Cemal Zöngür kullanıcısının resmiCemal  Zöngür

Tanrı ve Dinler, Neden Mükemmel İnsan Yaratmadı?

Dünya toplumlarının genel algılarına yerleştirilen en yüce kültür değeri, tanrı ve dinler olarak bilinir. Ve tanrının tüm alçaklardan hesap soracağına inanılmakta. Ancak her türlü çirkefliği yapanlardan bırakalım hesap sormasını, namussuzlar artarak milyarları buldu. Tanrının buna neden engel olmadığını sorgulayacak akıllı kişilerin parmak sayısını geçmemesi, insanların ciddi derecede düşünce yoksunu sıradan varlıklar olarak yaşadığını ifade ediyor

Tanrı ve dinler kutsaldır, sorgulamak insan haklarına aykırı gibi evrensel değerlere sığınılması, insanlıktan çok şey alıp götürdü. Özellikle kutsallığa sarılan toplum ve ülkelerde, insanlığın tamamen ayaklar altına alınması, kutsallık adıyla bilinçli bir uygulama gerçeğini ortaya çıkarıyor. Örneğin Türkiye gibi ülkeler tanrı ve dinine son derece bağlıyken, diğer taraftan tecavüz ve türlü namussuzluğun sınırları aşması, kutsanan tanrıyı çoktan öldürmedi mi? Onca çocuk, kadın, kız, erkek ve hayvanlara tecavüz edilip katliamlar devam ettiği halde, tanrıyı dilden düşürmemenin ne faydası oldu? Aynı şekilde dünya insan hakları, akademik çevreler, evrensel tanrıcılar, temiz din ve imandan bahsedenler daha ne kadar susacaklar? Hiçbirinin sesi çıkmaz, çünkü hepsinin birtakım çıkarları var. Gerçekten dünya toplumlarında yozlaşma (Dejenerasyon) görünenden daha kötü ve ağır bir noktada. Bu kötü gidişatın birazcık farkında olan kişiler, iğne ucu kadar yaşattığı insani değerlerinden neler kaybettiği endişesiyle, her şeyi sorgulama ihtiyacı duyuyor. İşte sorgulanması gereken değerlerden birisi de tanrı ve dinlerdir. Çünkü tanrı, din kültürleri küresel çapta etkin ve kabul görmüştür.

Bu sorgulama da amaç tanrıya, dinlere inananları rencide etmek olmadığını herkesin bilmesi gerekir. Sadece insan psikolojisinden hareketle bu eleştiriler yapılmaktadır. Doğal olarak inançlı her insan yüceliğine ve kudretine güvendiği maddi manevi güçlerden somut destek veya pratik yardımlar bekler. Gerçekten tanrı ve din kültürleri her türlü haksızlığı önlemiş veya en aza indirmiş olsaydı, bunu sadece inananlar değil, ateistler bile severek yücelttirdi. Ama nafile beş bin yıldır bir tane arsız cezalandırılmadığı gibi, üstelik çığ gibi büyümeye devam ediyor. Bunun sürekli toplumda çoğalarak nüfuz etmesinin şöyle bir diyalektik bağlantısı vardır.

Bizdeki şu ata sözüyle başlamak konunun daha net anlaşılmasını sağlıyor. “Baş nereye giderse ayaklar onu takip eder”. Her toplumda onursuzluklar devlet yönetimleri başta olmak üzere, zenginlerin pratik ve uygulamalarına bakılarak yükselip taban bulur. Devlet Yönetimi ve bunlarla iş tutan zenginler gerçekten dürüst olsalar, istisnaların dışında her insan dürüst olmak için adeta birbiriyle yarışacaktır. Unutmayalım ki, bireyler, devlet ve zengin sınıftan cesaret alarak türlü alçaklıklara başvuruyorlar. Bu yüzden arısızlık, hırsızlık devlet, birey, tanrı ve dinler iç içe geçtiği için, gerçek insani değerler bitmiş durumda. Bu anormalliklere rağmen, en ufak maddi ve siyasi politikaya bulaşmadan yaşatılan inançların daha farklı bir yeri olduğunu da belirtmek gerekir.

Siyasal, ekonomik ve din tüccarlığına bulaşmadan, doğal şekilde tanrı ve de dine inanan insanlara saygı duyduğumuzu belirtmek isterim. Tanrı, din vb. soyut olgulara inanmak, her şeyden önce kişilerin psikolojik ruh yapılarındaki korku ve şaşkınlığın cevabını bulamamış halidir. Doğal bu inançsal düşünceler kimseyi kendileri gibi inanıp yaşamaya asla zorlamazlar. Ancak kendinden öncekileri batıl gören Monoteist Gök Tanrıcı dini kültürlerde şu ikiyüzlülük hep görülmeye devam ediyor. Her şeyin mükemmel yaratıldığını iddia edip, sürekli direk ve dolaylı hırsızlık yapanları, tecavüz edenleri desteklemesi veya göz yumulması, kendilerine olan saygıyı çoktan bitirmiştir.

