Suruç Aileleri İnisiyatifi ve 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği’nin “Vazgeçmiyoruz” temalı ‘Adalet Buluşması’nda konuşan Avukat Kazım Bayraktar, El Nursa, El Kaide ve IŞİD gibi örgütlerin Türkiye’de organize bir suç olarak örgütlendiğini ve bunun içinde emniyet, MİT ve yargı aracılığı ile yapıldığını ifade etti.

Suruç Aileleri İnisiyatifi ve 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği’nin, Taksim Hill Otel’de “Vazgeçmiyoruz” temasıyla yaptığı ‘Adalet Buluşması’ ikinci oturumla devam etti.
“Adalet Buluşması”nın ikinci oturumu “Gördük” başlığında gerçekleşti. Oturumun moderatörlüğünü Suruç gazisi Koray Türkay yaptı. Türkay, IŞİD katliamlarının “400 milletvekili verin. Bu iş çözülsün” ve “Reyhanlı’ya bir füze atarız olur biter” diyen AKP politikalarının sonucu başladığını belirtti.
Oturumda ilk sözü Adli Tıp Uzmanı Dr. Şebnem Korur Fincancı, Eren Keskin’in “Burası soykırımlar coğrafyası” sözünü hatırlatarak söze başladı. Soykırımlarla yüzleşilmediği için hala katliamlarla yaşamaya devam edildiğini kaydeden Fincancı, çalışmalarına Suruç katliamı ile başladıklarını söyledi. 2016 yılında daha fazla katliam yaşandığını söyleyen Fincancı, katliamlarda yaşanan ölümlerin bilgisine tam olarak ulaşılmadığını ve bunda katliamlara getirilen yayın yasağının etkili olduğunu belirtti. Fincancı, en son Kartal’da yaşanan göçükte getirilen yayın yasağını örnek gösterdi.
YASAKLAR DEVAM EDİYOR
Fincancı, 15-16 Temmuz 2016 tarihinde darbe girişiminin de katliam olduğunu ve birçok sivilin hayatını kaybettiğini dile getirdi. Fincancı, 2015 yılında 605 militan ve 29 sivil insanın hayatını kaybettiğini, sokağa çıkma yasaklarında ise bu tablonun daha da vahim olduğunu kaydetti. Sokağa çıkma yasağının bittiği gibi bir algının olduğunu ancak bunun gerçeği yansıtmadığını belirten Fincancı, “Sokağa çıkma yasağı hala devam ediyor” dedi.
KADINA YÖNELİK ŞİDDET ARTTI
Bu sürede 500 bin kişinin zorla göç ettirildiğini söyleyen Fincancı, Oslo görüşmelerinin bitmesi ile birlikte kadın ölümlerinin arttığını 340 kadının hayatını kaybettiğini kaydetti. Çatışmalı sürelerin sokağa ve kadınlara şiddet olarak yansıdığını belirten Fincancı, “Devlet bize hizmet sunmak zorundaydı ama bize bu şiddeti dokundurdu” diye konuştu. Suruç katliamının ardından “Suruç Psikososyal Dayanışma Ağı”nın oluşturulduğunu ifade eden Fincancı, “Dayanışma ezilenlerin inceliği ve bizim hayatımıza da güzellikleri ile yansıdı” dedi.
DAYANIŞMA GÜÇLÜ KILIYOR
“Suruç Psikososyal Dayanışma Ağı’na 351 kişinin başvuru yaptığını ancak giderek başvuru sayısının düştüğünü aktararak Fincancı, “Neden dayanışmadan güçlenerek çıkmaya başvurmuyoruz sorusunun cevabını bulmak zorundayız” dedi. Fincancı, bunun sokağı ele geçirmek, hayata müdahil olmak ve geleceğe çıkmak için gerekli olduğunu vurgulayarak “Hep birlikte türkü söyleyelim” diye konuştu.
