Ragıp Zarakolu

HDP en ağır koşullar altında seçime girmesine, temel olarak kendisini baraj altında tutmaya amaçlayan bir erken seçime karşın büyük bir zafer kazandı.

Türkiye yine aba altından sopanın gösterildiği, eşit olmayan koşullar altında, sportmence olmayan bir seçimden geçti.

Bence seçimin iki kazananı oldu.

MHP ve HDP.

Gayrimeşru seçimin tek meşru galibi ise HDP!

Türk milliyetçiliğinin ana partisi MHP ve Türkiye solu ile Kürt özgürlük arayışının ortak partisi olan HDP.

EMEP başta Türkiye solu (ulusalcılar dışında) blok olarak HDP’yi destekledi. Bu Kürt kimliği yanında Türkiye solunun da bir başarısıdır.

Oluşan Cumhur İttifakı’nın temel koşulu Kürtlere karşı savaşın sürmesiydi.

Şimdi de bu ittifakın sürmesinin temel koşulu bu olmaya devam edecek.

HDP en ağır koşullar altında seçime girmesine, başkan adayının, milletvekillerini, belediye başkanlarının hapiste olmasına, onlarca parti merkezinin saldırıya uğramasına karşın, temel olarak kendisini baraj altında tutmaya amaçlayan bir erken seçime karşın büyük bir zafer kazandı.

RTE, her zaman futbolcu geçmişi ile övünür, eğer babasının aşırı otoriterliği olmasa, belki de hayatı Fenerbahçe’nin ünlü sporcularından biri olarak şekillenecekti. Mahallesi Kasımpaşa’ya da güzel bir stadyumla teşekkür etti, iktidarı döneminde.

Futbol, takım ruhunu, uyumu gerektiren bir spor dalıdır. Karşılıklı olduğunda bir maçı izlemek doyumsuz bir keyif olur. Adeta bir sanat gösterisine dönüşür. Ama işin içine şike, itiş kakış, kasıtlı fauller girdiğinde, izlemesi işkenceye döner, sonuçta tribünlerde huliganların sille tokat, bıçak sopa taş birbirine girdiği bir kaosa dönüşür.

1912 “sopalı” seçimleri

Eşit koşullar altında yapılan bir maçta taraflar birbiriyle el sıkışır, daha başarılı olan taraf tebrik edilir.

Hiç kimse 24 Haziran seçimlerinin sportmence geçtiğini iddia edemez.

Ama hala geç değil. RTE’nin futbolcu ruhu hala devam ediyorsa, kendisine güveniyorsa hala yapabileceği şeyler var.

RTE, Osmanlı tarihini sever, bazı Sultanlara (batıda İmparator diyorlar) hayranlığı vardır.

Metin And bir zamanlar “Gönlü Yüce Türk” diye bir kitap yayınlamıştı. Operadaki olumlu Türk imajı örneklerini verir. Danışmanlarına okumasını tavsiye ederim.

Evet, RTE kendine güveniyorsa yapacağı ilk iş, artık seçimi kazandığına göre gerek kalmayan OHAL’i kaldırır, bir cumhurbaşkanı adayı olan Demirtaş’ın serbest bırakılmasını sağlar, ardından HDP milletvekilleri, Türkiye’nin güney doğu köşesinde yerel iktidar olduğunu bir kez daha kanıtlayan belediye başkanları serbest bırakılır ve kayyumlar tarafından gaspedilen makamları iade olunur. Seçim haritasından Kürt bölgesi son derece kalıcı olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır. Yakılıp yıkılan Kürt kentlerinin yakılıp yıkılmasına Kürt seçmeni son derece anlamlı bir yanıt vermiştir.

Ama RTE’nin bunu yapacak, sportmenliğini gösterecek gücü ve cesareti olduğunu hiç sanmıyorum.

Dilerim bizi şaşırtır.

RTE, cumhurbaşkanlığını, sadece % 2 küsür farkla ve emanet oylarla kazanmıştır.

Seçimlerden önce RTE’nin % 40 dolayında oy alacağı tahmininde bulunmuştum. MV seçiminde AKP’nin aldığı oy % 40 dolayında kalmıştır. Bu da onların ulaşabileceği zirvedir. Başkanlık için aldığı “eksta” oy, “emanet” oydur.

Türkiye sağı, 70’erde oy oranını % 40’ların üstüne çıkaran Ecevit’in CHP’sinin iktidar olmasına izin vermemiş, milliyetçi cephe kurarak içsavaşı körüklemiştir.

