HDP’nin önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın yargılandığı davada bugün görüldü. Demirtaş savunmasında çözüm sürecinde yaşadıklarını, savcının fezlekesinin dayanaksız olduğunu anlatırken, “2010-2011’de çok sayıda parti üyemiz AKP-Cemaat ortaklığıyla tutuklanmıştı. Devlet içinden bize yönelen cemaatçi yapı bizlere saldırdıkça AKP bunu alkışladı” dedi.

HDP’nin önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın duruşması ikinci gününde Ankara Sincan Cezaevi’ndeki duruşma salonunda devam edildi. Mahkeme, Demirtaş’ın tutukluluk halinin devamına karar verdi. Sonraki duruşma 18-19 Haziran’da görülecek.

Ankara 19’uncu Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’nde görülen duruşmaya, Selahattin Demirtaş, sabah saat 10.00’da başlayan duruşmaya Edirne F Tipi Cezaevi’nden SEGBİS’le bağlandı.

Demirtaş’ın savunması şöyle:

SAHİL GÜVENLİK 23 DEFA İMRALI’YA GÖTÜRDÜ: 2010-2011’de çok sayıda parti üyemiz AKP-Cemaat ortaklığıyla tutuklanmıştı. Onlara sahip çıkma faaliyetlerimiz nedeniyle, aynı Cemaat savcıları tarafından biz de terör örgütü üyesi olarak suçlandık ve 9 yıl sonra bu defa da ben yargılanıyorum. Devlet içinden bize yönelen cemaatçi yapı bizlere saldırdıkça AKP bunu alkışladı. Çünkü biz, AKP’ye karşı etkili bir muhalefet yapıyorduk. Son seçimde de gücümüz ortaya çıktı. AKP, bize yönelen o saldırıların siyasi parçası oldu her zaman. Bugün olduğu gibi. 10 yıldır bize yapılan her şeyin arkasında AKP vardır. Neden? Türkiye’nin çıkarları için mi? Toplumun çıkarları için mi? Hayır. Koltukları için. Rant için. Çıkarları için. Beni, “Sayın Öcalan” dediğim için, “Onunla görüşülsün” dediğim için yargılıyorsunuz ama, devletin sahil güvenlik güçleri, partimin heyetini 23 defa Marmara’daki İmralı Adasına götürdü. Bunların sekizinde bizzat ben vardım.

CANIMIZI ORTAYA KOYUYORDUK: Defalarca Kandil’de KCK üst yönetimiyle görüşmeye gittik. Tamamı da hükümetin bilgisi, desteği ve onayıyla gerçekleşti. Kara yoluyla gidişlerimizde, Sınıra kadar da İç İşleri Bakanlığına bağlı güvenlik personelinin korumasında gittik. Dönüşte de hükümet ile görüştük. Şimdi de İmralı’da ve Kandil’de defalarca görüşmeler yaptığımız kişilere 2010’da, 2011’de “sayın” demişim diye, “onlarla görüşülsün” demişim diye yargılanıyorum. İşte ilkesizlik budur. Çözüm sürecine karşı olan bir çok milletvekili ve bürokrat sıcak yataklarında yatarken bizler, yüz binlerce kilometre yol kat ediyorduk. Canımızı ortaya koyuyorduk. Ve bugün bizi, bundan dolayı yargılıyorsunuz. Daha önce de söyledim; barış sağlansaydı herhalde duruşma salonunda olmazdım. Fakat barış görüşmeleri çökünce, terörist olarak tutuklanıp içeri alındım. Peki bu durum Türkiye Cumhuriyeti Devletinin çıkarlarına uygun mudur? Hayır. AKP’nin çıkarlarına uygundur.

İKİ ÜÇ DEFA SUİKAST GİRİŞİMİ OLDU: Devlet demokratik bir devlet mi? Değil. Faşizan uygulamalar var, idamlar var, katliamlar var, köy yakmalar var. Var da var. Yapılmayan zulüm yok. Ama en nihayetinde devlet, son noktaya gelindiğinde kendi iç tutarlılığını korumak zorundadır. İtibarın sarsılmasının etkisini önümüzdeki dönemlerde daha net göreceğiz. Devlet kredi bulamıyor dışarıda. Bunun tek sebebinin ekonomik göstergeler olduğunu mu düşünüyorsunuz? Hayır. Devlet, itibarı olmayan bir devlete dönüştü. Hukukun üstünlüğü yok. Verdiği sözü tutmayan bir devlet var. Borç vermek istemiyor kimse. Bu noktaya getiren ne? İşte bu süreçler. Yargıda, hukukta, siyasette cesaret dediğimiz şey; geleceği görerek, günlük kaygılara düşmeden ülkenin, çocuklarımızın geleceğini düşünerek risk almaktır. Biz bu riski aldık. Başımıza bunların gelme ihtimali çok yüksekti. “Çözüm süreci çökerse biz direkt hapisteyiz. Ya da karanlık güçler tarafından ortadan kaldırılacağız” diye düşündük. Buna da hazırdık. Denendi. İki üç defa suikast girişimi de oldu.