KATLİAMLAR ORGANİZEYDİ
Avukat Kazım Bayraktar ise Suruç, Ankara ve Diyarbakır katliamlarının hukuksal sürecine dair ilişkin bilgi verdi. Bayraktar, “Bu katliamlarının faili siyasal iktidar demek yetmiyor. Tetikçilerin yanında devlet kurumlarının içindeki uzantıları, işbirlikçileri, devlet kurumlarının kendi kurumlarındaki uzantılarını nasıl kullandığı artık meçhul değil” dedi.
“Emperyalistler Suriye’yi yeniden paylaşmak istiyordu. AKP buna hemen atladı ve buradan yeni bir olanak çıkardı” diyen Bayraktar, El Nursa, El Kaide ve IŞİD gibi örgütlerin Türkiye’de organize bir suç olarak örgütlendiğini ve bunun içinde emniyet, MİT ve yargı aracılığı ile yapıldığını ifade etti.
2012 yılından sonra Antep Vali yardımcısı, emniyet müdürü ve ortaklarının El Kaide ve El Nursa bağlantılı kişilerin izlenmesi için bir toplantı yapıldığını aktaran Bayraktar, “Yunus Durmaz, Deniz Büyükçelebi, Mustafa Delibaşlar gibi Suruç ve Ankara katliamını gerçekleştiren ve ismi geçen birçok isim bulundu. Bu izleme sonucu illegal hücre oluşumu, legal derneklerdeki oluşumları, mali kaynakları, Surye’deki çatışmalı bölgelere gidiş gelişler, Suriye’de yaralananların hangi hastanede tedavi edildiği ve örgüte militan kazandırılması gibi birçok unsur tespit edilmiş” diye konuştu.
KATİLLER BİLİNİYORDU KORUNDU
2015 yılına kadar takip edilmesine ve birçok bilgiye erişilmesine rağmen soruşturma açılmadığını söyleyen Bayraktar, Diyarbakır katliamından önce emniyetin soruşturma için yazılı talimat istediğini ancak cumhuriyet savcılığının izin vermediğini aktardı. Diyarbakır katliamından 2 gün önce bombacı Orhan Gönder’in otelde yoklandığını ancak tutuklanmadığını ve katliamdan bir gün sonra yerinin hemen tespit edildiğini belirten Bayraktar, “Çünkü takip altındaydı ve yeri biliniyordu zaten” dedi.
Suruç’ta Kobanê’ye gidiş hazırlığı AKP’nin yeni katliam hazırlığı için fırsat oldu diyen Bayraktar, “Halil İbrahim Durgun ve Yakup Şahin takip altındaydı ama yakalanmadı” dedi. “Ankara katliamcılarının bombacıları için bütün yollar resmen açıldı” diyen Bayraktar, telefonları dinlenmesine rağmen Ankara’ya kadar geldiğine dikkat çekti.
SAVCI IŞİD MİLİTANLARINA YOL AÇTI
Yunus Durmaz ve Mustafa Delibaşlar’ın polis arama noktasına takıldığında cebinden çıkan flash diski attığını ve bunu gören polisin aldığını aktardı ve o flashın içinde IŞİD’in kafa kesen görüntülerinin olduğunu ve fetvayı verenin de arabada yakalanan kişilerden Ahmet Güneş olduğunu söyleyen Bayraktar, ancak savcının cinayetten soruşturma açmadığını kaydetti.
2014 yılında Yunus Durmaz, Mustafa Delibaşlar ve Ahmet Güneş’in serbest bırakıldığını, hatta adli kontrol bile uygulamadığını söyleyen Bayraktar, savcının ancak ondan sonra flash diskin içindeki görüntülerle ilgili suç duyurusunda bulunduğunu ve iddianamenin geri çevrildiğini belirtti. Savcının bilerek itiraz etmediğini ve bir ay sonra başka bir mahkemeye gönderdiğini ifade eden Bayraktar, bu süreçte katiller ile ilgili tutuklama kararı çıkarılmadığına dikkat çekti. “Bu katliamların hepsi devletin bilgisi dahilinde yapıldı” diyen Bayraktar, bu bilgilerin dava dosyasında olduğunu kaydetti.
