Candan Yıldız

Orta seküler mahallelerde yaşayan gençlerin geliştirdiği refleks, bütün bu baskı ve şiddet ortamına karşı evlerine ‘Yemek sepeti’nden menemen sipariş etme ile kendini gösteriyor.

Popüler müziğin kalıcılarından Kayahan’ın “Odalarda ışıksızım” şarkısını toplu koro halinde söylemenin vaktidir.

Memleketin demokrasi cephesine bakınca farz oldu.

O büyülü kelime “değişim”in altını dolduramayan ana muhalefet CHP’nin hali içler acısı… Dolduramayacak gibi de…

HDP içe kapanmış parti görüntüsünü aşamıyor. Parti üst kimliği sancıları belli ki içeride devam ediyor. Türkiye ve Fırat’ın doğusu siyasetinin zorluğu, sürekli devlet baskısının yarattığı siyaset yapmanın önündeki engeller bir tarafa, parçalı ama ahenkli parti siyasetine dönmesi elzem.

Diğer yandan memleketin diğer toplumsal kesimlerine bakınca da “odalarda ışıksızım” terennüm halinde de olsa söylenmeyi hak ediyor. Fon alan kimi yapıların çözülemeyen “para” tartışmaları siyaseti kilitliyor. Yüzü bu yapılara dönük insanların karar mekanizmalarındaki “varlıksızlığı”, amaç ve aracın yer değiştirmesine su taşıyor.

Siyasi analizlerin mahallerden kopukluğu “ışıksızlığın” nedenlerinden biri… Memleketin mahallerinde türeyen şeyin ne olduğunu merak eden bir siyasal okuma, farklı mahalleler arası ortaklığı da gösterecektir.

Son zamanlarda, solun hala varlık gösterdiğini gördüğümüz varoşlardaki başat kültürü dışa vuran kültürel üretimlere dikkati çekmek istiyorum. Zira memleketin ikliminde yetişen kuşakların kendi “dili” analizi şart kılıyor.

İkiyüzlü kent ahlakına göre “suç çeteleri” üreten mahallerin “raconunu” öne çıkaran rap şarkıları, filmler, kitaplar bir fikir verebilir.

Geçtiğimiz günlerde Artı Haftasonu programında Musa Özuğurlu’nun konuğu olan Bavul Dergisi GYY Önder Abay, “Bırak Sokaklar Anlatsın Bizi” kitabını anlatırken söyledikleri kulağıma takıldı. Zira Abay; “sıradan insanların, arka mahalle -varoşlar olarak tabir edilen- insanların” anlattıklarını kitaplaştırmış.

Solun gündeliğe inmesi gereken siyasetine dair çok malzeme veriyor Abay’ın anlattıkları. Örneğin kentsel dönüşüm ile uyuşturucu bağımlılığı arasında bağ kuruyor. Kentsel dönüşüm, yoksulların kentin çeperlerine atılışının hikayesi ise bir bağlamda, “beton” üzerinden zenginleşenlerin arkasındaki siyasal ve ekonomik gücü de deşifre etme gücüne sahip.

“Uyuşturucuyu özendirdiği” gerekçesiyle hakkında dava açılan yönetmen Yunus Ozan Korkut’un “Benim Varoş Hikayem” filminin anlattıklarının gerçekliğinden hoşlanmayan yönetici sınıfın, kendisine yakın bile olsa, gidişatından rahatsız olduğu mahallelere dolaylı ayar çekmesinden, ya da politik rap müziğin fenomeni Ezhel’in başına gelenlerden anlıyoruz ki, sertleşen dönemlerin radikalliğinden etkilenen gençleri tehlike olarak görülüyor.

Önder Abay, ekonomik krizle birlikte “simit bile alamayacak hale gelecek” muhafazakar yoksul mahalle gençliğinin öne çıkacağını, ancak öfkesinin kurucu değil yıkıcı olacağını söylüyor.

Mesela Abay, Beşiktaş, Kadıköy, Bakırköy gibi orta seküler mahallelerde yaşayan gençlerin, bütün bu baskı ve şiddet ortamına karşı geliştirdiği refleksin evlerine “Yemek sepeti”nden menemen sipariş etme ile kendini gösterdiğini söylüyor. Sokağa çıkma hakkını bile kullanmaktan çekinen bir gençlik var. “Koyun millet” kolaycılığına düşmemesi gereken sola güçlü bir veri.

“Yemek sepeti”nden siyasal analiz yapacak bir ortak akla ihtiyaç var.    (artigercek)