ANKARA – “Barış Konuşmaları” panelinde konuşan Prof. Dr. Sibel Perçinel, barış için herkesin cesaretli olması gerektiğinin altını çizerek, “Hepimiz barışı talep etmeliyiz” dedi. Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu ise, rıza üretiminin en büyük şiddet, savaş ve kaosla sağlandığını söyledi.
Türk Tabipleri Birliği (TTB), Ankara’da “Barış Konuşmaları” paneli düzenledi. Moderatörlüğünü Prof. Dr. Vedat Bulut yaptığı ilk oturumda, TTB Genel Sekreteri Dr. Bülent Nazım Yılmaz “TTB Mücadele Tarihi ve Barış” , Ankara Barosu İnsan hakları Merkezi Üyesi Av. Mesut Özer ise “Barış Hakkı” konularında sunum yaptı. Moderatörlüğünü Prof. Dr. Sibel Perçinel’in yaptığı ikinci oturumda ise barış akademisyeni Prof. Dr. Nejla Kurul, “Barış Kültürünü İnşa Etmede Entelektüelin ve Üniversitenin İşlevi” ve Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu “Halkların Sağlığı İçin Barış” konulu sunumlar yaptı.
‘BAŞIMIZA NE GELECEĞİ BELLİ OLMUYOR’
İlk oturum Prof. Dr. Vedat Bulut’un açılış konuşmasıyla başladı.  Bulut, “Ülkede en zor şeylerden birini yapıyoruz. Barış dediğimiz zaman başımıza ne geleceği belli olmuyor. İnsan evreninin son evresinde artık savaşmamak, dünyayı, doğayı, insanı, kültürleri, tarihi değerleri korumak olması gerekirken ancak günümüzde on binlerce insan savaşlardan kaynaklı göç etmek zorunda kalıyor. Akdeniz’de, Ege’de olanları görüyoruz. Dünyada en prestijli saygılı kuruluşlardan biri. Bunun nedeni de bütün baskılara rağmen, Türkiye’de darbelere rağmen, barışı, özgürlüğü ve kültürel değerleri korumakta önder bir rol yapan bir örgüt” dedi.
BARIŞ İÇİN BİRLEŞİK MÜCADELE
“TTB Mücadele Tarihi ve Barış” konusunda söz alan TTB Genel Sekreteri Dr. Bülent Nazım Yılmaz, TTB’nin stratejik ve politik amaç açısından barış konusunda birleşik bir mücadeleye inandığını söyledi. Yılmaz, “TBB çok uzun zamanlardan beri, gerek ülkemizdeki barış konularının çözümünde gerek bölgede gerekse de dünyada savaş ve barış konuşurken veya savunurken ezilenlerin temsilcileri ile birlikte mücadele eden bir oda” dedi. Yılmaz, “Bunun ötesinde öncelikli olarak hekim örgütlüğüne sarılması bakımından uluslararasında da barışı öncelikli hale getirmiş ve uluslararası örgütlerin de öncelikli talebi olması için mücadele etmiştir ve bu konuda da önemli aşamalar katletmiştir. TBB kamu kurumu niteliğinde bir meslek örgütüdür. Her koşulda iyi hekimlik yapmak bizim ilk yasamızdır” şeklinde konuştu.
Yılmaz, hekimliğin barış mücadelesinde yerine dair de şunları söyledi: “İyi hekimin görevleri yapmak için uygun şartların sağlanması, özlük şartlarının sağlanması, Hastanelerde nöbet odalarının iyileştirilmesinden örgütlenmeye kadar birçok talep yaptığı gibi aslında iyi bir hekimlik mücadelesinin yanında da ülkedeki demokrasi mücadelesinin, özgürlükler mücadelesinin, eşitlik mücadelesinin ve barış mücadelesinin olmazsa olmazı olarak kabul etmesidir. TTB tarihinin ben çok gurur verici bir geçmişi olduğunu düşünüyorum ve bu yolculuk bitmez TBB kadroları ile her ne kadar müdahale borazanlarının çaldığı bir süreçte geçse de bunları hiç umursamadan bu süreci yürütmeye kararlıdır” dedi.
‘BARIŞ HAKKI’
“Barış Hakkı” üzerine söz alan Ankara Barosu İnsan Hakları Merkezi üyesi Av. Mesut Özer,  “İnsan Hakları doğuştan kazanılır, mutlaktılar ve vazgeçilmezdirler. Kişiye ait olduğundan bahsediliyor ama bireyin yanında sadece birey olarak değil toplumları hatta gelecek kuşaklara da tanımaktadır. Temel hak niteliğindedirler ve bütüncüdürler” ifadelerini kullandı. Barış  içinde yaşamanın en temel hak olduğunu söyleyen Özer, “Ama dünyada bu kadar silah fabrikası varken, silah sektörü bu kadar büyükken bu dünyada barışı nasıl sağlayacağız ciddi ciddi düşünmek gerek” şeklinde konuştu.
