Irkçılığın kini ve nefreti, faşizm kitle ruhunda nasıl zalim olduğunu her daim gösterdi, gösteriyor. Halklar arasında neleri tahrip ettiğini neler yaptığını, yalan propagandasını nasıl yaydığını ve acı uygulamalarını ancak farklı bir gözle bakmakla, okumakla, araştırmakla ve öğrenmekle anlaşılacağını bilmemiz gerekiyor. Yapılanlar ve yaşananlar ortadadır. Sorgulamak istediğim; görmenin, bilmenin ve okumanım bir hatırlatmasıdır. Bencilliğin, çıkarcılığın sosyolojik kırılmanın, kültürel çöküşün, cinnet toplumu haline getirilmenin ve ahlaki değerlerin ayaklar altına alınmasına bir tepkidir.
Emekten yana olanlara, savaş istemeyenlere yapılanları, Irkçı uygulamaları ve saldırıları ve de farklılıklara yapılan tahammülsüzlüklerin nedenini biraz olsun düşünmek gerekmiyor mu? Daha çok silah alarak ve daha çok bomba atarak daha çok insan öldürenlerin kandan beslenenlerin Allah sevgisi olabilir mi? Savaş ve ölüm üzerine çığlık atanlar Allahın verdiği canı Allah alır diyebilir mi? İslam dini barış dinidir diyebilir mi? Irkçıların katliamlarını , vahşetini kınamayanların, tavır almayanların insanlığı olabilir mi? Dağları ovaları delik deşik edenlerin doğa düşmanlığını gördük. Kültürel mirasları sular altında bırakanların hem ırkçı hem de sermayenin çömezleri olduğunu gördük. Doğaya yapılan tahribatları kimler adına yapıldığını ve yarattığı sonuçları gördük.

İslam içi çatışmalarda, İslam adına gazlı ve plastik mermili saldırılarıya uğrayanlar, ırkçı kinlerini kendinden olmayanlara karşı nefretlerini kustuklarını gördük. Dayak yediklerinde;

“Biz Kürt müyüz? Biz terörist miyiz? Neden bize saldırıyorsunuz?“ diye polise tepki vermeleriyle çatışkılarını, gerçek yüzlerini, kindarlıklarında bir kez daha kendi gibi düşünmeyenlere yönelttilerini gördük. Ayıdan post, kindarlardan dost olmaz, bunu hiç bir zaman unutmamalıyız, aklımızda tutmalıyız. Aynı tepkileri Van depreminde de gördük. Van depremine “oh olsun” diyenler ve “sırada Diyarbakır olsun” diye sevinenlerin kinlerinin depreşmesiyle nasıl sevinç çığlıkları attıklarını gördük. Muhalif basına yapılanlarıgördük. Bunu gazetemiz Halkın Nabzı gazetesinin genel yayın müdürü ve yazarı İshak Karataş’ın keyfi cezaevine konulmasında gördük.

Cerattepe direnişinde CHP’li vekilin “Burası Sur değil, Cizre değil, burası Artvin. T.C.’nin bir ili, öyle göremezsiniz, bedeli çok ağır olur” sözlerini duyduk.

Ülkücülerin, Alperenlerin, Osmanlı ocaklarının sokaktaki ırkçı çığlıkları kulaklarımızda, farklılıklara karşı olduklarını ve ortak tavır aldıklarını gördük. Günlük hayatımızda sanatsal, kültürel, siyasal ve yaşamsal alanlarımıza müdahale ettiklerini de gördük.

Tahammülsüz olanların ve insanlıktan çıkmışların ırkçı saldırıları arasında yaşıyoruz.Irkçılık, egemen ulus baskısıyla farklı düşünceleri, farklı kimlikleri yok etmek için her türlü kötülüğü yaptığını gördük. Irkçı milliyetçi düşünce dinciliğe sarılarak kendini her şeyi üstünde görerek, okulda, sokakta, toplu taşıma araçlarında ayrıcalıklı ve istedikleri gibi davrandıklarını gördük. Kendi gibi düşünmeyenlerin düşüncelerine her türlü düşmanlığı yaptıklarını gördük. Eğitime sanata karşı olduklarını gördük.

Yaşanılan ve yaşatılan milliyetçi-ırkçı saldırılarının gerçek kimlikleri ortalık yerde irin akıtıyor

Kendimize insan diyorsak inkarcılığın, ırkçılığın vahşetine ortak olmayacağımızı söyleyebiliyor muyuz?

Irkçı şiddete karşı çıkabiliyor muyuz?

Özgürlüğe açıkça müdahale eden zalimlere karşı eleştiriden yana tavır alabiliyor muyuz?

Çocuklarımız ölmesin diyenler, barış isteyenler, akademisyenler, aydınlar vatan haini ve kuduz ilan edildiler. Bunu sorgulayabiliyor muyuz?

Zulme karşı sessiz kalanlar o kadar çok ki. Ortalıkta o kadar yalan haber var ki. Savaşın ve haksızlığın vahşeti ortalığı kasıp kavururken, ölümün izleriyle oluk oluk kan akıtmak isteyen ırkçı katiller tehdit savuruyor.

Baskı ve zulüm nereden ve nasıl gelirse gelsin, saldırılara karşı ortak tavır alamadığımız müddetçe, “ hükümetimiz işini bilir” diyenlere karşı insan sevgimizi ve birarada yaşamamızı güçlendiremeyiz, güçlenemeyiz.

Kimde insan sevgisi yoksa, içinde insan ışıldamıyorsa,

Kimin ağzından insan sevgisi akmıyorsa,

Kimin yüreği kurumuşsa, insan görünümlerinden irin akar, ırkçı olur hep…

Author: Erdal Boyoğlu