile getirdi.
‘ÖZGÜR HABERCİLİK YAPMAKTAN ENDİŞELERİM VAR’
Özgür habercilik yapamama endişelerinin olduğunu söyleyen Yıldırım, yıllardır bu duruma maruz kaldıklarını belirtti. Birçok gazetecinin yurtdışına gitmek zorunda kaldığını ifade eden Yıldırım, “Bunu biz de yapabiliriz ama ben bunu yurtdışına çıkarak değil, ülke sınırları içinde yapmak istiyorum. Mesleğimi özgür basın başlığıyla Türkiye’de yapmak istiyorum” dedi. “Karanlık çağları atlattık; ama hala aynı sorunları yaşıyoruz. Tek derdimiz özgürlük” diyen Yıldırım, gazetecilere dokunulmazlık getirilmesi gerektiğini söyledi. Sansür ve kapatılma durumlarının da ortadan kaldırılmasını isteyen Yıldırım, “Dokunulmazlığı kendi kanatları altına alan Erdoğan’ın geçmişini ve bugününü kurcalamak gerekiyor, ne yapmış da dokunulmazlığı hak etmiş?” diye sordu.
‘ÖZGÜRLÜĞÜ YOK EDİYORLAR’
Türkiye’de medyanın tekelleşme sürecinin 1990’lı yıllarda başlatıldığına dikkat çeken Faki Aydın, medyanın devlet ağzıyla bir propaganda aracı olarak kullanıldığını ifade etti. Medyanın yasama, yürütme ve yargıdan sonra gelen 4’üncü güç olarak denetleme yetkisinden yoksun bırakıldığını kaydeden Aydın, “Medyası taraflı olan bir halkın düşmanı olmasına gerek yok. Zaten medya tek başına düşmandır. Halk artık güvenmiyor, inanmıyor ve nitelikli gazeteci yetişemiyor ülkede. Özgürlüğü de yok ediyorlar. Gazeteciliğin yok olması, özgürlüğün de yok olmasıdır. Yalan haber üreterek toplumu bir yere götüremezsin, sadece kendini kandırmış olursun“ ifadelerinde bulundu.
‘MEVCUT MEDYA YABANCILAŞTIRIYOR’
Mezun olduktan sonra ana akım medyanın mevcut durumundaki hiçbir yayın organında çalışamayacağından söz eden Aydın, havuz medyada çalışması durumunda kendi değerlerine ihanet edeceğine vurgu yaptı. Aydın, “Mevcut medya benim sesime ters, beni yansıtmıyor, değerlerimi alıp kendi içinde yutuyor ve beni yabancılaştırıyor. Çözüm, Alevilerin, Kürtlerin, ezilen işçilerin ve toplumun diğer kesimlerinden yurttaşların kendilerini ifade edebilecek medya alanlarıyla mümkündür. Medya yoluyla yurttaşlar kendini açıklayabilmeli, derdini anlatabilmelidir. ‘Sen benden değilsin, benim gibi değilsin’ diyerek gazetecileri tutuklamak, asla durumu çözmeyecektir” diye konuştu.
‘GELECEKTE KENDİME BİR YER BULAMIYORUM’
Tek tip bir medya, tek tip bir ideoloji ve tek tip bir düşüncenin var olmasının, gazetecilik mesleğini çok önemli derecede etkilediğine dikkat çeken Emek Kılınç ise,  tek tipleşmenin eril sistem algısı olduğunu ve bir kadın olarak bunu asla kabul etmeyeceğini söyledi. Medya üzerindeki saldırıları, “korku imparatorluğunun sağlamlaştırma hamlesi” olarak yorumlayan Kılınç, “İktidarın, medyayı abluka altına alması dolaylı olarak okuyucunun da abluka altına alınması anlamını taşıyor. Geleceğe baktığımda kendime hiçbir yer bulamıyor, ötekileşiyor ve baskıya maruz kalıyorum. Ezilmiş, ötekileştirilmiş kesimlerin medyadaki temsiliyetlerinin artırılmasıyla bir çözüm yolu aranabilir” diye belirtti.
‘GAZETECİLERİN BIRAKTIĞI MANEVİ MİRAS VAR’ 
Demokratik değerler içerisinde çok sesliliğin olmazsa olmaz olduğuna vurgu yapan Can Kıpçak da, medya alanlarında çok sesliliğe karşı bir set kurulduğunu kaydetti. Bugün çalışacağı bir basın organında nasıl bir haber dili kullanması gerektiği konusunda kendisine bir yönlendirme yapılacağına değinen Kıpçak, bu şekilde objektif ve tarafsız halk haberciliği ilkesinin yok edileceğine vurgu yaptı. Kıpçak, “Özgürce bir haberin gerçekliğini ortaya dökemeyeceksek, o zaman haberciliğin anlamı nedir? Hrant Dink gibi gazetecilerin gerilerinde bıraktıkları çok güzel manevi bir miras var bize. O da duyurulması gerekenin duyurulması için gerekirse ölüm bile göze alınmalıdır” dedi.    (MA)