‘BARIŞI KONUŞMAK’
İkinci oturumda ise ilk sözü moderatör Prof. Dr. Sibel Perçinel aldı. Panelde “Barış Konuşmaları” ismini kullandıklarını ve gerçekten barışı konuşmak istediklerini kaydeden Perçinel, şunları söyledi: “Barış aslında her konuda savaşın en cafcaflı olduğu dönemde de konuşmamız gerektiğini düşünenlerdenim ama barış için küçücük bir filizlenme gördüğümüz zaman çok daha fazla konuşmamız gerektiğine inanıyorum. Gerçekten cesaretli olmamız gerek ama hepimizin cesaretli olması gerek, sadece bir kesimin cesareti ile olacak şeyler değil bunlar. Hepimiz barışı talep etmeliyiz. Barış hakkını bilmeliyiz, bunları yaygınlaştırmamız lazım bir birimize sürekli barışı anlatmamız lazım aslında barış dediğimiz şey iki kişinin yan yana geldiği zaman bir şeyleri paylaşabilmesi zıt fikirlerde olsa bile birbirlerine bir şeyler anlatabilmeleri ile başlıyor diye düşünüyorum. Barışı tekrardan konuşacağımız günlerden geçiyoruz.”
ENTELEKTÜELİN SİYASAL İŞLEVİ
 “Barış Kültürünü İnşa Etmede Entelektüelin ve Üniversitenin İşlevi” konulu sunum yapan barış akademisyeni Prof. Dr. Nejla Kurul, “Entelektüel kimdir? Nasıl bir siyasal işlev görür? Herkes entelektüel midir?” sorularıyla başladı. Adaletin her gün zedelendiği bir süreçten geçildiğini aktaran Kurul, şunları kaydetti: “Entelektüel dediğimiz insanların bir kısmı hızla iktidar aygıtları tarafından kapılıyorlar ve sesleri kesiliyorlar. Bir entelektüel rol dediğimizde onun sabit öz her daim göreve hazır biri olarak düşünmememiz gerekiyor. Herkes entelektüelin siyasal işlevini görmeyebilir. Eğitim Sen’li bir öğretmen ile otursak Türkiye’nin aşağı yukarı eğitim ile ilgili benzer noktalarında görüşler tutturabiliriz. Biraz tartıştığımızda bir birimizi dönüştürebiliriz. Bazen bir entelektüel hayatın çok dar bir anında yazdığı bir yazı ile çok insana dokunabiliyor. Bizim hayatımız sırf insan odaklı değil, insan olmayanlar ile de bağ kurmamız gerekli.”
‘İŞLERİNE GERİ DÖNECEKLER’
 Son olarak da Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu, “Halkların Sağlığı İçin Barış” konulu sunum yaptı. Barış akademisyenlerinin hepsinin bir birey olarak imzacı olduğunu ancak adliyelere gitmelerle birlikte  örgütlendiğini anımsatan Hamzaoğlu, “Bu örgütlü bir mücadeleni sadece kendisi ile değil demokratik kitle örgütleri ile sendikalar ile siyasi partiler ile ilerleye bir örgütlülüktür ve bu bitmiyor daha devam edecek. Öğretmen, hekim arkadaşlarımız işlerine geri dönecekler. Barışa ulaşmak için daha önce çok vurguladığımız ve son yıllarda gündemimizden çıkan soğuk savaşı anımsamamız gerekiyor. Yoksa bir barış meselesi nasıl olacak boyutu hep hafızalarımızda kalması gereken bir konu olarak kalacak” dedi.
“Sadece silahların susturulmasıyla mı olacak barış” diye soran Hamzaoğlu, “İnsan hakları bildirgesinin 71’inci yılını geride bıraktık. 10 yılı aşkın bir süredir bu bildirgenin yazıldığı ülkede dahil olmak üzere bildirge raftadır. Haklar kavramı bir rıza olarak gündemimize gelmiş durumda, son 10 yıldır dünyanın hiçbir yerinde hak kelimesi rızanın üretimi için kullanılmıyor. Artık rıza üretimi en büyük şiddet, savaş ve kaosla sağlanıyor” ifadelerini kullandı.
Panel soru-cevap bölümü ardından sona erdi.      (MA)