Celal Başlangıç

Aslında şimdi önemli olan kritik bir seçeneğe karşılık bulmak; ya diktatörlük ya demokrasi! Yoksa arkası ‘yaylalar, yaylalar’.

Dolar beş, euro altı liraya daha da yaklaşıyordu.

Son dönemde her gün olduğu gibi dün de döviz kuru rekor üzerine rekor kırıyordu.

Piyasalar bir kez daha altüst oluyordu.

İşte tam bu sırada makro ekonomist ve finans tarihçisi Russel Napier’in bir saygın İsviçre gazetesine verdiği demeç herkesin içini ürpertti.

Napier en geç seçim sonrası TL’deki değer kayıplarının daha büyük boyutlara ulaşacağını iddia ediyordu:

“Türkiye 400 milyar doları bulan borcunu ödeyemeyecek duruma geldi. Bunun yaratacağı kriz en çok Fransız ve İtalyan bankalarını vuracak. Global kriz Türkiye’nin iflasıyla tetiklenecek.”

Ekonomiyle ilgilenenlerin nefeslerini tutarak doların, euro’nun daha nereye kadar tırmanacağını izledikleri bir sırada partilerin YSK’ya aday listesi bildirme süresinin son günüydü dün.

Teker teker ajanslara, sosyal medyaya düşmeye başladı partilerin aday listeleri.

Gözler AKP’nin, CHP’nin, İYİ Parti’nin, SP’nin ve HDP’nin listelerine çevrildi bir anda.

Kimi partide ortalık karıştı, kiminde içten içe çalkalanma yaşandı.

Partilerin listelerine bakarak liderlerin verdikleri mesajları net okumak mümkündü.

Erdoğan “daha çok kurşun asker” istiyordu ve “ruhsatsız troller”le ekonomi kurmaylarını cezalandırmıştı.

Kılıçdaroğlu hiç de öyle sanıldığı gibi partinin sol, sosyal demokrat ya da ulusalcı kanadına bakmamış, “bana karşı çıkan, muhalefet etme ihtimali olan ya da muhalefet edeceklere destek vererek çatlak ses çıkaranların gözünün yaşına bakmam” demişti.

İYİ Parti aday listesiyle gözünü DYP’nin, ANAP’ın merkez sağ seçmenine dikmeyi ihmal etmemiş ama ülkücülere “sen de gel” demişti.

Saadet Partisi ise “Milli Görüş Gömleğini çıkarmadan” AKP seçmeninin oylarını çekecek bir liste yapmıştı.

24 Haziran seçiminin “liste galibi” ise HDP olmuştu. Kurulan ittifakların vebalı muamelesi çektiği HDP bir büyük ittifakı kendi parti çatısı altında kurmuş, sosyalist soldan, kadınlara, engellilere, sivil toplum örgütlerine, farklı etnik, dinsel ve mezhepsel kökenlilere titizlikle yer açmış ve çok zor bir ittifakı HDP’nin içine sığdırmıştı.

Teker teker açalım.

Önce AKP…

Burhan Kuzu’dan Şamil Tayyar’a, Mehmet Metiner’den “Erdoğan’a gazilik ünvanı verilmesi”ni teklif eden Metin Külünk’e kadar AKP’lilerin kendi içlerinde “ruhsatsız trol” diye adlandırdığı gruba girenler kendilerine listede yer bulamadı.

Hatta muhalifler en çok Burhan Kuzu’ya acıdı, “Bir bakan bile olamadan gitti” diye.

Erdoğan, hali hazırdaki 316 milletvekilinden yarısından fazlasını budadı.

Yerlerine çoğunlukla örgütlerin alt kadamelerinden gelen isimsiz adaylar tercih etti.

Çünkü Erdoğan’ın önümüzdeki dönem seçimi kazanması durumunda daha çok “kurşun asker milletvekili”ne ihtiyacı vardı.

AKP, milletvekillerinin bir kimlik sahibi olmasından çok, tek bir kimliğe biat edeceklerle yürümeye karar vermişti.

Listelere bakınca AKP’nin Kürt oylarından da umudunu kestiğini söylemek mümkün.

Diyarbakır örneği bile bunu anlamak için yeterli.

7 Haziran seçimlerinde eski bakan Salim Ensarioğlu ile Erbakan’ın kurduğu partilerden belediye başkanlığı ve milletvekilliği yapan Haşim Haşimi adaydı.

