Fetih Koç'un Profil Fotoğrafı, Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yakın çekim      Fetih Koç

Yıllar önce Türkiye’den Yunanistan’a sığınan Muzaffer Oruçoğlu, 33 yıl sonra Yunanistan Selanik kentinde resim sergisi vesilesiyle “Selanik Buluşması” olarak isimlendirilen buluşmada çocukluk ve okul arkadaşı Safa Tarhan da vardı. Duygulu anlara tanıklık yapan Selanik şehri aynı zamanda tarihine yeni bir not daha düştü.

Safa Tarhan Muzaffer Oruçoğlu’yla Ortaokul, Lise ve Üniversite de olmak kaydıyla hep birlikte yaşamışlar. Aynı okul, aynı sınıf ve aynı sırada ortak yaşamını paylaşan bu ikiliyi Üniversite başlayan fırtınalı devrimciliğe yıllarına adım adım atılırken ayrılmak zorunda kalmışlar. Bu ayrılık aynı zamanda farklı siyasi ve politik görüşleri de eklemekte. Safa Tarhan THKO davasında yılarca mahpusta yıllarını geçiriyor. Muzaffer Oruçoğlu ise TKP(ML) kurucu kadrosu olarak Dersim dağları, Vartinik baskını, hapishane sonrası sürgün bir yaşam…

2 Mayısta Selanik de açılan Muzaffer Oruçoğlu resim sergisine katılan Safa Tarhan hikayesini dinlediğimizde, bunu okuyucularımıza aktarmayı görev gördük. 45 yıl sonra bu ikiliyi bir araya getiren nedenlerini Safa Tahran’dan dinleyelim.

Seni buraya getiren nedir?

Sefa Tarhan: Beni buraya getiren Muzafferi’n özlemidir. Gelirken de “bana zaman ayır” dedim, ama adam hiç yoldan çıkmamış. Hala aynı disiplinle yola devam ediyor. Ben mi deliyim Muzo’mu manyak anlamış değilim.

Muzaffer’le nasıl ve nerde tanıştınız da bu kadar derin bir bağlılık oluştu ikinizde?

Sefa Tarhan: Ortaokulda başlayan arkadaşlığımız hala çok canlı ve özlemle devam ediyor. Önce, sınıfın en çalışkan öğrencisiydik. Bu çalışma disiplini bir birimize destek ve bilgi alış verişi de getirdi. Bu böyle devam ederken aramızda paylaşım gelişti, sırlarımızın paylaşımı da eklenince derin arkadaşlığımızın temeli atıldı. Öyle sıradan bir temel değil tabi ki, çok güçlü bir temeldi ve bugün de hala aynı sıcaklık ve özlemle bunu yaşıyoruz.

Ortaokuldan sonra sınava girdik Rize Öğretmen okulunu kazandık. Rize’de de aynı sınıf, aynı sırada oturduk. Burada kimi öğretmenlerimiz bizi Rize’de yapılan konferanslara götürüyorlardı. Bu seyir içinde siyasi politik düşüncelerimizin de yavaş yavaş temel alıyordu diyebilirim.

Öğretmen okulunda 5. sınıftan 6. sınıfa geçen öğrenciler içinde en “zeki” ve not ortalaması yüksek olan bir kaç öğrenci seçilir yüksek öğretmen okuluna gönderilirdi. Bizi okulda bir kaç arkadaşla birlikte ben ve Muzaffer’ide İstanbul yüksek öğretmen okuluna gönderdiler. İstanbul’da da hazırlık sınavında yine aynı sırada oturduk. Muzaffer bu süreçte politik mücadeleye daha çok ilgi gösteren bir öğrenciydi. Ama ben onu hiç yalnız bırakmadım. Muzaffer’le birlikte mücadele içinde olmaya çalıştım.

Politik mücadeleniz ilk nasıl başladı?

Sefa Tarhan: Bizim siyasi ve politik hikayemiz TİP (Türkiye İşçi Partisi)’le başladı.

Siyasal ve politik başlangıcınızla Kemalizm’i neden ilerici görüyordunuz?

Sefa Tarhan: Kemalizm’e yönelik bir eleştiri yoktu. Bundan dolayı bizde de buna yönelik bir tavır ve tutum belirtme olmadı.

Sonra nasıl devam etti bu politik mücadele seyri?

Sefa Tarhan: Biz Dev Genç ile daha sıkı sıkı olmaya çalıştık. Sonra değişik siyasi fikirler de bizi çok etkiliyordu. Hazırlık sınavını bitirdikten sonra Üniversite sınavına girdik Muzaffer Matematik bölümüne bende Fizik bölümüne kayıt olduk. O sırada, okulumuzda İbrahim Kaypakkaya önderliğinde Fikir kulübü kuruldu. Kurucular arasında Muzaffer de vardı. Okul müdürü demokratik hakkımız olan bu girişimin suç olduğunu söyleyerek kurucular hakkında soruşturma açtı. Kurucuların okulla ilişkisini kesti. Yani bu kurucuların okuldan barınma hakkını ellerinden alarak bu haktan men etti. Ama Danıştay bu öğrencilere verilen ceza kararını bozdu. Herkes okula dönsün kararı çıktı. Okul müdürü İbrahim Kaypakkaya hariç diğer bütün öğrencileri okula aldı. Yani İbo’yu okulda tehlikeli görüyordu. Kendisi fabrikalarda, köylerde örgütleme çalışmaları yürütüyordu artık. Muzaffer de İbo’ya uyarak oda öğrenciliği değil profesyonel devrimciliği seçti.