Esasında tanrı; mükemmel ne insan ne de başka bir varlık yaratmış değil. Çünkü tanrıyı yaratan insanın kendisidir. Bahsedildiği gibi tanrı var olup her şeyi istediği gibi yapıp yaratacak güce sahip olsaydı, geçmişte ve günümüzde çocuklara, kadın ve kızlara, yoksullara, mazlumlara, emekçilere yapılan her türlü taciz ve tecavüzlerin intikamı çoktan alınmıştı. Namussuzlar bugüne kadar gerçek anlamda cezalandırılmayıp hesabı sorulmuyorsa, bu şu anlama geliyor. Mevcut tanrı, din ve devlet düzenini icat eden güçler, üç beş çıkarcı zengin tüccar ve peygamberlerin kendisidir. Bunların kendi kurdukları düzenden hesap sorması asla beklenemez. Ve düşünün ki.! sözde tanrının yarattığı insan, koskoca dünyayı yaşanamayacak noktaya getirdiği halde, tanrı buna seyirci kalıyor. Diğer bir üzerinde durulması gereken noktaysa, kutsanıp her şeyi en güzel şekilde yarattığı düşünülen tanrının, peygamberliği icat etmesiyle gerçek yaşamın başladığına inanılması.

Bilindiği gibi M.Ö.2500 yıllarından itibaren Tek Tanrıcılık ve peygamberlik sistemi Hz. İbrahim’le başladığı halde, Hz. İbrahim’in dini yoktu. O sadece tek tanrıcı bir Deistti. Hz. İbrahim döneminden en az bin yıl sonra Yahudilik adıyla tek tanrıcı din düzeni başlamış oldu. Arkasından yine yaklaşık 1000 yıl sonra Hristiyanlık ve bundan da 600 yıl sonra İslam dini ortaya çıkmıştır. Her üç tek tanrıcı din aynı mantalite üzerine varlıklarını ve düzenlerini sürdürdüler. Bu dönemler içerisinde meşru görülen en az 317 peygamber yaşadığı belirtilir. Aynı zamanda peygamberlerin hayatı ve toplumu yönetme şekilleri incelendiğinde, insanlığa ve peygamberliğe atfedilen değerden tamamen uzak, tülü çirkinliklerle doludur. Her birinin yüzlerce karı ve cariyeye sahip olması, kutsal savaş adıyla kendilerine inanmayanlara katliam, esir alınan kadın, çocuk ve erkeleri köle olarak satmak vb…

Günümüzdeki devletlerin çoğunluğunun adalet sistemi, aile düzeni, cinsel ilişkilerden, zenginlerin korunmasına kadar hepsi kutsal peygamberlik düzeninin kopya edilmiş şeklidir. Örneğin köle yerine modern yoksul emekçi sınıfların çığ gibi büyümesi. Ailede hâlâ dine göre evlilik ve namus kavramının yaşatılması. Cariye ve harem yerine, gerek resmi nikahla gerekse dini ya da çağdaşlık adına istediği kadar kadına sahip olmak. Ve bunun sadece erkelere tanınan meşru, resmi ve gayri resmi hak görülmesi. Sermaye sınıfının sürekli korunması için devlet yönetimlerinin maddi manevi her türlü desteği sunması. Bunlar peygamberlerin feodal Aşiret Ağalarına ve tüccarlara tanıdığı hakların aynısıdır. Sadece isim, zaman ve şekil bakımında birtakım değişimler söz konusu.

Tanrı ve dinlere inanmayanların yaptıkları talanları bir kenara bırakırsak… Her şeyi yüce tanrının emir ve taktiri olduğuna inanarak yaşayan insanların durumu içler acısı. Bu topluluklar sürekli kendi içlerinde savaş, çatışma, hırsızlık, ırza, mala tecavüz, yalancılık gibi iğrençlikleri yaşadıkları halde, tanrılarından bunun hesabını soramayacak derecede fobiktirler. Tanrı; kendine inananların bunları yaşamasına müsaade ediyorsa, o zaman tanrının kendisinde de büyük bir sorun var demektir. Tanrının gerek varlığı ile ilgili, gerekse haksızdan hesap soracağını gösteren somut en ufak bir işaret bugüne kadar gösterilememiştir. Öyleyse.! ya tanrı yoktur, varsa neden kendi yarattığı insanlara sürekli iğrençlikleri layık görüyor? Eskiden hep söylendiği gibi, yaşananlar tanrının bir sınavıdır saçmalıklarının modası çoktan geçtiğini hatırlatmak isteriz. Aslında soyut güçlere çoğu insan inanmadığı halde, sadece maddi çıkar ve yalnızlık korkusu gereği inanmış gibi yaptıklarını tüm dünya biliyor.

Dünyadaki bütün insanlar tek bir güce inanıyor. Oda maddi varlıklarla birlikte cinsel egoizmdir. İnanan insanların elinden bu iki varlık alınsa, ne inançları kalır ne de imanları. Çoğu intihar ederek yaşamına son verir. Maddi ve cinselliğin gücünü peygamberlerde dahil hiçbir insan açıktan itiraf edemedikleri için, adını yüce tanrı, din ve kutsallık koyarak, süperegolarını tatmine çalışmışlardır. Bu psikolojideki amaçsa, tüm bencil güdüleri tatmin etmektir. Fakat bugüne kadar üst düzey dini temsilci, zengin ve devlet yönetimine hakim kişilerden birisinin dahi tatmin olduğuna rastlamamıştır. Bu sınıflar sürekli daha fazlasına sahip olma maymun iştahıyla, tanrı ve dinleri sonsuza kadar savunup, toplumu oyalayıp uyutmak için en büyük felsefe yapmışlardır. İnsanların birazcık kendilerine saygıları olup tanrı, din, devlet ve kutsalların ne için, nasıl var edildiklerini bağımsız şekilde inceleseler, her şeyi net olarak anlayacaklar. Eğer tanrı ve dinleri savunup yücelten düşüncenin sahipleri gerçek sosyalistler olsaydı, tanrı ve dinler şimdiye çoktan mükemmel insan yaratmıştı.