Image result for Cemal  ZöngürCemal  Zöngür

Türkiye toplumunun kültürsüz, kolay lidercilik ve oy kullanmayı demokrasi görmesinin esas nedeni, İslam’ın bilimdışı Arap Aşiret kabilelerin günlük uydurdukları mahalli söylencelere dayanmasıdır. Örneğin Hz. Muhammed, Halifeler, Şeyh ve Sahabelerle ilgili anlatılan hikayeler o kadar basit, düzmece ve komik ki, insan dinlediği zaman kendisini gülmekten alamıyor. Bunları ifade ederken inananlara saygısızlık şeklinde anlaşılmamalı. Sadece İslam kültürünün dayandığı gerçek temeli tespit etmektir amaç. İslam her yönüyle gerçekleşmesi imkansız soyut uçuk hayallere dayanıyor. Gerçekten akıl ve mantığa dayalı insanı geliştirecek iğne ucu kadar bir düşünce görülse, bunu memnuniyetle ifade edeceğimizden herkes emin olabilir. Bu yüzdendir ki, Müslüman toplumlarda huzurdan bahsetmek mümkün olmadığı gibi, bilimsel ve kültürel açıdan her şey yerinde sayıyor.

Orta Doğu toplumlarında İslam’dan önce bazı ilkel bilimsel icatlar epeyce gelişkindi. Ancak bunu İslamcılar değil Sümer, Babil, Mısır, Hitit, Urartu, Asur, Pers ve Medler icat etmişlerdi. Bu Krallıkların içerisinde yaşayıp bazı icatları olan Arap bireyler elbette bulunuyordu. Fakat İslam bunların çoğunu şeytan işi görüp reddetti. Bazılarını ise kendi icadıymış gibi sahiplenirken olduğu gibi bıraktı. Sürekli Arap Dili ve mahalli hikayelere dayanması, gereğinden fazla hayalciliğe sürüklüyor insanları İslamcılık. İslam’ın Peygamberi, Sahabe ve Halifelere kadar hepsi okuma yazması olmayan kültürsüz insanlardı. Bu kültürsüzlükle dünyayı İslam’ın kurtaracağı iddiasıyla, bin beş yüz yıldır ne kendileri kurtuldu ne de başkaları.

İslam’da böyle bir gerçeklik varken, buna sarılarak yaşayan her toplum cahil ve geri kaldığını artık kabul etmelidir. Bilimsel düşünceden uzak, Türkiye gibi bazı ülkelerde şekilsel değişiklikler, Müslümanların kültürlü olduğunu göstermiyor. Yaşanan kavga, çatışma ve gerilikler bunun en açık kanıtı niteliğinde. Esasında İslam Arap kültürüyle hiçbir bağı olmayan Kürt ve Türklerin, İslam’da ısrarcı olmaları en büyük darbeyi kendilerine vurdular. Halbuki Türkler arayışçı bir toplumdu. Aynı şekilde Kürtler Mezopotamya’nın temeli olan edebiyat, tarım ve el sanatlarında çok gelişkinlerdi. Ermeni ve Rumların zenginliklerini de buna kattığımızda, Anadolu İslam’dan önce, Avrupa’dan yüzyıl ileride yaşıyordu. Söz konusu halklar Arapların baskı ve aldatmasıyla İslam’ı kabullenmeleri, kendi elleriyle her türlü kötülükleri başlarına getirmiş oldular.

Gelinen noktada Türkiye Cumhuriyetinin, Araplardan tek farkı, Anadili ve Avrupa soslu olmasıdır. Araplar kendi mahalli aşiretçi ilkel kültürüyle Halife ve Şeyhlerden lider çıkarıp, dünyadaki değişimleri umursamadan şükrederek yaşamaktan hiçbir rahatsızlık duymazlar. Ancak Türkiyelilerin böyle bir anlayışla yaşamaları coğrafi ve temel kültürleri açısından uygun değildi. Kendi gerçekliğini önemsemeyip Müslümanlaşan Türkiyeliler, Arapların hikayeleri üzerine ilave düzmecelerle birlikte, Avrupa taklitçiliği ile kendilerini gelişmiş sandılar. Böylece dini bütün imanlı kültürsüz liderlerle bölge ve dünyaya akıl vermeye çalışmaları tam bir mizansen. Kim olursa olsun İslam’a bağlı liderlerler, bilimsel teoriden uzak olduklarından duygusal, dinci, ırkçı ve taklitçi yerel şovenizmle yerinde sayar. Bunu Cumhuriyetin ilke ve inkılaplarındaki bilimdışılktan rahatlıkla anlayabiliyoruz.