BİZDEN HESAP İSTENİYOR: Bizden hesap isteniyor. Yaptıklarımızın hesabı. Verilmeyecek hiçbir hesabımız yok. Biz terörist değiliz. Eminim, vicdanı olan herkes bunu anlamaya çalışıyordur. Biz terör faaliyeti yürütmedik. Şiddeti de silahı da desteklemedik. En akılcı, bildiğimiz, inandığımız yolla, bu sorunların çözümü için uğraştık. Sizler [mahkeme heyeti] bunu “terörist faaliyet” olarak değerlendirmeye devam ediyorsunuz, ben de anlatmaya devam edeceğim.

BİR SAVCI NİYE RAHATSIZ OLUR? 13 no’lu fezlekede suçu ve suçluyu övdüğüm suçlaması var. Fezlekeyi hazırlayan savcı FETÖ’den ihraç ve tutuklu. Bir savcı niye rahatsız olur, ülkesine barış gelme ihtimalini siyasetçiler konuşuyorsa? Görünen o ki, o günlerin bazı güçleri bunu engellemek için canla başla çalışıyordu. Amaç, çözüm sürecini yürütülemez kılmaktı. Bu fezlekenin altında yatan siyasi amacı anlatmaya çalışıyorum da, peki yapılan hukuken doğru mudur? Bir milletvekilinin, kendi görüşünü açıkladı diye cezalandırılmasını, nasıl bu kadar rahat isteyebilirsin? Bu, yargı gücünün kötüye kullanılmasıdır.  13 no’lu fezlekeye konu olan sözlerde suç unsuru yoktur. Bunlar benim siyasi görüşlerimdir. Kime sayın deyip demeyeceğime de savcılar karar veremez.

ÖCALAN SAYGIN BİR İŞ YAPMIŞTIR: Kılıçdaroğlu’na yumruk atan adamın elinin öpülerek fotoğraflarının ve videolarının çekilmesi, “milli kahraman” denilerek paylaşılması hakkında bir işlem yapılacak mı? Suçu ve suçluyu övme var mıdır orada? Kim barış için, akan kanın durması için, yangının sönmesi için bir damla su taşıyabiliyorsa tutumu saygındır. Öcalan da, barışa sunduğu katkılar nedeniyle saygın bir iş yapmıştır. Umarım fırsatı olur, daha fazla da yapar.

BUNUN SİYASİ LİTERATÜRDEKİ ADI FAŞİZMDİR: Olay içeriği belirttiğim şekilde Newroz’un yasaklanması nedeniyle Newroz meydanında yapılan bir basın açıklamasından ibarettir. Bu fezlekede benim yaptıklarımdan çok yapmadıklarımla ilgili suçlama yöneltmiştir. Bunun siyasi literatürdeki adı faşizmdir. Yani söz söylemeye veya yasal olarak meşru olarak herhangi bir davranışta bulunmak zorunda olmayan yurttaşları o davranışı yapmaya zorlamanın adıdır aynı zamanda faşizm. Bu zihniyetle hazırlanmış bir fezlekedir.

BEN SAVCININ EMRİNDEKİ KOLLUK GÜCÜ DEĞİLİM: Daha öncede belirttiğim gibi ben savcının emrindeki bir kolluk gücü değilim. Adli kolluk gücü de değilim. Güvenlik şube personeli de terörle mücadele personeli de değilim. Şunu yapmadı bunu yapmadı diyerek beni suçlaması adeta görevini kötüye kullanmaktan başka bir şey değildir. 14 No’lu fezleke ile ilgili söyleyeceklerim bunlar.

Demirtaş’ın fezlekeye yönelik savunmasının ardından duruşma savcısı, mütalaasını açıkladı. Savcı, “işlediğine dair kuvvetli suç şüphesi”, “bu suçların katalog suçlardan olduğu”, “savunmasının tamamlamamış olması” ve “adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacağı” gerekçeleriyle Demirtaş’ın tutukluluk halinin devamına karar verilmesini talep etti.

Demirtaş’ın tutukluluk halinin devamına karar veren mahkeme heyeti, davayı 18-19 Haziran’a ertelendi.    (gazeteduvar)