6/7 Eylül 1955 ; Manzara bir dehşetti.
Türkiye’de devlet eliyle yapılan tüm katliamların ve vahşetlerin ayyuka çıkması hep zaman aşımına uğratılmıştır. Faili belli cinayetler, insan kemikleri ve ölüm kuyuları ortaya çıkarılmasına rağmen hala sağır ve kör olanlar bu cinayetleri ne görmek ne duymak nede inanmak istediler. Hala yalanlarına inanmaya devam ediyorlar. T.C’nin bizzat sorumlu olduğu katliamlar hasır altı ediliyor. Koçgiri, Dersim. Ağrı-Zilan vb gibi sürgün-soykırım ve talan tarihin sayfalarına düşmüştür. Varlık vergisi uygulamaları ve aşkale çalışma kamplarına sürülen azınlıkların mallarına el konulması bu coğrafyanın kara bir tarihidir.
Resmi çevreler ; Selanik’teki Atatürk’ün müzeye dönüştürülmüş evine bomba atılması ve kıbrıs olaylarına halkın duyduğu tepkiden’’ söz edilerek, halkın galeyana geldiğini açıklıyorlardı.

Atatürk’ün evini ikiTürk, konsolosluk görevlisi Hasan Uçar ile üniversite öğrencisi Oktay Engin bombalamıştı.
Hasan Uçar yardım etmiş, Oktay Engin ses bombasını atmıştı

Biri öğrenci, biri patron, biri gazeteci, biri kaymakam, biri asker.Biri Selanik Konsolosluğu içinde bir memur.
Oktay Engin, Hasan Uçar, Mithat Perin, Gökşen Sipahioğlu, Hayretttin Nakipoğlu ve Sabri Yirmibeşoğlu.

1955 yılının 6-7 Eylül’ünden sonra bunların hayatları birden bire değişti.
Oysa 1955 olayını tezgahlayan Özel harp dairesinin en meşhur eylemlerinden birisi 6-7 eylül olaylarıdır. Olayı üstlenen Özel Harp birimi komutanlarından Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu 6/7 Eylül olaylarında ki misyonunu açık açık gazeteci Fatih Güllapoğlu’na şöyle der:
Sabri Yirmibeşoğlu: “Sonra 6/7 Eylül olaylarını ele alırsak…”
Fatih Güllapoğlu: “Pardon Paşam, pek anlayamadım. 6/7 Eylül olayları mı?”
Sabri Yirmibeşoğlu: “Tabii…6-7 Eylül de bir Özel Harp işidir ve muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı. (Paşa bunları söylerken benden de soğuk terler boşandı) Sorarım size? Bu muhteşem bir örgütlenme değil miydi?”
Fatih Güllapoğlu: “E, evet Paşam !”
(Tanksız topsuz harekat Kitabı-Fatih Güllapoğlu- S:104)

Selanik’de Atatürk’ün evine kimlerin bomba attığı belgelendi. Dini ve Milli duyguların nasıl ajite edebilecek bir durumla haberlerin yayıldığını gösterdi.

Sadece Istanbul değil, İzmir’de aynı akıbete uğradı, Ama Beyoğlu, Taksim, Şişli, Kumkapı, Kutuluş vb Rumların öoğunluklu yaşadıkları bölgelerdeki mağazalar, kiliseler, hatta mezarlıklar tahrip edilmiş ve yağmalanmıştı.aralarında bazı yahudi ve ermenilerde vardı, ancak asıl darbeyi alanlar Rumlardı. Türk medyasında bazı Gazeteler, evini, işyerini kurtarmak isteyenler ellerinde bayrak alıp ‘’ Ne olur yapmayın, ben Türküm, Türk vatandaşıyım’’ diye saldırılara yalvardıklarını yazıyorlardı.
Irkçılığın bu kadar rahat sergilenmesi, nefret söyleminin bu kadar kolay dışa vurulması, intikam çağrılarının böylesine pervasızca dillendirilmesi ürperticiydi.
Irkçılık, bu ülkenin yüzleşilmeyen en derin hakikatlerinden biridir. Gündelik hayatta çeşitli kılıklarda sıkça rastladığımız bir davranış şeklidir. Siyaset, yönetim ve medya dünyası da ırkçılığın normalleşmesini adeta teşvik ediyor. Yargı da, egemen Türkçü ırkçılığı ve devlet politikalarıyla örtüşen nefret söylemini suç olarak görmüyor.
Toplumsal barışı demokratik temeller üzerine inşa etmek istiyorsak, samimi ve serinkanlı bir yüzleşme politikası izlemekten başka çare yok!
1955 İstanbul’da “vatandaş Türkçe konuş” kampanyaları. Bilindiği gibi 1955 Istanbul ve İzmir’de 6-7 Eylül olayları Rumlar’a karşı girişilen baskı, zulüm talan ve imha harekatıydı. Bu saldırı özel harp tezgahlı bir provakasyondu.ama özel harp’den hiç söz edilmedi taki Sabri Yirmibeşoğlu açık açık savunana kadar. O güne kadar işin içinden bir kaç kendini bilmez olarak açıklandı. İlgili ve ilgisiz bazı siviller göstermelik cezalandırıldı.
6/7 Eylül’de,Saldırıya uğrayan esnaflar, dükkanları yağmalananlar, yakılıp yıkılan evler, kiliseler, işyerleri hep ama hep azınlıkları temizleme kampanyası olarak başlatıldı. Çünkü o sıralarda dönemin DP hükümeti . “Kıbrıs Türk’tür, Türk kalacaktır” kampanyası başlatmıştı. Buna bağlı olarak İstanbul ve İzmir Türkleşmesi düşünülmüş olmalı ki, her tarafa “Vatandaş Türkçe Konuş” afişleri yapıştırılıyordu. Dükkanlar, tramvaylar, otobüslerin camlarına yapıştırılan bu afişler ve üniversitelere dalga dalga yayılan ırkçılık geçmişin bir tekrarı gibi saldırgan kimliğini göstermişti. Türk milliyetçiliği ırkçılıktan ve şövenizm‘den başka neyin göstergesi olabilirdi?
*Bu dehşeti yönlendirenler arasında Orhan Birgit’de vardı.. Bu zati alem bu dehşet ortamından sonra CHP’de önce milletvekili sonra da Bakan oldu.

Author: Erdal Boyoğlu