İrfan Aktanİrfan Aktan

AKP-MHP, İstanbul seçimini iptal ettirerek çok büyük bir kumara girdi ve kaybetti. Bu kaybın kısmi telafisi için bile çok radikal bir demokrasi hamlesine girişmesi gerekiyor. Fakat ne mevcut AKP yönetimi böyle bir zihniyete sahip ne de ortağı olan MHP. Eğer 23 Haziran’ı kazananlar, iktidarın kara propagandasından kaynaklanan korkularını aşıp özgüvenle hareket ederek yeni bir demokrasi bloğu inşa etmeye girişirse, tarihinin en zayıf dönemindeki iktidarı erken seçimle değiştirme gücüne erişebilir.

AKP’nin şimdiye kadarki en büyük başarısı, muhalefet güçlerinin arasına bariyerler örebilmesiydi. Fakat o bariyerler 31 Mart ile 23 Haziran arasındaki kısa süreçte büyük ölçüde ortadan kalktı. Dahası 23 Haziran rüzgârıyla birlikte, muhalefetin kazanmak için AKP içinden çıkacak bir küskünler grubuna muhtaç olmadığı da görüldü. Zira, iktidarın propaganda etmekten hoşlandığından farklı olarak toplum sadece AKP’nin “bazı” yöneticilerine, yandaş medyaya vs, değil, bizzat AKP-MHP zihniyetine karşı tavır almış durumda.

Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul başarısı birbirine tahammül edebilenlerin, beraber halay çekebilenlerin, aralarında aşılamayacak kırgınlıklar olmayanların ortak başarısı olduğu için “23 Haziran ruhu” yeni bir demokrasi bloğunun başlangıç noktası haline gelebilir.

HDP’nin bu süreçteki istikrarlı direnci, CHP ve ortaklarıyla didişmeden İmamoğlu lehine yoğun bir kampanya yürütmesi, 31 Mart öncesinde, AKP-MHP koalisyonuna kaybettirme stratejisinin esaslarından biriydi. Fakat 6 Mayıs’ta İstanbul seçiminin iptal ettirilmesinden sonra başta İmamoğlu olmak üzere CHP’lilerin de HDP ve Kürtler konusundaki özenli tutumu, iktidarın muhalefeti bölme, parçalama ve yönetme kabiliyetini elinden aldı.

AKP HİÇBİR ŞEY OLMAMIŞ GİBİ DAVRANIRSA, ALEYHİNDEKİ SÜRECİN İZLEYİCİSİ OLUR

Muhalefetin ortak hareket etme kararlılığını kırmak için can havliyle her yola başvuran, yıllardır tecritte tutularak etkisi kırılmaya çalışılan PKK lideri Abdullah Öcalan’dan medet uman, fakat Kürt hareketinin liderlik yapısını, dilini, kodlarını, işleyişini kendisininki gibi zannettiği için bunda da muvaffak olamayan iktidar, sadece 23 Haziran’ı değil, yakın geleceğin tek başına belirleyicisi olma pozisyonunu da kaybetti.

Elbette AKP-MHP, İstanbul’u ikinci kez kaybettiği halde “ortamlarda” büyük bir hezimet yaşamamış gibi davranabilir. “Türkiye’yi kaybettik ama devlet hâlâ elimizde” duygusuyla hareket etmeye yönelebilir.

Fakat Türkçü-İslamcı iktidar her şey olağan akışındaymış gibi davranmaya yönelirse, bu sefer de aleyhindeki sürecin edilgen bir izleyicisi haline gelebilir. Çünkü artık suyun akışına tek başına iktidar koalisyonu yön vermiyor. 24 Haziran itibariyle ne muhalefet eski muhalefet, ne de AKP eski AKP.

Eğer AKP-MHP koalisyonu 23 Haziran öncesindeki siyasetiyle yola devam etmeye yönelirse tarihin akışına direnmiş olacak. Bu direnç hem iktidar içi homurdanmayı artırır hem de demokrasi cephesini genişletir.

AKP’NİN ÖNÜNDEKİ İKİ SEÇENEK: YA FAŞİZM YA RADİKAL DEMOKRASİ

Dolayısıyla AKP-MHP’nin önünde iki zor seçenek var: Ya muhalefetin başarısının geniş bir toplumsal tepki ve huzursuzluğun sonucu olduğunu kabullenerek Kürtlerin, laiklerin, ezilenlerin, hedef gösterilenlerin, dışlananların, yoksulların, hor görülenlerin taleplerine kulak kesilip rotayı demokrasiye doğru çevirecek veya halktan alamadığı desteği devletin zor aygıtlarıyla ikame ederek faşizme daha keskin bir dalış gerçekleştirmeye yönelecek.

