İnci Hekimoğlu

O zaman Süleyman Soylu’ya da, dikta rejimine de biat ettirirler, şikayet edebileceğiniz kimse de kalmaz.

Demokratik hukuk devletine uygun, eşit, özgür ve adil koşullarda bir seçim gerçekleştirdiğimiz için muhalefet hemen yerel seçim, genel seçim, hatta hızlarını alamayarak erken seçimden söz etmeye başladı.

Akıl alır gibi değil.

16 Nisan referandumunda yaşanan irade gaspını ilan etmek için iki yıl bekleyen, referandum gecesi seçimlerde şaibe olmadığını söyleyerek seçmenini kandıran, sonra da “kan dökülmesin diye mecburdum böyle yapmaya” diyen bir ana muhalefet partisi yönetiminin bugünkü “kaybettik” açıklamalarına kim inanır?

“24 Haziran Skandalı” olarak anılması gereken bu seçim döneminde sandık başlarında, meydanlarda, kameraların, devlet memurlarının ve güvenlik güçlerinin önünde yaşananları gündemden asla düşürmeden, hesap sormak için harekete geçmek yerine, gündemi parti içindeki kavgalara yöneltmek hangi aklın ürünü?

CHP yönetimi de Muharrem İnce de çelişkili açıklamalarını, kendilerine ulaşan ıslak imzalı tutanaklara dayandırdıklarını söylerken bile kamuoyunu yanıltıyorlardı. Ellerinde Anadolu Ajansı verileri dışında hiçbir veri olmadığı ortaya çıktı.

Muhalefet partileri ve sivil toplum kuruluşlarının bir araya gelerek oluşturduğu Adil Seçim Platformu’nun daha ilk veriler geldiği anda çöktüğü iki gün sonra anlaşıldı.

Seçim yasaklarının kalktığı 18.45’ten 21.00’e kadar sonuçlarla ilgili tek bir veriyi açıklayamayan ASP, bir saat sonra “AA manipülasyonuna inanmayın, seçimler ikinci tura kaldı” açıklaması yaptıktan sonra, tıpkı muhalefet partileri gibi sessizliğe gömüldü.

ASP uygulamasını kullanan ve seçim günü Üsküdar’da bir okulda sandık görevlisi olan Toplumsal Bilgi ve İletişim Derneği Başkanı Mehmet Şafak Sarı, Artı Gerçek’e yaptığı açıklamada “ASP ile 2 saat boyunca tutanak yollayamadım. Bu sorunla ilgili çağrı merkezini aradım ancak kimseye ulaşamadım, geri dönüş de olmadı” dedi.

ASP’den sorumlu CHP’li Onursal Adıgüzel’in “700 bin gönüllümüzden tutanak aldık, CHP veri tabanında sorun olmadı” açıklamasına karşılık olarak da “Sorun olmadıysa bu veriler neden ASP’ye yüklenmedi” diye sordu. Sarı asıl manipülasyonu ASP’nin yaptığını da söyledi.

Sarı’nın sözlerini doğrulayan tanıklıklar yağmur gibi yağdı o gece sosyal medyaya.

Seçim gecesine ilişkin Kürt illerinden gelen tanıklıklara ise diyecek söz bulamıyor insan.

Urfa’ya giderek CHP adına müşahitlik yapan Oğuz Kılıç ile Avukat Deniz Güneş’in Tele1’e anlattıklarını dinlemek yeterli 24 Haziran’da seçim falan olmadığını kavramak için.

Oğuz Kılıç’ın, her birinin tutanakla kayıt altına alındığının altını çizdiği olaylar korkunç.

Urfa’nın Harran ve Akçakale ilçelerinde silahlı adamlar sandıkları basıyor, mevsimlik işçi olarak çalışan yüzerce seçmenin yerine MHP ve Erdoğan lehine blok oy kullanıyorlar. Sandık kurulu üyesi bir CHP’li, şimdi milletvekili olan AKP’linin adamlarınca gözü patlatılarak kuruldan atılıyor. Güvenlik görevlileri de seyrediyor.

Urfa’daki yaklaşık 500 sandıkta benzer olaylar oluyor ve hepsi tutanak altına alınarak YSK’ya itiraz ediliyor.

Kılıç, sadece Doğu’da değil Batı’da, örneğin Balıkesir’de de benzer olaylar yaşandığını ve gerekli itirazların yapıldığını söyledi.

