Türkiye, 15 Temmuz 2016 yılında kanlı bir darbe girişimine sahne oldu. Darbe girişiminde 251 kişi hayatını kaybederken, 2 bin 194 kişi ise yaralandı. AKP hükümeti darbe girişiminin hemen ardından OHAL ilan ederken, darbe girişimine dair birçok soru işareti hala yanıt bekliyor. Darbe girişiminin siyasi ayağına dair herhangi bir adım atılmazken, darbe girşiminin neden engellenmediği de gizemini koruyan sorulardan biri. Hükümet, darbenin faili olarak yıllardır iktidar ortağı olduğu Fethullah Gülen Cemaati’ni suçlarken, hükümeti Gülen Cemaati ile girdiği ilişki nedeniyle eleştiren demokratik güçler ve toplumsal muhalefet, darbe girişimi fırsat bilinerek ağır bir saldırı dalgasına maruz kaldı. Darbe girişimine, iktidarın Kürt politikasında izlediği savaş politikası nedeniyle askere inisiyatif vermesinin yol açtığı değerlendirmeleri dikkat çekti.

Darbeyi fırsata çevirmek

15 Temmuz kanlı darbe girişiminin üzerinden 3 yıl geçti. 251 kişinin hayatını kaybettiği, 2 bin 194 kişinin ise yaralandığı darbe girişiminin ardından hükümet OHAL ilan etti ancak çıkarılan KHK’ler muhalif ve demokrat, akademisyen, öğretmen, kamu personeline uzandı. Yüzbinler ihraç, pasaport iptali, gözaltı ve tutuklama dalgasına maruz kalırken, darbe girişimi sonrası hükümetin bu adımları, darbe girişimini fırsat bildiği, bunu toplumsal güçleri bastırmak ve “tek adam sistemi”ni inşa etmek için kullandığı eleştirilerine yol açtı.

Önceden biliniyor muydu?

15 Temmuz Çatı Davası’nın iddianamesine göre darbe faaliyeti saat 20.30 sıralarında başladı. Kara Havacılık Komutanlığı’nda görevli binbaşı O.K’nin MİT’e 14.30’da darbeyi ihbar etmesine karşın girişim engellenemedi. İktidara yakın medyada birçok kalem, aylar önce darbe girişiminden hükümetin haberdar olduğunu gösteren yazılar kaleme aldı. Darbe kalkışmasının olacağının önceden haber alınmasına karşın bunun neden önlenmediği karanlıkta kaldı. Akşam saatlerinde başta İstanbul olmak üzere birçok kentte tanklar sokaklara çıktı, başta tatbikat sanılan olayın darbe girişimi olduğu anlaşıldı. Ardından uçaklar ve helikopterler devreye girdi. Meclis, MİT binası ve Genelkurmay başta olmak üzere birçok bina havadan bombalandı. TRT’de Yurtta Sulh Konseyi adıyla darbe bildirisi okutuldu.

İşkence sokağa taştı

Gecenin ilerleyen saatlerinde darbe girişimi bastırıldı ancak bilanço ağır oldu. Sokaklara çıkan yurttaşlar darbeyi engellerken ağır kayıp verdi. Darbe girişiminin bastırılmasından sonra ise ağır bir işkence dalgası başladı. Darbeye karıştığı belirtilen birçok asker linç edilirken, bazılarının kafası kesildi. İşkence sokak ortasına taşındı.

Erdoğan ‘lütuf’ demişti

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın darbe girişimi sürerken İstanbul Havalimanı’nda girişim için “Allah’ın bir lütfu” dedi. Erdoğan’ın ayrıca “Ne istediler de vermedik” sözü de Gülen Cemaati’nin devlete yerleşmesinde oynadıkları role dair ifadeleri hafızalara kazındı. 2002 yılında iktidara gelen AKP ile Gülen Cemaati ittifak kurdu. Erdoğan Gülen’i överken devletin tüm kritik kadrolarında cemaat mensuplarına yer verdi. Erdoğan’ın Kemalist kesime karşı Cemaat kardolarına dayanmayı tercih ettiği belirtilirken, Cemaat’in devleti tamamen denetimine almak ve demokratik güçleri bastırmak için yaptığı KCK ve Ergenekon operasyonlarına Erdoğan tam destek verdi. Darbenin siyasi ayağı ise hiç ortaya çıkarılmadı.

Öcalan uyarmıştı

Gülen Cemaati için ilk “paralel devlet” tanımlamasını PKK Lideri Abdullah Öcalan yapmıştı. İmralı’da yaptığı görüşmelerde “paralel devlet” vurgusu yapan Öcalan, sık sık bu konuda iktidarı uyardı. Öcalan ayrıca darbe uyarısını da yapan ilk kişilerden biri oldu. Kürt sorununda savaş siyasetinin tercih edilmesi halinde “darbe mekaniği”nin harekete geçeceğini söyleyen Öcalan, 2013-2015 yılları arasında birçok kez bu uyarısını tekrarladı. Nitekim 2015 yılında çözüm sürecinin iktidarın masayı devirmesiyle sona ermesinden sonra Türkiye, kanlı bir döneme girdi. Kürt illerinde askere verilen inisiyatif, bir yıl sonra askeri kalkışma olarak iktidara ve topluma döndü. Gülen Cemaati, Kürt sorununda savaş politikası ve kritik provokasyonlarla devlet-hükümet ile PKK Lideri Abdullah Öcalan arasında yapılan görüşmeleri sabote etmeye çalıştı.

İşte ağır bilanço

21 Temmuz 2016’da ilan edilen OHAL 2 yıl sürdü ancak uygulamaları kalıcılaştırıldı.

En az 125 bin 678 kamu görevlisi ihraç edildi.

Kürt illerindeki tüm HDP’li belediyelere kayyum atandı.

2 bin 761 kurum kapatıldı.

204 medya kuruluşu kapatıldı. Kapatılan 179 medya kuruluşu arasında 53 gazete, 37 radyo istasyonu, 34 televizyon, 29 yayınevi, 20 dergi ve 6 haber ajansı yer aldı.

6 bin 81 akademisyen ile bin 427 üniversite personeli ihraç edildi.

234 bin 419 pasaport iptal edildi. 4500 bini aşkın kişi gözaltına alındı, 30 binden fazla kişi tutuklandı.     (yeniyasamgazetesi)