BOMBACILAR YENİ KATLİAMLAR İÇİN BIRAKILDI
Diyarbakır katliamı sanıklarının bir parkta beklediğini ve o esnada polisin geldiğini söyleyen Bayraktar, orada 5 kişinin yakalandığını ve cep telefonlarında IŞİD’in silahlı eğitimine katıldıkları görüntülerin olduğunu ancak soruşturma açılmadığını dile getirdi. Bunlardan biri olan Mustafa Kılınç’ın Diyarbakır katliamcısı bombacıya ev tutan kişi olduğunu sözlerine ekleyen Bayraktar, Mustafa Kılınç’ın tutuklandığını ancak diğerlerinin serbest bırakıldığını ve onlardan biri olan Levent Kılınç’ın Belçika’da katliam yaptığını belirtti.
CİZRE’NİN YIL DÖNÜMÜ
Gazeteci Arzu Demir ise ile yaptığı bağlantıda, bugünün Cizre katliamının yıl dönümü olduğunu ve Cizre’de katliamın yapıldığı yere TOKİ yapıldığını hatırlattı. AKP’nin kendine ait bir tarih yazdığını belirten Demir, “Bize ait ne varsa yok ediyor. Katliamlarda hayatını kaybedenler birer rakam değildi. Birer yaşamdı” dedi.
Suruç katliamında hayatını kaybedenlerin hepsinin ortak noktasının vakit kaybetmeden bir devrime dokunmak olduğunu söyleyen Demir, “O devrimde kendi devrimciliğini sınama ve kendine ait bir şey görme yani bir devrime tanıklık etme duygusu netti. SGDF’li olup Rojava devrimine katılan ve hayatını kaybeden gençler vardı” diyerek, Oğuz Saruhan, Sinan Sağır ve Emre Aslan’ı hatırlattı.
ROJAVA KADIN DEVRİMİNDE KENDİLERİNİ BULDULAR
Kadınlar bakımından Rojava kadın devriminin ayrı bir önemi olduğunu belirten Demir, Suruç şehitlerinden Duygu Tuna’nın hayatına değindi. Demir, Tuna’nın kadına yönelik şiddetin her türlüsünü yaşanmış ancak hayatına her daim yeniden yeniden başlayan güçlü bir kadın olduğunu söyledi.
Demir, “Nazegül Poyraz yani Bahar yoldaş, kendi hayatının sahibi bir kadındı. Kendisi olmaya çalışan, emekçi, militan ve devrimci bir kadın. 53 yaşında ‘Bir gün lazım olur’ diyerek ehliyet alan bir kadın” dedi.
Nazegül Poyraz’ın güçlü ve doğal biri olduğunu Ferdane Kılıç’in ise naif bir Çerkez kadını olduğunu ifade eden Demir, oğlu Nartan ve kızı Sinem ile Kobanê’ye doğru yola çıktığını hatırlattı. Ferdane Kılıç’ın çok konuşmasa da herkese dokunan bir kadın olduğunu Emekçi Kadınlar Derneği’nden HDK’ya kadar birçok kurumun var olmasında emeği olduğunu ifade eden Demir, birçok soykırımdan geçen bir halkın ferdi olarak Kobanê’ye desteğe gittiğini kaydetti.
Nazlı Koçak ve Nuray Akyürek’in hayatlarına değinen Demir, Suruç’ta katledilen gençlerin belli bir motivasyona sahip olduğunu bunun da bir devrime tanıklık etmek olduğunu söyledi.
RESMİ TARİH BİZİ TEK TİPLEŞTİRİYOR
Yazar Erdoğan Aydın ise hak isteyen insanların da tarih bilincinde eksik olduğunu ve tarih bilincini İttihat Terakki ile başlatmanın yanlış olduğunun altını çizerek, bunun iktidarın tarih anlayışına yedeklenmek olduğunu vurguladı.
Bu toprakların katliam geleneğinin derin olduğunu ve zenginlikleri ortadan kaldırmaya yönelik olduğunu belirten Aydın, Alevilere, gayri müslümlere ve Kürtlere yapılan zulmün amacının coğrafyayı tek tipleştirme politikası olduğunu kaydetti.