Bugün görülen Gezi davasının seyri, iktidarın hangi seçeneğe yöneleceğinin ilk işareti olarak tarihe geçebilir. Bunun devamı ise, hapisteki binlerce HDP’li siyasetçiye karşı alınacak tutumla, İmralı’yla yapılmaya başlanan görüşmelerin seyriyle, Suriye politikasıyla, kritik bakanlıkların yapısında radikal değişiklik yapılıp yapılmamasıyla, yargı reformu diye sunulan paketin ne kadarının, hangi hızda hayata geçirileceğiyle vs, netleşecek.

‘TÜRKİYE SORUNLARININ ÇÖZÜM SÜRECİ’ BAŞLATILMALI

Bunun için hem Kürt sorunu bağlamlı çözüm sürecinden hem de Gezi’den sonra açılan tüm yaraların bizatihi iktidar tarafından sarılıp bir özeleştiri sürecine girilmesi ve giderek Kürt sorununun çözüm sürecinin ötesinde “Türkiye sorunlarının çözüm sürecinin” başlatılması gerekecek.

2013-2015 arasında tanık olduğumuz çözüm sürecinde iktidar, barışı toplumsallaştırmamayı özellikle tercih etmiş, CHP’yi, Kürtler dışındaki toplumsal kesimleri sürecin dışında tutmuştu.

Nitekim AKP, bir yandan Kürt hareketiyle görüşürken, bir yandan da Gezi’nin taleplerini şedit bir politikayla bastırmaya yönelmişti. Oysa Gezi’de ortaya çıkan demokrasi, özgürlük ve eşitlik talepleri karşılanmadan Kürt sorununun çözümü de mümkün olmayacaktı, olmadı da.

O nedenle bugün görülecek Gezi davasının seyri, iktidarın önümüzdeki günlere dair politikasının işareti sayılacak.

İKTİDARIN GELECEĞİNİ NE FAŞİZM GARANTİLER NE DE DEMOKRASİ

Bununla beraber iktidar koalisyonu demokrasi veya faşizm arasında hangi seçeneğe yönelirse yönelsin, geleceğini garantilemiş olmayacak.

AKP-MHP, İstanbul seçimini iptal ettirerek çok büyük bir kumara girdi ve kaybetti. Bu kaybın kısmi telafisi için bile çok radikal bir demokrasi hamlesine girişmesi gerekiyor. Fakat ne mevcut AKP yönetimi böyle bir zihniyete sahip ne de ortağı olan MHP.

Bugün itibariyle AKP’nin önündeki en büyük engel, bizatihi kendisi ve ortağı. Beraber veya ayrı ayrı yarattıkları mirasları, bellerini doğrultmayı zorlaştıracak bir kambur olarak sırtlarında duruyor.

Öte yandan İmamoğlu’nun büyük bir farkla seçimi kazanması üzerine MHP’nin Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin yaptığı açıklama, iktidar bloğundaki endişenin dışavurumu olarak not edilmeli ve muhalefet tarafından etraflıca analiz edilmeli: “Bilinmelidir ki Cumhur İttifakı kutlu varlığını güçlü bir şekilde muhafaza ve müdafaa edecektir. Hiç kimse Cumhur İttifakı üzerinde spekülasyona tevessül etmemelidir. Kaldı ki Türkiye’nin artan iç ve dış sorunlarına karşı Yenikapı ruhuyla hareket edeceğimiz tartışmasız bir gerçektir. 23 Haziran seçimi sonuçlarını yanlış yorumlayıp şımarıklığa heves edenler varsa yanlış hesabın mutlaka ters döneceğini iyi bilmelerinde yarar olacaktır.”

ERKEN SEÇİM TARTIŞMALARI ARTIK GÜNDEMDEN DÜŞMEZ

23 Haziran yenilgisinden sonra hâlâ muhalefeti “şımarıklık yapmama” konusunda uyarabilmek için ya güç kaybının farkında olmamak ya da devletin zor aygıtlarının sahipliğine güvenmek gerekiyor.

Bahçeli’in “yeni bir erken seçim bahsi açmak ülkemize yapılacak en büyük kötülükler arasındadır” sözü, yenilginin farkındalığını gösteriyor. Fakat iktidar istese de istemese de erken seçim tartışmaları artık gündemden düşmez.

Eğer 23 Haziran’ı kazananlar, iktidarın kara propagandasından kaynaklanan korkularını aşıp özgüvenle hareket ederek yeni bir demokrasi bloğu inşa etmeye girişirse, tarihinin en zayıf dönemindeki iktidarı erken seçimle değiştirme gücüne erişebilir.     (gazeteduvar)