Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, açık hava, doğa ve yakın çekim

Ercan Konuklu

Günümüz koşullarında, yönetimsel olarak ortaya konan kuralların toplamına demokrasi denmektedir. Ancak bu kuralların hangi iktidarın elinde olduğuna bakmaksızın, eşit bir sonuç beklemek mümkün değildir. Hal böyle olunca da, atı alan Üsküdar’ı geçiyor misali bir durum ortaya çıkmaktadır.
31 Mart yerel seçimlerinin kimlere neler kazandırdığı ve kaybettirdiği bir tartışmayken, İstanbul gibi bir metropolde, sudan bahanelerle seçimlerin iptal edilmesi, burjuva kliklerin, ayak oyunlarının yeni olmadığının göstergesidir. Demokrasiyi sadece kendi çıkarları için kullanan ve yeri geldiğinde bir kenara iten egemen güçler, bugün ise birbirilerine karşı bu ayak oyunlarını sergilemektedirler. Ancak bu kadar açıktan hak gaspının olmasının daha önemli bir sebebi var. Son yıllarda, açıktan bir psikolojik savaş yürütülmektedir. Bütün kurgular yüzde ellinin çıkarları üzerine yapılmaktadır. Çünkü bu sayı ülkeyi talan eden kesimin uzun vade iktidarda kalmasını sağlıyor. Zaten bu kesim inanç üzerinden bir birlikteliğe sahipti. Ancak siyaseten farklılık gösteren bu kesimi, milliyetçilik ve ekonomik rantın etrafında toparladılar. Aksi taktirde bunca yaşananlara rağmen iktidarda kalmaları mümkün değildi. İstanbul seçimleri üzerine koparılan fırtınada bunun sonucudur.
Bana göre, İstanbul seçimini iptal ettiren AKP içindeki bir gruptur. Esasta İstanbul rantını elinde tutan bir kesim bulunmaktadır. Eğer bu kesimin direnci bu boyutta olmasaydı, R. T. Erdoğan mevcut sonucu kabullenmeye hazırdı. Çünkü AKP’nin bir çözülmeye doğru gittiğini ve Erdoğan’ın en azından kendi cumhurbaşkanlığı koltuğunu garantide tutma düşüncesi bilinmektedir. O yüzdende, ülke genelinde, İmamoğlu etrafında kenetlenmiş bu potansiyeli, açıktan hak gaspına girişerek karşısına almaktan ziyade, daha geçişken bir siyasetle atlatmaya çalışacaktı. Ancak AKP’nin İstanbul rant grubu, bu duruma müdahale ederek Erdoğan’ı peşinden sürükledi. Çünkü geçmişte AKP’de siyaset yapmış ve şimdi AKP dışında hareket eden Abdullah Gül ve Ali babacan faktörü ile bunlara paralel hareket eden Ahmet Davutoğlu’nun bazı çalışmaları mevcuttur. Erdoğan kendi etrafındakilerden bazılarının, ortaya çıkabilecek oluşumlara yeşil ışık yakacaklarından çekinmektedir. Erdoğan’ı seçim ekseninde peşlerinden sürükleyen esas neden de budur.
Hemen şunu belirtmek gerekir ki, Ekrem İmamoğlu ve Binali Yıldırım arasındaki bu çekişmenin yoksul halk kitleleriyle bir alakası yoktur. Oradaki burjuva kliklerden biri bizim ihtiyaçları savunuyor yanılgısına kapılmamak gerekir. Birinin daha saldırgan ve açıktan faşist yöntemler uygulaması, diğerinin burjuva demokrasisini savunuyor görünmesi, sosyalistler açısından kayda değer bir durum değildir. Koşullar değiştiğinde diğeri de aynı sıfata bürünebilir. Sorun sistemsel sorundur.
Şunu görmek gerekir, bu seçimde mazbataları verilmeyen sayısızca HDP başkan var. Kürt illerinde sayısızca tartışmalı sonuçlar varken, duyarlı sayabileceğimiz kesimlerin sessiz kalarak, İstanbul seçimlerine kilitlenmesi işin bir başka tartışma noktasıdır. Burjuva klikleri arasındaki çekişmede, yeni bir cephe açmak yerine, birine yedeklenmek devrimci hareketin mevcut tasfiyesini hızlandırmaktadır. 24 haziran genel seçimlerinde tek adam diktatörlüğüne karşı parlamenter sistemi savunanlar, 31 mart yerel seçimlerinde, HDP’nin ve diğer benzeri partilerin reformist çizgisine zemin hazırladılar.
23 haziranda tekrarlanacak olan İstanbul seçimlerinde de aynı hata yapılarak tavırsız kalınmakta ve Ekrem İmamoğlu’na karşı, sosyalist solun tabanından gelişen ilgiye seyirci kalınmaktafırlar. Normal koşullarda tartışması bile yapılmadan ret edilmesi gerekirken, şimdi bu kliklerden birine olan iyimser yaklaşım, ideolojik kırılmaları derinleştirir. Sosyalistlerin görevi burjuva değirmenine su taşımak değildir. Yada çürümüş gerici düzeni yamalamak değildir. Bizim sorunumuz İmamoğlu veya yıldırım değildir. Bu kapitalist sistemde kimi oraya koyarsanız koyun, aynı sonuçlara yakın bir durum ortaya çıkacaktır. Birilerinin daha çok çalması, bizim tercihlerimizi belirletemez. Bu sistem eşitsizlikler üzerine kurulmuş, yoksulun bütün imkanları elinden alınarak, her yönüyle zincirlenmiştir. Bu zinciri kırmaya yeltenen her kesim zorla bastırılarak, etkisizleştirilmiştir. Eğer kırılması gereken halka varsa, oda budur. Aksi taktirde, faşizmi geriletme vb. Gibi söylemlerle faşizm gerilemez. Bu sistemsel sorundur. Faşizm dediğiniz şey, direnişin cılız olduğu dönemlerde kabuğuna çekilir, yoksul ve emekçi halklar ayaklandığında hortlamaya başlar.
Bu seçimi büyük ihtimal Ekrem İmamoğlu alacaktır. Olabildiğince yüksek tansiyona sahip bu seçimde, herkesin safı netleşmiş durumda. Açıktan fikir belirtmeyen ise sosyalist soldur. Sosyalist sol bazı söylemler kullanarak, aslında niyetini belli etmiş durumda. Ancak bu söylemi, yarışan partilerin yapısından dolayı açıklama sorunu yaşıyor. Direk söylemese de, kendi kitlesinin İmamoğlu’na oy verme taraftarıdır. Ancak bizlerin kişilere göre siyaset yapma şansı yoktur. Siyasette partiler baz alınarak, o partilerin ezilen yoksul kitlere ne vadettikleridir. Zaten bu tür partilerin yoksul halklara bir faydası olmuş olsaydı, sosyalist sol ortaya çıkmazdı.