Avukat Deniz Güneş’in ise görevli olduğu sandıklardaki tanıklığının azlası var azı yok. Öyle ki polisler O’nu, AKP’nin silahlı çetelerinden korumak için bir odaya kapatıp, adamlar gidene kadar orada tutuyorlar.

Avukatların, sandık görevlisi ve müşahitlerin dövüldüğü, tehdit edildiği, blok oy kullanıldığı binlerce tutanakla da sabit.

Kılıç ve Güneş, YSK’ya yapılan itirazlar göz önüne alındığında sonucu etkileyecek oranda usulsüzlük ve hile yapıldığını söylüyor.

Sahada binlerce kişi canlarını tehlikeye atarak seçmen iradesini korumaya çalıştığı sırada Muharrem İnce “adam kazandı’ mesajı atıp ortadan kayboluverdi.

Kendi müşahitleri ve sandık görevlileri, bütün bunları CHP’ye de rapor ettiğine göre bu neyin kabullenilişi aslında?

Hâlâ “önümüzdeki seçimlere bakalım” havasındalar.

Belki seçim bile göremeyecekler bu gidişle, farkında değiller.

İçişleri Bakanı olan zatın, seçimlerden sonra ilk işi HDP ve CHP’yi tehdit etmek oldu. Sabahına da bu dönem milletvekili olmayan ve dokunulmazlığı kalkan CHP’li Eren Erdem’in üç ay sonraki duruşması öne çekilerek tutuklandı.

Böyle bir hukuk garabetine de ilk kez tanık olduk.

Üstelik FETÖ suçlamasıyla tutuklanan Eren Erdem, Gülen Cemaati’ni ilk eleştirenlerden biriydi. Yani CHP benden duymasın ama ‘şehit cenazeleri yerine PKK cenazelerini’ adres gösteren Soylu eğer iktidarın yol haritasına göre davranıyorsa, yakında FETÖ-PKK suçlamalarıyla CHP’liler tek tek cezaevini boylayabilir. Hatta bir aralar dillendirildiği gibi kapatılması bile gündeme gelebilir.

CHP’nin görevden almasını istediği ve açıklama beklediği Erdoğan ne yaptı? Yanına Soylu’yu alıp cami açılışına gitti ve konuyla ilgili tek kelime etmedi.

Soylu’nun kendi başına hareket etmediğine ilişkin daha güçlü bir mesaja ihtiyaç var mı?

Peki CHP ne yapıyor?

24 Haziran seçimlerinde umut ve coşkuyla alanlara akan milyonlarca insanı, gecenin karanlığında uzun kuyruklar oluşturarak sandıklara sahip çıkan farklı kesimleri, tabandaki dayanışmanın yarattığı gücü peşine takarak mücadeleyi sürdürmesi, demokratik cepheyi genişletmesi gerekirken kısır iç çatışmalarına döndü.

‘Terör destekçisi‘ olmakla suçlanmamak için Yenikapı’ya koştu işe yaramadı, 15 Temmuz’u “kontrollü darbe” falan dedikten sonra ağzına almadı işe yaramadı, dokunulmazlıkların kaldırılmasına “anayasaya aykırı ama evet” dedi işe yaramadı, şimdi 24 Temmuz Skandalı’nı sessizce kabul ediyor ama işe yaramıyor.

Erdoğan yalnız bu konuda suskun değil. Organize suç örgütü liderinin biri meydanlarda racon keserken, diğeri cezaevinden kestiği racona bir de hukuk koyuyor.

Soylu, iktidar ortağı Bahçeli, içişleri bakanı, mafya liderleri tespih gibi dizilmiş, gazetecileri, akademisyenleri muhalif partileri derken neredeyse toplumun yüzde 60’ını tehditle hizaya çekmeye çalışıyor.

Cumhurun başı ‘derin’ sessizlk içinde. Her konuda konuşuyor, ama bu konu hariç.

Yalnız O mu? Ana muhalefet partisi de konuşuyor sayılmaz.

Tıpkı ‘mış’ gibi yaptığı seçim tezgahındaki rolünden sonra, Soylu’ya da tepki veriyormuş gibi yapıyor.

Devletin hukuksuzluğunun yerine mafya hukukunun geçtiği bir rejimde yapılması gereken muhalefet yerine,  klişe tepkilerle geçiştirmeye bakıyor.

Eh o zaman Süleyman Soylu’ya da, dikta rejimine de biat ettirirler, şikayet edebileceğiniz kimse de kalmaz.  (artigercek)