Candan Yıldız

Erkek şiddeti ile devlet şiddeti arasındaki bağı kopartan ‘turuncu çizgi’ aslında kadınlara çizilen bir sınırdı.

Bir ölçümüdür herkese göre bilinmez ama toplumsal karşılığı olan olaylarda, eylemlerde işini bilen satıcıların belirmesi, olayın içeriğine ilişkin bandanalar, bayraklar, atkılar satması eyleyenlerin sözünün gücünün, yaygınlığının da ölçüsüdür kanımca…

Kendini güne uyarlayan bu satıcılar, eyleyenlerin eylem dövizlerini ikame edecek materyalleri hemen üretir, kalabalık olacağına duyduğu güvenle bol ürünle gelir eylem alanına. Bu 25 Kasım’da da benzeri oldu. Beyoğlu Tünel’deki buluşmaya önce onlar gelmişti. Başlarında “Kadına Yönelik Şiddete Hayır” bandanalarını sergileyerek, erkek olmalarının yeterli sebep olduğu potansiyel şiddet özneliğinden azade, yanlış yere tezgâh açmanın sıfır kaygısı ile satışlarını yapıyorlardı.

Konumuz satıcılar değil tabii ki. Ama bu tür fırsatçı işbilirliğin yine de kadınların mücadelesinin yaygınlığını teyit ettiğini düşünüyorum.

Özgüveni yüksek, radikal sözün öncülüğünün gücü ile siyaset üreten kadınlar bu 25 Kasım’da sadece sözleriyle değil, basın açıklamalarıyla değil, eylem biçimleri, eylem kararlılığı ile de çok şey söylediler. Sokakta olmanın siyasetini uzun yıllardır “geceleri de, sokakları da, meydanları da terk etmiyoruz” sözü ile yapa gelen kadınların mobilizasyon gücü, uzun zamandır itiraz hakkına dönük saldırıları teşhir etmekle kalmadı, bu hakkın meşruiyetini unutturmaya/ önemsemeye karşı üretilen siyasetsizliği de ifşa etti.

Moral üstünlüğün kadınlarda olduğu 25 Kasım eyleminde, engellemeler boşa düşürüldü. Kadınlar hem bir yerdeydi hem her yerde…

Kadına yönelik her türlü şiddetle mücadele gününde, “kadın hakları” siyasetini araçsallaştıranlar da deşifre oldu. İktidarı, yani AKP’yi en sona bırakarak, tek tek partilere bakalım…

İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener, ki kadın kimliğine dönük saldırılara uğramış bir siyasetçi, 25 Kasım dolayısı ile attığı tweette “Fiziksel ya da psikolojik, kadına karşı şiddetin her türlüsü insanlık suçudur. Toplumumuzun her kesimini bu doğrultuda bilinçlendirmeli, hukuki düzenlemeleri geçiştirmeli ve ‘Kadına Şiddete Hayır’ kapsamında bu konudaki eylemlere sıfır tolerans göstermeliyiz” diye yazarken, İstanbul’da sokaklara çıkan kadınların maruz kaldığı devlet şiddetini bilmiyor olamazdı. Nitekim hem Meral Akşener’in hem de İyi Parti’nin resmi Twitter hesabında bu konu es geçildi.

Saadet Partisi’ne bakalım. Kadın erkek eşitliği konusunda “fıtrat” alanında kalan Saadet Partisi, 25 Kasım’dan bir gün önce 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü atlamazken, hem 25 Kasım’ı görmezden geldi, hem de demokratik gösteri hakkı bağlamında bile, İstanbul Beyoğlu’nda devlet zapturaptını yok saydı.

Cumhuriyet Halk Partisi’ne bakalım… Genel merkez resmi Twitter hesabında 25 Kasım’a ilişkin tek bir açıklama yok. İstanbul il başkanlığı ise “İl başkanımız Canan Kaftancıoğlu, 25 Kasım Dünya Kadına Karşı Şiddetle Mücadele günü dolayısı ile yapılmak istenen ve polis müdahalesi ile durdurulan yürüyüşe katıldı” demekle yetindi. Durum tespitinden öteye gitmeyen açıklama, en başta CHP’ye oy veren kadınları yok saymaktı. Zira onlar da alanlardaydı.

Halkların Demokratik Partisi’ne bakalım. Şaşırmayacağımız üzere kadınların özneliğini kabul eden bir parti olarak devlet şiddetine karşı, “Bir tarafta umut, cesaret, haklılık ve koca bir mücadele tarihi, diğer tarafta erkek egemen zihniyet, korku ve faşizm… Kadınlar yine boyun eğmedi, yine direnişi seçti. Korkmakta çok haklısınız, çünkü biz korkmuyoruz” açıklamasını yaptı. HDP’ye oy veren kadınlar da zaten sokaklardaydı.

Gelelim iktidar sahibi Adalet ve Kalkınma Partisi’ne… Şaşırtmadı, kadınların eylemini engelledi. Kuralsızlık düzeninin gücü ile, her alanda olduğu gibi, “makbul” olmayan kadınların itirazını soğurmak için, karşı hamle ile, kadınların mücadele rengi “mor”a karşı “turuncu çizgimizdir” dedi. Resmi düzeyde de sahip çıkıldığı anlaşılan “turuncu çizgi”li eylemlerde kadına yönelik şiddet dile getirildi. “Turuncu çizginin” nerede aşılmasına izin verileceği de aynı gün anlaşıldı. İtaat etmeyen kadınlara pek tabii şiddet uygulanabilirdi. Erkek şiddeti ile devlet şiddeti arasındaki bağı kopartan “turuncu çizgi” aslında kadınlara çizilen bir sınırdı. Zira resmi eylemlerdeki turuncu şeritlerin “olay inceleme yeri” havası sınırlı alanın da simgesiydi.

Oysa kadınlar sınırlara sığmazlar…        (artigercek)