AYKAN SEVER

AYKAN SEVER

Başlık belirsizlik olsa da “belli” olanları yazayım. Belli diyorum, fakat, mevcut savaş atmosferinin her şeyi araçsallaştırmasının dışında gerçekten belirgin olan bir şey yok. Aksine bu savaş örtüsü, kesif bir sis gibi, altına aldığı köşeleri silikleştiriyor. Hele başrollerde kasabanın şerifi zihniyetinde ama “uzay teknolojisi”ne hükmeden birinin olduğunu düşünürsek…

Postmodern karakterli yeniden paylaşım savaşının yeni yılında Çin’in odakta olduğu Rusya’nınsa yeri geldiğinde bir ortak gibi görüldüğü, ABD savaş stratejisinin bu yönde derinleştirildiği bir sürece şahit olacağız. Neden Çin, ABD için daha doğrusu Trump için niye birincil hedef? Bu, Ergin Yıldızoğlu’nun BBC Türkçedeki “ABD-Çin gerginliği: Yeni Soğuk Savaş’a doğru mu?” başlıklı yazısında yeterince anlatılmış. Bu yüzden işin bu boyutuna ve şimdilik içinde bulunduğumuz dönemin sadece geçmişin kavramlarının ödünç alınmasıyla anlaşılabilir kılınıp kılınamayacağı konusuna girmiyorum.

2. Dünya Savaşı sonrası genel kurgunun evrildiği bir süreçteyiz. 70’li yılların başında ABD-Çin (Nixon-Çu En Lai) arasında gerçekleşen yakınlaşma ve hatta yer yer Sovyetler Birliği’ne karşı konumlanma siyasetinden, bugün “asıl düşman Çin’e” geliyoruz. Bu durumun Rusya Federasyonu (RF) için de —kısmen de olsa— hala geçerli olduğu söylenebilir. RF ile var olan kısmiliğin ana nedeni ABD elitleri arasındaki çekişmede müesses nizam kanadının henüz yenilmiş olmamasına dayanıyor. Bu çekişmeden kimin galip ayrılacağı belirsiz.

Fakat dünyanın genelindeki rüzgârların (Trump ve ekibinin de büyük katkılarıyla) Trump’ın lehine estiği görülüyor. Henüz iki taraf da şiddetli bir çatışmayı göze alabilecek durumda değil. Bunun göstergelerinden biri Trump’ın Irak ziyareti oldu. Gerek burada sarf ettiği sözler gerekse orada bulunuyor olması adeta Pentagon’a “sizi ve kaygılarınızı unutmadık” kabilinde bir davranıştı. Cumhuriyetçi Senatör L. Graham’la Trump arasındaki görüşme de bu kapsamda değerlendirilmeli. Kısaca ABD elitleri arasında bir çatışma var fakat bu onların ilerde uzlaşabilecek bir zemin bulamayacağı anlamına gelmez. Bu yüzden mevcut çatışma aralığını mutlak gören bir tarzda siyasal beklenti, siyaset üretmek anlamlı değil. Bunun en önemli göstergelerinden biri, ülkenin ana sermaye gruplarından silah sanayine ve onun etrafında şekillenen uluslararası politikaya dönük Trump muhaliflerinden de hiç ciddi bir eleştirinin gelmemesi. Bütün bu hikayenin kaynağı kapitalizme eleştiri ise hiç yok.

Bu belirsizlik ve karamsarlık halinin Amerikan toplumunu da sardığı görülüyor. Bir yanda kutuplaşma, bir yanda sosyal olanakların kısıtlanması gibi etkenler birçok insanın göç etmek istediği bu ülkeyi Amerikalılar içinse yaşanmaz kılıyor. Yakın dönem yapılan bir anket üçte bir oranında Amerikalı’nın ülkeyi terk etmek istediğini söylüyor.

ABD’nin Suriye ve kısmen Afganistan’dan çekilme kararlarına gelince, bunların elbette kendi içinde “rasyonel” nedenleri olmakla birlikte uzun vadeli tasarlanmış stratejilerin bir parçası olduğunu en azından şimdilik söylemek zor. Trump açısından daha çok ekonomik-siyasal-sosyal maliyet hesabı yapılıyor olabilir. Olayın bir diğer boyutuysa muhtemelen Suriye için hazırlanan CIA raporları, perde arkasında Putin’e verilen sözler ve bölgeyi kendi çıkarına da olsa geleceğe taşıyamayan, bir anlamda yenilgi diye yorumlanabilecek iflas etmiş politikalar olması.

Arap ülkelerinin Esad’ı yakın markaja almaya başlamalarıyla birlikte, RF-İsrail-Mısır-Körfez ülkeleri ve Sudan’ın da dahil olduğu yeni bir ittifakın pekala tohumları atılıyor olabilir. Bu elbette her bir aktörün Esad’ın gitmesi dahil herhangi bir beklentisini terk ettiği anlamına gelmez. ABD’nin keskin bir inisiyatif kaybı yaşadığı Afganistan içinse konuşulan şey Black Water türünden özel savaş şirketlerinin ABD’nin yerini alması. “Maliyet”in Trump için böyle daha düşük olacağı kesin. Özeti, savaş öyle ya da böyle sürecek.

Yeni yılda da her şeye rağmen dünya dönecek, daha çok da eşit, özgür bir yaşam için mücadele edenler sayesinde dönecek…    (yeniozgurpolitika.)