1 Kasım’da Erdoğan ikisini de sildi. Yerlerine Ensarioğlu ailesinden Galip Ensarioğlu’nu koydu.

Amca Ensarioğlu bunun üzerine bağımsız aday oldu ve 30 bin dolayında oy aldı.

Şimdi amca Ensarioğlu İYİ Parti’den aday Diyarbakır’da, Haşim Haşimi de SP’den… Yeğen Ensarioğlu da AKP’nin Diyarbakır listesinde yok.

Erdoğan’ın listesinde dikkat çeken bir unsur da ekonomi kurmaylarının tümünün üzerinin çizilmiş olması. Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, Maliye Bakanı Naci Ağbal, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi’nin üzerini çizmişti Erdoğan. Cumhurbaşkanı seçilirse eğer hangisinin bakan olarak Saray’a atanacağı belli değil ama üç kurmaydan ancak birine şans veriyor AKP kulisleri.

Listelerde olanlardan çok olmayanların heyecan uyandırdığı bir liste yapmış Erdoğan.

Listelerden anlaşılan o ki, İbrahim Tatlıses de kim bilir kaçıncı kez aday olduğu halde yine gösterilmediği için sonuç olarak boşuna kendini yırtmış “yaylalar, yaylalar” diye.

Gelelim CHP’ye…

Listeler “sızdırılınca” en büyük gürültü CHP’de koptu.

Kimi “CHP’den sol tasfiye ediliyor” dedi, kimi “Ulusalcılara artık CHP’de yer yok” diye değerlendirdi.

Ancak listenin bütününe bakınca görünen şu; Kılıçdaroğlu kimin ulusalcı, kimin sol, sosyal demokrat olduğuna bakmadan kendisine karşı çıkma, muhalefet etme, muhaliflerine destek verme, “çatlak ses çıkartma” ihtimali olan herkesi liste dışı bırakmış.

CHP listesine ikinci şekil veren unsur ise İYİ Parti’ye oy kaptırmak endişesi olmuş. Özellikle bazı Ege ve Marmara bölgesindeki kentlerde Alevi adaylar tırpanlanmış. Bunun yerine İYİ Parti gibi çoğunluğu Sünni ve Balkan göçmeni adaylar tercih edilmiş.

Yani Erdoğan kadar olmasa bile Kılıçdaroğlu da “kurşunumsu asker milletvekili” tercihi yapmış.

CHP’de Kılıçdaroğlu’nun aday göstermediği isimler arasında bütün davalara koşan, İstanbul’u kent kent arşınlayan Barış Yarkadaş’ın olmaması bile parti listesinin durumunu anlatmaya yeter.

Seçilebilecek yerden aday gösterilen kadın milletvekillerinin neredeyse yok denecek kadar az olması da “erkek egemen” merkez komitedeki bürokratik yapının bir eğilimi olsa gerek.

CHP de aynen AKP listesi gibi aday gösterdikleriyle değil, göstermedikleriyle konuşuluyor; İbrahim Kaboğlu ve Kani Beko hariç…

Aday göstermedikleriyle değil, aday gösterdikleriyle konuşulan tek parti HDP.

Sanatçısıyla, sosyalistiyle, sivil toplum aktivistiyle, insan hakları savunucusuyla, farklı etnik, mezhepsel ve dinsel kökene sahip adaylarıyla zengin bir liste oluşturmuş.

Elbette bu başarılması çok güç bir işti, nitekim kırılanlar, üzülenler, aldığı sözün tutulmamasından yakınanlar oldu. Bu da kaçınılmaz sonuçtu.

Sonuç olarak bu tartışmalar çok kısa bir süre içerisinde unutulur, sadece partilerin iç hesaplaşma konusu olarak karşımıza çıkar.

Şu anda bizi bekleyen çökmüş bir ekonomi, bitmiş bir hukuk devleti, düşünce ve ifade özgürlüğünün tümüyle ortadan kalktığı eşitsiz, adaletsiz bir ülkeden aydınlık bir çıkış yolu geliştirmek.

Aslında şimdi önemli olan daha kritik bir seçeneğe karşılık bulmak; ya diktatörlük ya demokrasi!

Yoksa arkası “yaylalar, yaylalar”.     (artigercek)