Ayşe Yıldırım

Demirtaş’ın konuşmalarından anlıyoruz ki Saray, Fathali Moghaddam’ın kitabını tersinden okumuş.

İran asıllı Amerikalı psikoloji Profesörü Fathali M. Moghaddam. Diktatörlüğün Psikolojisi kitabında baskıcı rejimleri anlatır. Ona göre toplumlar diktatörlük ve demokrasi arasında gidip gelir. Diktatörlük bazen bir darbeyle bazen de demokratik bir seçim sandığından toplumsal barış vaatleriyle çıkar ve toplumu sinsice pençesine alır.

Moghaddam, bir insanın neden diktatör olmak istediğini, insanların neden bir diktatörün etrafında toplandığını yani diktatörlüğün psikolojik temellerinde yatan ruh halini anlatır.

Selahattin Demirtaş, iki gün süren duruşmasında bir yandan mahkeme heyetine hukuk dersi verirken diğer yandan da demokrasi dersi verdi. Bunu yaparken Moghaddam’dan da yararlandı:

“Moghaddam, diyor ki ‘Diktatörlükle yönetilen halklar, diktatörlüğü değiştirmenin tek yolunun gücü elinde tutan rejime karşı toplu eylem olduğunu bilirler. Ama halkı ne düşündüğünü açıkça söyleyerek topluca eyleme geçmekten alıkoyansa yüzlerine doğrultulmuş namlulardır. (Geçen yüzyılın başı için böyleydi ama şimdi yargıdır.) Yüzüne doğru bir silah doğrultulduğunda çok az sayıda insan ‘kahrolsun diktatörlük’ diye bağırmaya cüret edebilir. Bu korkular yersiz değildir. Çünkü diktatörce yönetenler ele geçirdikleri güçle politik muhaliflerin tümünü hapse atabileceklerini, işkenceden geçirebileceklerini hatta öldürebileceklerini defalarca kanıtlamışlardır.”

Ardından Moghaddam’ın demokrasinin olması için ortaya koyduğu dört testi sıraladı:

“Birincisi; gidin diyor o ülkenin şehrinin meydanında örneğin Kızılay’da, örneğin Taksim’de düşüncelerinizi korkmadan bağırarak açıkça söyleyebiliyor musunuz? Eğer yapabiliyorsanız, korku yoksa geçtiniz bu testi demektir. Bu ülkede demokrasi var demektir.

İkinci test, özgür ve adil seçim yapılabiliyor mu bir ülkede? Tartışmaya bile gerek yok. Ben ve 12 milletvekili arkadaşım içerideyken seçim yaptı bu ülke. Bütün devlet imkânlarıyla AKP kendi lehine çalıştı. Dolayısıyla bu testi de Türkiye geçemeyecek.

Üçüncü test. Azınlıkların korunması. Buradan kast ettiği etnik, dinsel azınlıklar değil sadece, muhalif kesim. Yani demokrasi muhalifi korur, sayıca az olanı korur. Güçlü olan zaten çoktur ve iktidardadır, demokrasinin işi onu korumak değildir. Azınlık korunuyor mu bu ülkede? Ve Türkiye bunu da geçemiyor.

Sonuncusu da bağımsız yargıdır. Bir ülkede bağımsız yargı var mıdır diyor. Bakın testin dördüncüsü. Bunu da tartışmaya gerek yok. Türkiye’de bağımsız bir yargı yok değil, yargı yok. Keşke bağımlı bir yargı olsaydı. ‘Şimdi bu 4 testi de geçemeyen ülke diktatörlük rejimine doğru gidiyor demektir ya da diktatörce yönetiliyor demektir.’”

Beş yıl önce Erdoğan henüz Başbakan iken eşi Emine Erdoğan, ABD gezisine çıkmıştı.

ABD’de Georgetown Üniversitesi’nde “Barışın inşası ve gelişmede iş kadınlarının rolü” başlıklı bir toplantıya katılmıştı. İşte o toplantıda bizzat İranlı profesör Moghaddam, Emine Hanım’a “Diktatörlüğün Psikolojisi” adlı kitabını hediye etmişti.

Moghaddan’ın demokrasileri diktatörlüğe dönüştüren unsurları anlattığı kitabının hediyesi Türkiye’de çok manidar karşılanmıştı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu birçok konuşmasında bu kitaptan alıntılar yapmış, hatta CHP grubu milletvekillerine kitabı hediye etmişti.

Anlayacağınız bu kitap şu anda Saray’da da mevcut.

Ama Demirtaş’ın konuşmalarından anlıyoruz ki Saray, kitabı tersinden okumuş. Kitabı özetleyen danışmanlar, demokrasi ile diktatörlük kavramlarının yerini değiştirmiş.  (artigercek)