İçeriği tamamen boş hayal ürünü mevcut siyasal İslami strateji, Türkiye’de sürekli uygulanmakta olup son bir örneği 31 Mart 2019’daki Yerel Seçimlerde sergilendi. Kendi anayasa, yasa, kanun ve görevlendirdiği personeline güvenmeyip, kendisini yalancı, hırsız tutan tek devlet Türkiye’dir. Hırsızlık var dediği halde yalnızca İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığı’nı iptal edip, diğerlerini incelemeden onaylaması tam bir kepazelik. 23 Haziran 2019’da yeniden İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığı seçiminin yapılması, ülkeyi uçurumun eşiğine getirmiş bulunuyor. Bütün bunlara sebep olansa yaşanan ekonomik, kültürel ve siyasal krizler iken, yerel seçimlerde Ekrem İmamoğlu’nun “Her şey çok güzel olacak” gibi alçak gönüllü ve umut vaat etmesi, iktidardakileri çıldırttı adeta. Ancak Ekrem İmamoğlu ve partisi temel stratejide İslam ve Kemalist Milliyetçiliği henüz aşamadıklarından, demokrasi adına birçok belirsizlik ve uçuruma işaret ediyor.

Buna rağmen Adalet ve Kalkınma Partisi’nden (AKP) epeyce yılmış kitlelerle birlikte, Kürt ve sosyalist muhalif düşünceler, bu zulüm düzeninden kurtulmak için Ekrem İmamoğlu’nu desteklemekten başka çare bulamadılar. Aslında siyaset bilimine göre, birbirine zıt muhalif düşünceler temel bazı ilkeler üzerinde resmi anlaşma yapmadan, spontone gelişen dalgaya umut bağlaması büyük risktir. Yerel Yönetim gibi önemli bir temsiliyette, demokrasi kurallarına uygun herkesi kapsayan demokratik protokollün yapılmaması, Türkiye’nin uçuk demokraside ısrar ettiğini gösteriyor bir kez daha.

Halklı olarak bu eleştiriler yapılırken diğer taraftan ülke, bölge ve dünyadaki anormal gelişmeler, Kürt ve Türk Sol muhalefetini uçurum demokrasisini kullanmaya mecbur bırakmıştır. Bilindiği gibi demokrasi, Türkiye’de her zaman bilimsel teoriden uzak, taklitçi, neyin ne olduğu belli olmayan karmaşa ve çelişkilere dayanır. Halkın böyle bir kültürle demokrasi ve lider yaratılacağına inanması, birçok alternatifi etkisiz kılıyor. Örneğin Kamuoyunda “Her şey çok güzel olacak” sloganını kullanan Ekrem İmamoğlu ve partisi CHP, medyatik duygusal propaganda ile sol muhalefete hiçbir garanti vermiyor. Yinede halkın çoğunluğunun umut bağlaması, klasik Türk siyasetinin tekrarı niteliğinde. Tüm beklentimiz halkın tercihi doğru çıkar ve umutlarının karşılanmasıdır. Çünkü resmi yapının bugüne kadar uyguladığı siyasi politikalar hep ikiyüzlüce olmuştur.

İkiyüzlü politikalardan en dikkate değer bir örnek, Adalet ve Kalkın Partisi (AKP) gibi Türkiye’deki tüm iktidar olanlar, cambaz politika misali her sıkıştıklarında Kürdistan İşçi Partisi (PKK) Yöneticileriyle barış adı altında sürekli görüşmeleri. Bunu yapabildikleri kadar halktan ve kamuoyundan gizleyerek gerçekleştirirler. Daha sonraları her çıkmaza girdiklerinde birbirlerini suçlayarak, sen PKK’lisin, PKK ile işbirliği içerisindesin deyip, yaptıkları çirkinliği kendileri deşifre etmekten utanmıyorlar. Bu tür davranışlar dünyanın en alçak siyaset örneğidir. İnsanlıktan uzak bu ikiyüzlülük dünyanın geri toplumunda dahi görülmez. Sonuçta kırk yıldır yenemediğin bir siyasi güçle, eninde sonunda hepiniz masaya oturacaksınız. O zaman tüm dünya bu uçuk demokrasi lafazanlarının yüzüne tükürecektir.

Türkiye halkı biraz kültürlü, bilimsel ilkeli hareket edebilse, bu uçuk demokrasiden rahatlıkla kurtulacak. Fakat halkın çoğunluğunun kültür seviyesini Arap İslam Aşiret düzmeceleri belirlediğinden, iş görünenden çok daha zor. Halk bin yıldır İslam Arap Aşiret, ve Türk İslam Irkçılığına dayanan siyasetten bunalmış çaresiz durumda. Birazcık demokratik söylem ve duruşu gösteren insanlara Hızır gibi sarılıyor halk. Bu da öne çıkan kişileri civa gibi anında yükseltmeye yetiyor. Umarız halk kazanır bizler yanılırız.