“Aynı zamanda bu saldırılar ekmeğeydi” diyen Aydın, katliam politikalarının sınıfsal yönüne de dikkat çekti. Aydın, “Bu topraklar onların istediği tekçiliğe sığmayacak kadar zengindi. Biz Pir Sultan’ın deyimiyle ‘Ağacın kurtları yetiştirilerek’ katledildik” dedi.
Toplumun acılarına yabancılaştırıldığını belirten Aydın, “Toplumun çoğunluğunu kirleterek yüzyıllardır azınlığın ezilmesine meşruluk yaratma politikasını değiştirmek zorundayız” diye konuştu.
HEPİMİZ BU SÜRECİN MAĞDURUYUZ
HDP İstanbul Milletvekili Oya Ersoy ise “Geçmişi konuşmuyoruz bizim konuştuğumuz bitmiş bir süreç değil bu katliam siyaseti devam ediyor. Hepimiz bu sürecin tanığı ve mağduruyuz ama aynı zamanda bu katliam siyasetini değiştirecek eşit ve özgür bir ülkeyi kuracak özneyiz” dedi.
Bu sürecin tarihinin yazılmasında önemli çalışmalar yürütenlerin, avukatların çabasını selamlayan Ersoy, “Bu süreç AKP iktidarının 7 Haziran seçimlerinde kaybetmesi ile başladı. 5 ayda bir yandan siyasetçileri, siyasi partileri oyalarken öbür taraftan katliamlar dizisi başladı. 5 Haziran Diyarbakır katliamı bir ilkti Kürt halkının örgütlü gücü sayesinde istedikleri olmadı. Arkasından Suruç ve Ankara katliamları… Yeniden seçime gidilen 5 ay içinde 700-800 ölüm gerçekleşti. Ölenlerin hepsi biziz. 1 Kasım’da da 550 milletvekili gönderin dediler. Daha sonra Burhan Kuzu istikrar için başkanlık sistemi lazım dedi. Her şey net… Biz bu katliam süreçlerinin hangi amaçla örgütlendiğini biliyoruz. Bu ülke tarihi ya katliamlarla diktatörlük kuruldu diye yazılacak ya da katliamlara rağmen öyle köklü bir mücadele vardı ki diktatörlük yenildi yazılacak. Biz bu tarihi yazmaya adayı” diye konuştu.
IŞİD TÜRKİYE’DEKİ KATLİAMLARI SAHİPLENMİYOR
Tüm dünyada IŞİD’in eylemleri 24 saatte üstlenirken Türkiye’deki katliamları üstlenmediğine dikkat çeken Ersoy, “Bu katliamların hepsi dolaylı ya da dolaysız olarak AKP iktidarının işine yaradı. Hiçbiri faili meçhul değil. Bu ülkede köy yakmalarını, köy boşaltmalarını yaşadık hiçbiri faili meşhul değildi” dedi.
Ersoy, “Biz bu katliam siyasetini tersine çevirmek için bütün bildiklerimizi, iktidar sahiplerinin önüne katliamla olan ilişkilerini koymak zorundayız. Gerçeklerle yüzleştirmek zorundayız. İktidar şunu çok iyi biliyor bu kadar baskıya, zora rağmen bu ülkede meşru olmadığını biliyor. Kürtlerle savaşmaya, biat etmeyen herkesi terörist ilan etmeye mecbur. Çünkü iktidarını sürdüremediği zaman öyle bir süreçle karşılaşacak ki bütün suçları karşısına çıkacak. Bir diktatörlük kurmak isteyenler var ve onun karşısında eşit, demokratik, barış içinde bir ülkede yaşamak isteyenler var. Biz bu tarafın özgücünü örgütlemediğimiz taktirde bu katliamlar devam edecek” diye belirtti.
“Ya barbarlık ya sosyalizm” diyen Ersoy, durumun bu kadar net olduğunu belirterek ortak ilkeler ve değerler etrafında sürecin örgütlenmesi gerektiğini söyledi. Bu ülkenin diktatörlükle yönetilmesini istemeyen herkesin, bu iradeyi örgütleme sorumluluğu olduğunu aktardı. (etha)