ZABEL MİRKAN

Neden HDP’yi tercih ettim? Çünkü HDP var olan sistem partileri içerisinde kadınların sözünü kendi sözü yapmayı en çok önemseyen ve kadın partisi olma iddiasında bir parti.

1984 Bartın doğumlu Diren Cevahir Şen’in Türkiye sosyalist hareketi ile kamu emekçileri sendikal mücadelesinden gelen, ÖDP, Eğit-Sen, Eğitim-Sen ve KESK kurucusu bir anne ve babası var. Siyasi yaşantısına ÖDP’nin gençlik meclisiyle başladı. 2002-2007 yıllarında Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okudu, şu anda ise İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde öğrenimine devam ediyor. Hukuk fakültesinde öğrenim gördüğü sırada ÖDP Kocaeli İl yöneticiliği yapan Şen, yine aynı dönemlerde Kocaeli KADAV gönüllüsü olarak çalıştı. Kürt Özgürlük Hareketi’yle de aynı yıllarda tanıştı. 2009 yılında Çağdaş Hukukçular Derneği içerisinde yer aldı. 2013 yılında HDP Bakırköy İlçe Teşkilatı çalışmalarında yer aldı. Çeşitli derneklerde görev alan Şen, 2014’de Bartın Çevre Kültür ve Doğal Varlıkları Koruma Derneği çalışmalarına katıldı. 2014 yerel seçimlerinde HDP Bakırköy Belediye Meclis Üyesi Adayı oldu. 2014 İstanbul Barosu Genel Kurulunda Baro Yönetim Kurulu için aday oldu. 7 Haziran 2015 Genel Seçimleri Halkların Demokratik Partisi 25. Dönem ve 1 Kasım 2015 Genel Seçimleri HDP 26. Dönem milletvekili adayı olarak listelere girdi, şimdi ise Kırklareli’nden HDP’nin milletvekili adayı.

Diren Cevahir Şen’e adaylığını ve neden HDP’de olduğunu sorduk…

Sizi hayatlarını savundukları için tutuklanan kadınların avukatı olarak tanıyoruz. Çilem Doğan’ın, Nevin Yıldırım’ın, Yasemin Çakal’ın avukatlarındansınız. 24 Haziran seçimleri için aday olmaya nasıl karar verdiniz?

Ben 7 Haziran ve 1 Kasım seçim dönemlerinde de adaydım. Kendi memleketimden Bartın’dan aday olmayı tercih ettim. Daha doğrusu Bartın’da yaşayan arkadaşlar beni aday göstermeyi tercih ettiler. Bunu o dönem bana açıklarken şöyle demişlerdi: “Hem gençsin, hem kadınsın hem de buralısın. Burada yaşadın, hâlâ da gelip gidiyorsun. Kadın haklarıydı, insan haklarıydı, doğa haklarıydı uğraşıp duruyorsun.” Ben de önce bunun sıradan bir parti kampanyası gibi olmayacağını yani örgütlü yaşamımda yaptığım aktivizm gibi, devrimci gençlik çalışması gibi olamayacağını çok da anlayamadan “tamam” dedim. Sonra tabii ki öyle olmadığını gördüm.

Aday olmaya giden uzun süreci ise şöyle özetleyebilirim. Gözümü ÖDP’de açtım ve sosyalist mücadeleyi orada öğrendim, orada örgütlendim ve fakülteyi bitirene kadar da ÖDP’nin aktif üyesiydim. ÖDP üyesiyken ve fakülte döneminde zaten feminist politikaya kendimi daha yakın hissediyordum. Hem parti içindeki bazı kadın gruplarından hem de çıkan bazı yayınlardan etkilendim. Okulda da bir kadın öğrenci topluluğu da kurunca feminist oldum. Çevre ve doğa haklarına karşı, zaten çocukluktan gelen bir hassasiyetim vardı ve doğup büyüdüğüm yerin somut sorunları da öncelikle termik santral ile ilgiliydi. Sonra ÖDP’den ayrılma ve sadece feminist aktivizm ile çevre ve doğa aktivizmi yapma dönemi başladı benim için.

Kadın cinayetleri hepimizin bildiği, toplumda pek çok insanın rahatsız olduğu ve artık tepki gösterdiği birer vaka olarak karşımızda. Ancak bir de erkek şiddetinden meşru müdafaa davaları var ki, biz feministler bu durumu hayatlarına sahip çıkan kadınlar diye adlandırıyoruz. Kadınlar, birazcık yaşama şansları varsa sistematik olarak gördükleri erkek şiddetinden canlarını kurtarıp oradan sağ çıkabiliyorlar. Sağ çıkabiliyorlar diyoruz çünkü tek kelimeyle, boynuna kemer bağlanıp ya da başına silah dayanıp eşi ya da başka bir erkek tarafından öldürülmek istenen kadınlar bu kadınlar. İşte buradan sağ çıkamadıklarında bunun adına ‘kadın cinayeti” diyoruz. Tüm bu şey, kadınların yaşadıkları, kadınların maruz bırakıldıkları şey erkek şiddeti. Benim ise yaşamımdaki hassasiyet noktası.

