Ercan Konuklu'nun Profil Fotoğrafı, Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, sakalErcan Konuklu

Günümüz toplumunda, bir çok kavramı yeniden tartışarak, taşların yerine oturmasını sağlamak, sosyal hayatın doğru temeller üzerine oturmasına vesile olacaktır. Toplumsal yapı içerisinde çeşitli katmanlar bulunmaktadır. Her bir katmanın hayata bakışı kendi siyasal, kültürel ve iktisadi yapısıyla alakalıdır. Ancak toplumun ilerici güçleri olarak tarif ettiğimiz sosyalist kesimin bakış açısı oldukça önemlidir. Toplumların gelişiminde önemli rol oynayacak bu kesim, kaygılardan bağımsız, bilimsel değerleri öne çıkarmak durumundadır. İnsana ait olan ve gerici iktidar veya kesimler tarafından törpülenmiş her ne varsa, bilimin ışığında yeniden güncelleyerek topluma sunmak zorundayız. Bu sorunlardan biride kadın erkek ilişkisi ve kadına olan yaklaşımdır. Toplumsal yaşamın temel ögelerinden biri olan ve kendisine biçilen rolü kanıksayarak, kimi zamanlar bir direniş gösterse de, esasta suskunluğu tercih eden kadının değişimi olabildiğince yavaş ilerlemektedir. Kölelikten ‘modern’ yaşama uzanan serüvende, kimi kırılmalar olsa da, bu sancılı değişim hala beklenilen noktaya ulaşmış değildir. Burjuva genel kültürün, feodal kültürden daha ileri olduğunu, yada kimi nicel farklılıklar gösterdiğini varsayarsak, bu sorunun kapitalist düzende kimi iyileşmeler gösterdiğini söylemek mümkün. Ancak bu sorunun çözümüne dair verilen mücadele hala beklenilen noktaya erişmiş değildir. Toplumsal güç erkinin uyguladığı baskı ve şiddet, insanlığın köklü değişimiyle ortadan kaldırılacak bir olgudur. Cinsler arasında yaşanan ayrımcılık sadece günümüz kapitalizmin sorunu değil, özelliklede feodal çağda katmerlenerek geldiği bir durum olarak görmek gerekir. Toplumlara empoze edilen ve kadının ikincil sayıldığı dinsel anlayışların yoğun yaşandığı dönemlerde, bu sorun daha da büyümüştür. Din anlayışı her dönem kadın üzerinde bir karabasan gibi durmaktadır. Kapitalist toplumlardaki kadının kendisini özgür saymasında bu durumun payı büyüktür. En azından kendisine vurulmuş zincirlerin bir kısmından kurtulduğunu düşünmektedir. Cinsler arasındaki ayrımcılığın temel nedenlerinden biri, sosyal varlık olarak tanımladığımız insanın, insanlaşma evresini tamamlamadığından kaynaklıdır. Bir diğeri ise buna bağlı olarak fiziksel gücün hala devrede olmasındandır. İnsan doğada yaşadığı dönemde bütün canlılara hükmediyordu. Yerleşik hayata geçmekle birlikte, bu güç erki devam etti. Fiziksel güçteki orantısızlık erkeğin kadına baskı uygulamasının koşullarını devam ettirdi. Erkek kendisinden zayıf bulduğu kendi cinsine de benzer şiddeti uygulamaktadır. Ancak kadına uygulanan şiddetin bir diğer nedeni, erkeğin kadını kendi mülkiyeti olarak görmesi ve kadın üzerinde yaptırım uygulama hakkını kendisinde görmesindendir. İnsanı diğer canlılardan ayıran temel etmen, insanların sosyal oluşudur. Ancak bu gelişim evresi hala devam etmektedir. Feodal kültürün hakim olduğu toplumlarda kadın köle olarak görülürken, kapitalist toplumlarda ise pazardaki metadır. Sistemler kendi düzenlerini, topluma empoze ettikleri düşünceler vasıtasıyla yönetirler. Kapitalizm kadının metalaştırılmasında ciddi bir rol oynamaktadır. Feodalizm ise köleliği dayatır. Feodalizmde örülmüş yüksel duvarlar nedeniyle, kadın başkalarının düşünce tarzına göre bir yaşam sergilemektedir. Attığı her adımda, acaba başkaları ne der gibi, bin bir türlü sorularla sorgulayıcı olur. Feodal kültürün insan üzerindeki etkisini kırmak pekte kolay değil. Kapitalist düzende kimi iyileşmelerden bahsetsek de, bu durum kadının cinsel obje olarak görülmesinin önüne geçmiş değildir. Bir çok ticari alanda, kadın vitrindeki cinsel süs olarak sunulmaktadır. Bu durumun gelişmesinde belli bir kadın potansiyelinin de payının olduğunu söylersek yanlış olmaz. Çünkü, özgürlük diye kadına sunulan şeyin, belli bir kesim tarafından kabul görüldüğü anlaşılmaktadır. Özelliklede, gelişmiş toplumlarda kadına sunulan yaşamın, kadın tarafından da hoyratça kullanıldığı ve sistemlerin toplumları kendi istekleri dahilinde idare edişlerini kolaylaştıran bir sonuç yarattığını görmek gerekir. Mevcut sistemden dolayı, bir çok eşitsizlikler mevcuttur. Buna karşıda bir mücadelenin olması gerekir. Aksi takdirde sadece feminist tarzda, erkeğe karşı bir mücadele örülürse, burada sistemin yaklaşımı kanıksanmış olunur. Fiziksel güç üstünlüğünden kaynaklı uygulanan şiddeti, bugünkü kapitalist sistemde devreden çıkarmak oldukça zordur. Bu toplumların insanlaşma evresiyle alakalıdır. Bundan dolayı da, kadın erkek yoldaşlığı üzerinden bir mücadelenin gelişmesi ve insanlığın kurtuluşunu ebediyen sağlayacak köklü bir sistemsel değişikliğe ihtiyaç vardır. Mevcut sistemlerin istekleri nasıl olursa olsun, bu işin öznesi kadındır. Eğer kadın erkek eşitliği konusunda yol alınacak ise, kadının öz mücadelesiyle olacaktır. Fakat, kadının özgürleşmesini sadece erkekle eşitliği üzerinden değerlendiremeyiz. Bu açıdan, kadın ve erkek arasındaki duygusal bağların doğru temeller üzerine oturtu