Sara Aktas

‘En büyük kötülük direnme yoksunluğundan gelir’ demiş ya Groce; hakikatende hayatlarımızdaki en ufak karanlığın, en ufak zalimliğin, en ufak adaletsizliğin bile direnme yoksunluğuyla kesinlikle yakından bağı vardır. Nitekim kendi varlığını inandığı idealler için feda edebilen insan iradesinin büyüklüğü kadar direnmediği için insandaki değer yitiminin büyüklüğüde dehşet verici ve gerçektir. Her insanın hayatında kaçmakla direnmek arasında bir seçim yapmak zorunda olduğu anlar vardır. Zira bir insanın yaşayıp yaşamadığını, atan nabzından değil; direnip direnmediğine ya da bir duruş sahibi olup olmadığına bakarak anlayabiliriz. Nitekim hayatı dizleri üstünde yaşamayı tercih edenler soluk alışlarının anlamını hissedemezler. Direniş tutumundan vazgeçenler vazgeçtiği oranda ölüme yakınlaşır. İşte bu bakımdan direniş bir yaşam biçimidir, kimi zaman yaşamın kendisidir.

İşte bu bakımdan Mart ayı direniş kadar katliam ve acının ayıdır. Türkiye ve Kürdistan coğrafyasında bu katliam ve acı geleneğinin izleri hala hayatlarımızın en merkezinde olmaya devam ediyor. Paris Komünü başkaldırısından, 8 Mart emekçi kadınlar mücadelesine ve Newroz’la birleşen serhildanlara kadar uzanan tarih hepimize ait olmakla birlikte, esasında Mart ayında bütünleşen bir direniş ve kahramanlığın destansı anlatısı ve büyük moral kaynağı olmuştur. Çünkü direniş sadece bir kelime değildir, binlerce milyonlarca insanın canı kanı pahasına, ödedikleri sınırsız ve sonsuz bedeller sayesinde ruh ve anlam kazanmış manevi bir beslenme kaynağıdır. 12 Mart 1971 askeri faşizmi, 12 Mart 1995’de Gazi katliamı, 16 Mart 1978’de Beyazıt öğrenci katliamı ve 1988’de Halepçe katliamının izleri yüreklerde ve ruhlardaki dehşetini yitirmeden Reyhanlı, Roboskî, Ankara, Cizre katliamları ile beslenmiş ve kendi direnişini yaratarak günümüze ışık olmaya devam etmiştir… Binlerce insanın ölümü ile sonuçlanan bu katliamlar Türk-Sömürgeci devlet geleneğinin en kadim stratejilerinin sonucu olurken, bu katliamlarla toplumu egemen devlet ideolojisine göre yeniden dizayna ve hizaya getirme amaçlanmıştır.

12 Mart tarihi 1971 yılında gerçekleşen askeri darbenin yıldönümüdür. 12 Mart muhtırası olarak tarihe geçen ve bu muhtırayla başta öğrenci gençlik hareketi olmak üzere bir bütün devrimci solu hedef alan askeri faşist cunta Kızıldere’de Mahirleri, işkencehanelerde ve dar ağaçlarında İboları, Denizleri katlederek emekçi halklar üzerindeki kanlı egemenliğini kurmak istemiştir ama direnişle karşılaşmıştır. 12 Mart aynı zamanda Gazi Mahallesinde devletin kontra güçleri ile Alevi halka karşı örgütlediği silahlı bir provokasyonun gerçekleştiği tarihtir ama kendi direnişini doğurmuştur. Gerçekleştirilen direniş Gazi Mahallesini direniş mahallesine çevirmiş, katil devlete ve zor güçlerine diz çökmeyen bir direniş kültürü yaratmıştır.

16 Mart 1978 de Beyazıt’da gerçekleşen öğrenci katliamı da devletin kontra güçleri ile düzenlediği ve devrimci öğrencileri hedef alan bir bombalı saldırı ile başlamış ve bu saldırı devrimci öğrencilerin anti-faşist mücadelesini kırmak için polis ve ülkü ocakları tarafından örgütlendirilmiştir ama yine kendi direnişini doğurmuştur. Amaç üniversitelerde devrimci gençliğin sesini kısmak, mücadelesini bitirmekti. Ancak devrimci öğrencilerin mücadele kararlılığı ve iradesi Beyazıt katliamının üzerinden yıllar geçmesine rağmen hala kampüslerde devam etmektedir. Tarihe 16 Mart 1988 Halepçe katliamı olarak geçen Saddam hükümetinin El-Enfal harekatı adı altında Kürt halkına yönelik düzenlediği kimyasal saldırıda binlerce kişi havayı solumaları ile beraber hayatlarını kaybetmiştir. İran-Irak savaşı sırasında yaşanan bu soykırım, Kürt halkının haklı mücadelesinde büyüttüğü, dirilttiği bir direniş kültürü ve ahlakına yol açan temel kaynaklardan olmuştur. Yani her katliam kendi direnişini doğururken Mart ayı adeta bu direnişleri içine çeken mıknatıs olmuştur. Bu bakımdan direnişin en güzel olduğu, ruhlara ruh kattığı ay mart ayıdır. Zira mart ayı; 30 Mart 1972 Kızıldere’de ölümü kucaklayarak ölümsüzleşenlerin, 21 Mart 1982 de Newroz ateşini yakan Mazlum Doğanların, yani 8 Mart’tan 21 Mart’ta uzanan ateşten bir direniş ve başkaldırı köprüsü kuran Semaların muhteşem zamanıdır.

Mart ayı direnişle başlar, direnişle büyür, direnişle en güzel akışı kazanır. Her kesin yüreğine bir parça heyecan, bir parça ateş, bir parça eylem isteği doldurur. Yani Mart ayı katliamların hiç eksilmediği bir ay olsada esas olarak direnişin hiç eksilmediği bir ay olarak tarihsel anlam gücü kazanmıştır, kazanmaya devam ediyor. Yani Mart ayı; acının ayı, katliamın ayı, onurlu başkaldırının ayıdır. Yani Mart ayı; direniş ayıdır. Leylaların, Zülküflerin, öncülüğünde büyüyen bir direniş ruhudur, bir anlam gücüdür, bir direniş bayramıdır. Bu vesileyle direnmenin hazzını yaşayan ve anlamına anlam katan tüm direnişçilerin direniş bayramını kutluyorum.(yeniozgurpolitika)