Doğanın, tüm canlılar için yaşam hakkının savunulması ise önemli bir diğer mücadele alanı. Şirketler, sermaye, iktidar, belediyeler ve tabii ki insanlar; erkeklerin kadınları katletmesi gibi her gün her an durmaksızın doğayı yok ediyorlar, sömürüyorlar. Doğa öyle can çekişiyor ki, artık benim büyüdüğüm küçük şehirde kuşlar ötmüyor örneğin. Çünkü her yer imara açıldı ve her yer beton, inşaat. Bu azımsayamayacağımız bir sorun. Bu insan hakları kadar temel hatta daha öncelikli bir sorun çünkü yaşam alanlarımız sistematik bir biçimde yok ediliyor. HES’ler, termik santraller eliyle değil sadece. Köyler kente katılıp köy olmaktan çıkarılıyor, kentler ise daha da topraksız, yeşilsiz hale getiriliyor. Nefes alacak alanımız kalmıyor. Ben işte daha çok da bu meseleler mesele edilsin, birileri de diğer konulara kadar hayati olan bu sorunları dile getirsin diye yeniden aday oluyorum. Memleketin diğer sorunlarından uzak değilim. Soldan geliyorum çünkü, kendimi sosyalist olarak da tanımlıyorum. Ülkeye barış gelsin istiyorum. Ülke eşitlik ve özgürlük dolsun istiyorum. Ama bu eşitliği, özgürlüğü ve barışı en çok kadınlar, hayvanlar ve bitkiler için istiyorum. Toprak parçası ve doğa için istiyorum. Çünkü alacak bir nefes kalmadığında diğer tüm meseleler anlamsız kalacak. En öncelikli meselemiz yeşil bir dünyada barış içinde ve eşitçe yaşamaktır. Ve durum maalesef çok kritik; ama insanlar farkında değil.

Peki feminist bir avukat olarak neden HDP’yi tercih ettiniz?

Kürt Özgürlük Hareketi ile ise üniversite yıllarımda tanıştım. Üniversite öncesi yaşadığım yerde Kürt hareketi pek de örgütlü değildi. Genel olarak sol için farklı siyasetlerle diyalog içerisinde oldum. Siyasetler arası bir nevi köprü vazifesi biçtim kendime. Hatta daha mütedeyyin kitle hareketlerini de gözlemledim. Çünkü kadın hareketi içerisindeyim, feministim ve doğa için mücadele veriyorum. Kuruluş aşamasından itibaren HDP’nin bir gönüllüsü oldum. Bir feminist, bir yaşam savunucusu ve doğa koruyucusuı olarak neden HDP’yi tercih ettim? Çünkü HDP var olan sistem partileri içerisinde kadınların sözünü kendi sözü yapmayı en çok önemseyen ve kadın partisi olma iddiasında bir parti. Adaylarının yarıya yakını kadın örneğin. Mecliste de hem kadınların sorunlarına dair hem de genel politikaya dair en çok söz söyleyenler HDP’li kadın milletvekilleri olmuştur. Daha fazlası gerekir şüphesiz. HDP de kusursuz, dört dörtlük bir parti değil ama en azından olmaya, bir şeyleri başarmaya çalışıyor. Daha çok kadının üst sıralarda olmasını arzu ederdim kendi adıma. Erkekler lehine zaman zaman delinen fermuar sisteminin de bu kez de kadınlar lehine işletilmemesini de… Çünkü görüyoruz ve öyle net ki, yaşama dair en korkusuz ve itaatsiz sözü kadınlar üretiyor. Biz üretiyoruz. En reel siyaseti de yine biz yapıyoruz. Deresine, yaylasına, ovasına en önce sahip çıkan da kadın, bir yandan erkek şiddetine karışı hayatına sahip çıkan da… Kadınlar genel siyaseti de erkeklerden daha iyi yapıyorlar. Sadece kendi beden politikalarına dair söyledikleri söz değil, kadınların yaşamın her alanına dair söyledikleri söz işçilerin, emekçilerin, gençlerin ve doğanın da geleceği için oluyor. Kadınların önünün siyaseten açılması da çok önemli. Desteklenmeleri çok önemli. Hâlâ kadın kotası veya pozitif ayrımcılık gibi argümanlara ihtiyacımız var. Kadınların kazanımlarının hükümet tarafından budandığı bir dönemde kadınların HDP tarafından desteklenmeye yukarılara taşınmaya ihtiyacı var. OHAL koşullarında ve KHK’ler rejiminde en çok aleyhine politika üretilenler kadınlar oluyor. Ben böyle bir dönemde, kısıtlı koşullarda aday oldum ve yapabildiğim oranda seçim çalışması yapacağım.   (yeniozgurpolitika)