Ayşe Yıldırım

Faturanın kendisine çıkacağı her ölümde, tecavüzde, faciada skandal bir ifade kullanmak AKP’nin ‘fıtratında’ var.

HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, önceki gün Meclis kürsüsünde “Dilovası ilçesindeki sanayi tesislerinin çevreye ve insan sağlığına etkilerini tespit edebilmek ve çözümler üretebilmek” amacıyla verdikleri önergeyle ilgili konuşuyordu.

Dilovası’ndaki çevre felaketini, halkın feryadını anlatıyordu. Bazı fotoğraflar göstererek ilçe halkının nasıl zehirlendiğini, kanser vakalarının artışını dile getiriyordu:

“Dilovası halkı iyi tanır, muhtar Mehmet Şirin Barış yıllarca hava kirliliğiyle mücadele etti, sonunda kendisi kanserden vefat etti.

Dilovası evlerinin çoğunda oksijen tüpleri, oksijen konsantratörleri var. İsmet Umuç oksijen maskesiyle nefes alamıyor; görün, bakın, birçok kişi bu durumda….”

Elbette muhalefetin verdiği her önergede olduğu gibi burada da AKP sıralarından itirazlar, sataşmalar yaşandı.

Gergerlioğlu, “Bakın, ne diyor Özlem Paliha: ‘Eşim oksijen tüpü kullanıyor, oğlum akciğer ameliyatı oldu. Camlarımızı günaşırı siliyoruz, artık deterjanlar da yetmiyor” dediği sırada AKP sıralarından bir ses duyuldu:

“Ya, bunlar her şehirde oluyor, her şehirde Ömer Bey.”

Bu sözlerin sahibi AKP Kocaeli Milletvekili Cemil Yaman’dı. Ki kendisi eski Dilovası Belediye Başkanıdır. Bırakın Prof. Onur Hamzaoğlu’nun Dilovası’ndaki kirlilik ve kanser oranındaki artışı ortaya koyan raporunu, belediye başkanlığı sırasında halk bu yüzden Yaman’ın kapısını da defalarca çalmıştı oysa.

Bu konuşmalardan kısa bir süre sonra bu kez CHP’nin “öğrencilerin barındıkları yurt ve pansiyonların denetimine” ilişkin önergesine sıra geldi. İki yıl önce Aladağ’da 11’i çocuk 12 kişinin öldüğü yurt yangını üzerine AKP’ye yönelik eleştiriler yöneltildi.

Bunun üzerine AKP milletvekili Osman Mesten kalkıp şu sözleri söyledi:

“Bugün okul öncesinden lise son sınıfa kadar ülkemizde yaklaşık 18 milyon öğrencimiz var, yaklaşık 900 bin Suriyeli öğrenciyi de katarsak neredeyse 19 milyona yaklaşan ortaöğrenim öğrencisine sahibiz. Bu kadar öğrencinin olduğu bir yerde zaman zaman beklemediğimiz hadiseler, müessif hadiseler olabilir…”

Bu da yetmezmiş gibi CHP’yi “acı ve kan üzerinden siyaset yapmakla” suçladı.

Oysa daha o gün Aladağ’da çocuğunu kaybetmiş anne ve baba Meclis’te tüm grupları ziyaret etmişti.

Ne yazık ki bu tutum AKP’nin fıtratında var.

Dönemin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sema Ramazanoğlu’nun 45 çocuğun tecavüze uğradığı Ensar Vakfı’nı savunmak için söylediği skandal sözleri hatırlayın:

“Buna bir kere rastlanmış olması hizmetleri ile ön plana çıkmış bir kurumumuzu karalamak için gerekçe olamaz.”

AKP eski milletvekili Muhsin Kızılkaya’nın asker ölümleriyle ilgili “Zaten işi o, maaş alıyor. O insanların görevi hayatını vermek ve onun için maaş alıyor. Ekstra bana bir iyilik yapmıyor” sözlerini de unutmayın.

Ve bir de 301 madencinin öldüğü Soma’daki iş cinayeti için dönemin Başbakanıyken Erdoğan’ın sarfettiği şu sözleri ekleyin bütün bunlara:

“Arkadaşlar yani biz bir defa bu tür ocaklarında, kömür ocaklarında bu olanları, lütfen buralarda bu olaylar hiç olmaz diye yorumlamayalım. Bunlar olağan şeylerdir. Literatürde iş kazası denilen bir olay vardır. Bunun yapısında, fıtratında bunlar var.”

Çocuklar mı ölmüş, çocuklara tecavüz mü edilmiş… Zehirlenip kanserden mi ölmüş insanlar ya da iş cinayetlerinde hayatlarını mı kaybetmiş…

Faturanın kendisine çıkacağı her ölümde, tecavüzde, faciada skandal bir ifade kullanmak AKP’nin ‘fıtratında’ var.

Madem öyle bizim de AKP ile ilgili çıkaracağımız sonuç ortada; iş cinayeti, tecavüz, facia AKP’nin fıtratında var!     (artigercek)