Ercan Konuklu

Toplumsal muhalefetin ortaya koydu mücadele biçimleri önemli olmakla birlikte, esas olanın köklü değişimlere kapı aralayan mücadele biçimleri olduğunun farkında olmak gerekir. Aksi taktirde, iktidar kliklerine karşı ortaya konan mücadele biçimi, bir başka kliği iktidara getirir. Bugün açısından en büyük tehlikelerden biri, kötünün iyisini tercih etme siyasetidir. Bu siyaset tarzı, ezilen sınıfın biriktirdiği enerjisinin tasfiye oluşuna zemin sunacaktır. Yoksullara ve ezilenlere hiç bir getirisi olmayan bu iktidar aygıtını, ayakta tutmanın faturası her gün daha fazla hissedilerek ödenecektir. Belli bir kesimin imtiyazlı olduğu bu sistemde, ezilen ve yoksulların sadece bir görevi olabilir. Mevcut duruma son vererek, kendi ideallerini gerçekleştirecek, bir düzeni oluşturmaktır.
Ancak, İstanbul seçimleri vesilesiyle ortaya çıkan tartışmanın, sınıfın ihtiyaçlarını giderecek tarzda olmadığı görülmektedir. Esasta iki kliğin mücadelesi olarak cereyan eden bu duruma karşı, alternatif bir yol açma yerine, kliğin birine yedeklendiği görülmektedir. Sorunun tarifinden tutalım da, bu soruna karşı ortaya konacak reaksiyonlara kadar hepsi ideolojik ve politik bir sefaleti işaret ediyor. Bu seçimlerin öznesi olmayıp, siyasi fikrini belli edenlerin büyük çoğunluğu, başta Kürt ulusuna yapılan saldırılar diye cümleye başladılar. Halbuki İmamoğlu’na verdikleri destek, kurdukları cümleye tezattır. Yıllardır, Kemalist kliğin Kürt sorununu çözme formülü zorla bastırma veya kısmi kültürel haklardan bahsetme dışında hiç bir şey olmamıştır. Türk-İslam sentezini savunanların, ulusal meselede yol almaları oldukça zordur. Tekçilik üzerine gelişen bu durumu görmeden, iyimser olmak büyük yanılgıdır. Sosyal haklar konusunda, CHP daha ileri görünse de, Kürt ulusal meselede, AKP daha ılımlı durmaktadır. İslam-Türk sentezini savunduğundan kaynaklı, bu meselede belli bir esneme gösterebilir. Bugünkü siyasal konjonktürde kimin ne savunduğu kalıcı bir durum değil. Yine bir diğer nokta, sosyolojik olarak ulusal hareket ile sosyalist solun reformist talepleri aynı kliğe hitap etmez. Ancak belli meselelerde, bu kliklerin kendilerine göre beli başlı fikirleri söz konusudur. Önemli olan uzun vadeli yönelimleri görmek gerekir. Güncel gelişmeler üzerinden nitelik ölçümü yapamayız. Aslında süreçte yeni gelişmelere açıktır. Suriye’de başlayacak görüşmelerin, yeniden çözüm sürecini gündeme getirmesi olası bir durumdur. Bu defa başlayacak çözüm süreci esasta Suriye’de kurulacak masayla gelişse de, orayla sınırlı kalmayacaktır. Bu masada bölge güçleri direk veya dolaylı temsil edilecektir. Çünkü aynı sorunu kendileri de yaşamaktadırlar. Bu tartışma kısa, orta ve uzun vadede, Suriye, Türkiye, Irak ve İran’ı kapsayacaktır. Benzer modelin esnetilmiş biçiminin İran’a uyarlanması ve Irak’taki “tartışmalı Kürt bölgeleri” üzerinden kanton tartışmaları yapılarak, güney Kürdistan yönetimini köşeye sıkıştırılma olasılığı büyüktür. Çünkü, bugün açısından, PKK’nin edindiği askeri güç bu ülkeler için bir tehdit oluştursa da, uzun vadede bu güç ayrılıkçı olmadığından, uzlaşır noktaya gelecektir. Ancak uzun vadede KDP’nin ayrılıkçı çizginin bölge ülkeleri açısından daha büyük sorun olduğu görülmektedir. Bu ayrılma isteği, diğer parçalarda yaşayan Kürtlerinde milli duygusunu kabartmaktadır. Kürt ulusuna dair, dört parçada temsil gücü olan, ana iki akımın temel farklılıkları görülmeden, bu ana akımların bu ülkeler için ne ifade ettiklerini kestirmek mümkün olmaz. Elbette bu başlı başını bir tartışma konusudur. Ancak seçimler konusunda, Öcalan’ın yaptığı tarafsızlık çağrısı bununla alakalıdır. Referandum sürecinde olduğu gibi, İstanbul seçimlerine dair yapılan bu çağrı karşılık bulmadı. Hem HDP’nin birden fazla sosyal hareketi kendi içerisinde barındırması, hem de son yıllarda HDP’ye karşı yapılan operasyonlar ve binlerce yönetici ve üyesinin tutuklanması, yine içişler bakanı başta olmak üzere, aynı çevreden yapılan tehdit ve hakaretler, yine en ufak demokratik tepkilerin yasaklanması, HDP’nin karar değiştirmemesinin önünü kesti. Birde bu konuda HDP İstanbul tabanının ciddi bir direnci olduğunu görmek gerekir. Ancak, Öcalan’ın çağrısını üçüncü yol olarak tarif etmekte büyük yanılgı olur. Nasıl ki, tek adam diktatörlüğünü geriletme adına, İmamoğlu’na destek veriliyorsa, diğer taraftan da, Öcalan’ın yaptığı çağrı, topu AKP’nin önüne bırakmaktır. Bu çağrı, içerdeki görüşmelerin mahiyetiyle alakalıdır. Bu açıdan bu açıklamayı üçüncü yol değil, dengeleri değiştirme siyasetidir. Bir diğer nokta, belirtildiği gibi karşımızda iki yol falan yoktur. Burjuva klikleri arasındaki çelişkiler, uzlaşmaz çelişkiler değildir. Tali meseleler üzerinden atışmaktadırlar. Ezen ile ezilen vardır. Mesele biz ve onlar arasındadır. Sorun sistemseldir dememizdeki neden bundan kaynaklıdır. Bu sistemin başına kimi koyarsanız koyun, mevcut sömürü ve baskılar olacaktır. Kapitalizmin doğasında bu vardır. Her daim sömürü devam edecektir. Bu sömürüye karşı çıkanlar zorla bastırılarak, bertaraf edilmek isteneceklerdir. Aksi halde ayakta kalıp, kendi varlıklarını idame ettirmeleri söz konusu olamayacaktır. Bu açıdan bakıldığında, yoksul ve ezilenlerin umutlarını bağlayacak yer, kendi gücünden başkası olmamalıdır. Kendine olan özgüvenle hareket edildiğinde, köklü değişimlerin daha hızlı olacağını görmek gerekir. Aksi halde, zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi olmayanlar, o zincirleri taşımaya devam edecekler.