Türk cezaevlerinde 18 yıl önce gerçekleşen katliamın tanıklarından Naci Tanrıkulu, “O gün de tecride karşı bir direniş söz konusuydu, bugün de öyle” dedi.

20 Ekim 2000’de Türk devletinin F Tipi Cezaevi Sistemi’ni uygulamaya koyması kararına karşı siyasi tutsaklar cezaevlerinde açlık grevi eylemlerine başlamışlardı.

45. günden sonra açlık grevi eylemleri ölüm orucuna evrildi. Takvimler 19 Aralık’ı gösterdiğinde, devlet 20 cezaevine birden eş zamanlı saldırıda bulundu. Saldırılar sonucu 32 tutsak yaşamını yitirdi, yüzlercesi yaralandı. Yaklaşık 10 bin polis ve asker gücüyle gerçekleştirilen bu katliama ‘hayata dönüş operasyonu’ adı verildi.

Saldırılar gerçekleştiğinde Ümraniye Cezaevi’nde olan dönemin tanığı Naci Tanrıkulu, o günlere ilişkin ANF’ye konuştu.

‘KATLİAM, TOPLUMU BASTIRMAYA YÖNELİKTİ’

19 Aralık cezaevleri katliamının, dönemin hükümetleri arasında ekonomik ve siyasal krizlerin birbirlerine devredildiği bir süreçte gerçekleştiğini belirten Tanrıkulu, hükümetlerin muhalif dinamiklere yönelerek bu krizi aşmaya yönelik bir katliama giriştiğine dikkat çekti.

Tanrıkulu, 19 Aralık katliamına uzanan sürecin 1996 yılındaki Ulucanlar ve Amed zindanlarına yönelik saldırılara dayandığını söyleyerek, şunları belirtti:

“Bu katliam, devletin toplumdaki rahatsızlıkları bastırmaya dönük uyguladığı politikalarının sonucuydu. F Tipi olarak ifade edilen cezaevlerin inşası aslında 1999 yılında bitirilmişti. Zindanlara saldırı dönemin hükümetlerinin yetkililerince, tüm siyasal sorunların çözüm ayaklarından biri olarak görülüyordu. Tüm muhalifleri zindanlara tıkayarak, orada ezme politikası gündemdeydi.”

O GÜNDEN BUGÜNE YAKLAŞIM

Cezaevlerinin iradi savaşın en keskin olduğu alanların başında geldiğini vurgulayan Tanrıkulu, devletin de bu alanı bitirme amaçlarının hep var olduğunu ifade etti.

Tanrıkulu, konuşmasına şu sözlerle devam etti: “Bugünle karşılaştırdığımızda yaklaşım yine aynıdır. ‘Devletin bekası’ denilen olgunun söz konusu olduğu durumlarda siyasi farklılıklar onlar için pek önemli olmuyor. Dolayısıyla 19 Aralık da devletin aklının egemen olmasıyla gelişti. Saldırıdan önce zaten F Tipi cezaevleri hazır hale getirilmişti. Buna karşılık da içeride direnişler başladı. Bu, özellikle Türk solu örgütlerinin yoğunlukta olduğu bir direnişti. Önce açlık grevleri başladı. 45’inci günden sonra ölüm orucuna evrildi.”

‘DİRİ DİRİ YAKTILAR’

Saldırıdan önce eylemdeki siyasi yapılar ve devlet arasında görüşmelerin olduğunu ancak devletin F Tipi cezaevlerini faaliyete geçirmekte kararlı olduğu aktaran Tanrıkulu, şöyle devam etti:

“Bu görüşmeler aslında birazda sembolik kalıyordu. 17 Aralık günü, devlet kararından vazgeçtiğini söyleyerek oyalama politikasına girişti. Ama 19 Aralık sabahı devletin yaratmak istediği yumuşak havanın esasında hiç güvenilir olmadığı anlaşıldı. 20 cezaevinde iş makineleri ve balyozlarla saldırılar başladı. Sonrasında da yakmaya başladılar. ‘Diri diri yaktılar’ sözü aslında her şeyi çok net ortaya koyuyor.”

‘BUGÜN, DİNAMİKLER BELİRLEYİCİ OLACAKTIR’

Gündemdeki açlık grevi eylemlerine de değinen Tanrıkulu, o günden bugüne taleplerin özünde hiç değişmediğini savundu.

“O gün de tecride karşı bir direniş söz konusuydu, bugünde öyle” diyen Tanrıkulu, şöyle noktaladı: “Bugün de tecridin kaldırılması yönünde bir talep var ortada. Bu talebin gerçekleşmesi için de bir direniş söz konusu. Nasıl sonuçlanacağı aslında dinamiklerin belirleyeceği bir durumdur. Toplumun tepki düzeyi bu sürecin neticesini belirleyecek. Bugün tecridi konuşuyoruz ve buna karşı cezaevlerinde de güçlü eylemlilikler var. Görünen odur ki bu süreç biraz daha devam edecek ama esas olan toplumun takındığı tavır olacaktır.”   (ANF)