Ayşe düzkan

belki düşüp bir daha kalkacağız, bir daha deneyeceğiz. bu seçim sürecinde yaşadığımız dayanışma, birlik, heyecan ve kararlılık bundan sonra yola devam etmemizi sağlayacak tek şey.

fazla zamanı, gücü kalmadı. seçim sonuçları istediğimiz gibi olmazsa da bu, sondan bir önceki seçim olacak. eğer seçim sonuçları istediğimiz, ümit ettiğimiz gibi olursa bu büyük bir değişimin ilk adımı olacak.

biliyorum, kimsenin yazı falan okuyacak hali yok, o yüzden kısa yazacağım.

van’da, diyarbakır’da, ağrı’da ve başka birçok ilde gerçekleşen hdp mitinglerinin, istanbul, izmir ve ama özellikle ankara’daki chp mitinglerinin yarattığı heyecan, özellikle van’da dağılanlara yapılan eziyetin görüntülerinin yarattığı öfke gerçek ve muhakkak bir sonuca yol açacak.

çünkü mitingler, oy sayısıyla ilgili bir fikir vermeyebiliyor ama kararlılıkla ilgili çok şey söylüyor. alanları dolduran insanların önümüzdeki seçim sürecinde, hukukdışı bir şiddetle karşılaşmaları halinde ne yapacakları konusunda bir şey denemez bence ama pazar akşamı nasıl bir sonuçla karşılaşırsak karşılaşalım sabah aynı türkiye’ye uyanmayacağız çünkü her birimiz değiştik ve farklı bir toplam oluşturuyoruz.

24 haziran seçimleri açıklandığında çok karamsar olanlardanım. her şey bir yana, şu ekonomik krizde bu kadar masraflı bir iş yapılmasını sorunlu görüyordum ama esas olarak bu seçimin malum oyunlarla başkanlığı garanti altına alma çabası olduğunu, bunun parçası olmamak için oy vermemek gerektiğini düşünmüştüm. bu ihtimal doğru da çıkabilir ama bugün esas önemli olan bence seçim kampanyaları sırasında ortaya çıkan dinamikler.

sadece kararlılıktan söz etmiyorum. birbirine yaklaşabilme, birbirine kulak verebilme çabası da önemli. çünkü akp kutuplaşmayı önemli bir yönetim enstrümanı olarak kullandı. bu kutuplaşmanın, sömürülenler ve sömürenler, ezenler ve ezilenler arasındaki çatışkılarla bir ilgisi yok! akp ve mhp seçmeninin ezici bir çoğunluğu bu ikilemde sömürülenler ve/veya ezilenler arasında ve buna işaret edebilmenin birincil koşulu bu suni kutuplaşmayı kırabilmek. o yüzden hedefimiz bence iktidarın seçmeni değil kendisi.

diğer yandan, şunu unutmayalım. bugün azınlık haklarından kadınların sömürülmesi ve temsiline, lgbti+ mücadelesine kadar uzanan bir yelpazede, chp’nin ve hatta hdp’nin gündemine giren her konu partililerin akıl etmesiyle değil, verilen mücadeleyle mümkün oldu; mesela siz kemal kılıçdaroğlu’nun, bir belediyede eşitlik birimi kurulmasını aklına getirebileceğine inanıyor musunuz? benim havsalam almıyor açıkçası. ama örneğin şişli belediyesi’nde böyle bir birim var ve önemli çalışmalar yürütüyor. başlı başına bu bile bize parlamenter siyasetin bir amaç değil, özgürlük ve eşitlik mücadelemizde bir araç olduğunu gösteriyor. bu seçimde muhalefette olan partilerin politikalarında değiştirmek istediğimiz her şey, grevlerden onur yürüyüşlerine, parlamenter siyaset dışındaki bağımsız alanlarda verdiğimiz mücadeleyle olacak. siyaset bütün bunların ve parlamenter temsili aşan bir mücadele vizyonunun bütünü zaten. ve söylemeye gerek yok ki, bunların arasında bir hiyerarşi yok.

diktalar seçimle yıkılmaz ama kurulmalarını engellemekte seçimler etkili olur. işimiz çok, yolumuz uzun. oy atacağız, sandığa sahip çıkacağız, insanı yıldırabilecek o bürokratik işlemlerle, mühürlerle, tutanaklarla, aplikasyonlarla uğraşacağız. üzüleceğiz, sevineceğiz, belki düşüp bir daha kalkacağız, bir daha deneyeceğiz. sonuç her ne olursa olsun, hazırlıklı olacağız. bu seçim sürecinde yaşadığımız dayanışma, birlik, heyecan ve kararlılık bundan sonra her ne olursa olsun, yola devam etmemizi sağlayacak şey ve tek şey.

yarın gece, kutlama yapabiliriz, yapılanlar karşısında öfke duyabiliriz ama pişmanlık ve yas yanımıza uğramayacak. çünkü bir sürecin başladığının, havanın değiştiğinin, rüzgârın halktan yana estiğinin işaretlerini gördük, ne yapacağımızı biliyoruz ve bunu bize kimse unutturamaz.

(artigercek)