Bunun sonucunda iktidarı ele alan Kenan Evren Cuntasının yaptığı antidemokratik anayasa ise, iktidarı Türkiye sağı için çantada keklik kılmıştır. AKP iktidarı 12 Eylül cuntasının bir “hediyesi”dir.

1982 yılında Kenan Evren’in Anayasa ile birlikte kendini dayatması gibi, RTE kendisi ile birlikte Başkanlık sistemini dayatmaktadır. Ve bu “devrim” olarak nitelenmektedir.

Verilen oylar nasıl 1982 yılında denetim altında ise bu seçimde denetimin de ötesinde, ne olur ne olmaz denerek ciddi oranda “katkı” da da bulunulmuştur!

Seçmenin katılım oranı ile öğünülmektedir. 1982 anayasa ve devlet başkanlığı referandumuna katılım oranı % 92 idi. Şimdi % 87 olduğu söyleniyor. Birbirine yakın iki sayı. Otoriter/totaliter sistemler her zaman katılım oranı ile öğünmüştür ve bu halkın onayı olarak sunulmuştur.

RTE “Evren’in hayal edip yapamadığını ben yaptım” deyip övünebilir gerçi.

AKP’ye oy veren dindar Kürt seçmeninin, bu seçimde onu terk edip, Saadet Partisi’ne yöneleceği beklentisi vardı. Ama içine girilen kutupsallaşmada, bütün olanlara karşın Kürt seçmenlerinin bir bölümü AKP’ye oy vermeye devam etmiştir, istikrar korkusu ile. Doğu Perinçek’in aldığı sıfır altı oyun şaşırtıcı olmamasına karşın, Saadet Partisi’nin % 1 düzeyinde kalması şaşırtıcı olmuştur. Müslüman seçmenin İslam/Türk sentezini tercih etmesi de bir başka ilginç, araştırılması gereken olgudur.

2018 seçimlerinde 2 Ermeni mebus çıkmıştır. CHP ne yazık ki, AKP kadar bile  “cesur” olamayıp, bir Ermeni adaya yer verememiştir.

Aslında 2015 Haziran seçimlerinden çok farklı bir tablo yoktur. AKP’nin bir farklı birleşimler partisi (eski sosyal demokratlara bile yer veren) olarak 2002 seçimlerini almasının kötü bir kopyası olan İYİ Parti gölde maya tutturamamıştır. İktidardan nasiplenme şansını göz önüne alan MHP tabanı, İYİ Parti’ye beklenen desteği yeterince vermemiş, ağırlıkla Devlet’e sadık kalmıştır.

Hani ne demişti Yunan filozofu Harakleitos: “Aynı suda iki kez yıkanılmaz!”

İYİ Parti’nin sadece MHP tabanından oy almadığını gerçeğini göz önüne alacak olursak, MHP’nin iki kanadının aldığı toplam oy ancak 1999 seçimleri düzeyini yakalamıştır (RTE desteği ile). Yani % 17-18 gibi bir şey.

Bu seçimlerde, yerel seçimlerde baraj olmaması nedeniyle Kürt özgürlük hareketinin de, en ağır koşullar altında yerel iktidarı ele geçirdiği ve deneyim kazandığı da( ki bu 1995 yılında yerel iktidar atağı yapan İslami hareket için de geçerlidir) unutulmamalıdır.

MHP, RTE’ye dayattığı savaş politikalarını devam ettirmek isteyecektir.

Kaldı ki, Orta Asya modeli bir başkanlık sistemi her ikisinin de ortak hayalidir.

Demokrasi otobüsüne binerek iktidar olmayı başaran ve 2015 seçimlerinde bu otobüsü terk eden RTE, kader yürüyüşünde 2023 yılında kendi ütopyası olan İslami bir Cumhuriyeti ilan etme ve İslami toplumu yeni kuşaklar aracılığı  ile stabil etme doğrultusunda şimdi biraz daha hamle yapma olanağına sahip olduğunu düşünmektedir.

Türkiye seçmeni, istikrar korkusu ile bir kez daha RTE’ninkurduğu ittifaka, onun iktidarda kalmasını sağlayacak destek sunmuştur.

Bölgede oluşan kaos karşısında yeniden “istikrar”ı önceleyen dünya güçleri de en azından bir süre daha ona tahammül edecektir.

(artigercek)