Tam da burada sormak istiyorum İbrahim Kaypakkaya ile nasıl bir ortamda veya zeminde tanıştınız?

Sefa Tarhan: İbrahim’le Muzaffer’le birlikte tanıştık. Bu tanışma, yukarda da dediğim gibi siyasal gelişmeler içinde kendiliğinde gelişen bir tanışma oldu. Tam nasıl tanıştık şuan hatırlamıyorum. Ama tanışma politik etkendi. İbrahim’in üzerimizde emeği çok büyüktür. Yani İbrahim’in emeği çok büyüktü o sürecin gelişmesine. 68 de öğrenci hareketi başlayınca bizde hareketin içinde yerimizi aldık. Üniversite işgalinden sonra Muzaffer’le İbrahim profesyonel devrimciliğe yelken açtılar diyebilirim.

Ben, öğrenci kimliğimi koruyarak devam ettim. Kaypakkaya profesyonel çalışmalarından dolayı artık okula doğru dürüst gelemiyordu. Ve bundan dolayı Fikir Kulübündeki yöneticiliğini bana verdi. Çünkü bu tarihlerde okulda sağ-sol gruplar arasında kavgalar, sataşmalar, laflı tacizler de baş gösteremeye başladı. Sağ gruplar polis desteğiyle solcu öğrencilere saldırıyorlardı. Bunlar devam ederken, 68 Baharında Üniversite işgallerine ve politik mücadeleye Muzaffer’le birlikte katıldık. İbo ismi okulda yayılmıştı, kendisinden söz ettiriyordu. Tanıyan ve tanımayan herkes İbo’yu duymuştu okulda. İbo’yla böyle bir kaosun içinde tanıştık.

Muzaffer’le kopuşunuz ne zaman ve neden oldu?

Sefa Tarhan: Muzaffer, profesyonel devrimci mücadelenin içine girmişti. Bu mücadelenin vermiş olduğu sorumluluklardan dolayı doğalığından ilişkimiz kopmuş oldu. Muzaffer o günkü fraksiyon oluşumunda tam olarak neyi savunuyordu bilmiyordum. Yani ben okulda öğrenciydim, Muzaffer dışarda devrimciydi ve kendisini göremiyordum. Diğer bir etkende, TİP ile Fikir Kulübü arasında da çelişki vardı. Var olan bu çelişkide ilişkilerimizin bitmesine etki olmuştur o koşuların getirdiğin siyasal atmosferden dolayı.

Bu dönemde Dev Genç içinde farklı görüşler oluşmaya başladı. Türk Solu ve Aydınlık dergisi etrafında kümeler oluşmaya başladı. Bu değişik fikirlerin oluşmasıyla Muzaffer’le farklı fraksiyonda yer aldık. Aramızdaki politik ve siyasi görüşlerin ilk ayrılığı burada oldu. Ama siyaset ve politika bizim arkadaşlığımıza ve dostluğumuza asla bizi ayırmaya etki olmadı ve gücüde yetmedi.

Muzaffer Aydınlıkçı oldu ben Dev Gençli oldum. Ben Dev Genç içerisinde hem öğrenciydim hem de politik çalışmalarıma devam ediyordum. Bu mücadele daha çok okul içindeki karşıt gruplara karışı verdiğimiz mücadeleydi. Sağ-Sol çatışmaları devam ederken, okulda yaşanan çatışmalarda ölüm ve yaralamalar oldu. Bu ölüm ve yaralamalarla sonuçlanan çatışmalarda polis faili olarak hep devrimcileri gösteriyordu. Hiç ilgimiz olmayan olaylardan dolayı aranmaya başlamıştık. Polisin iftirası sayesinde illegale düştük zorunlu olarak ve burada zorunlu olarak tamamen okuldan da kopuşumuz oldu.

TKP(ML) kuruluşunu deklare etiğinde nasıl bir tepki ve etki yaratı sizde ve Muzaffer’in bu hareketin içinde ve kurucu kadrosu olduğunu nasıl öğrendiniz?

Sefa Tarhan: TKP((ML) kuruluşunu ilan etiğinde İbo ve Muzafferin kurduğu bir hareket olduğunu hemen öğrendik. Ama Muzaffer nerededir ne yapıyor bunu bilmiyorduk.

Vartinik baskını ve sonrasında çocukluk arkadaşın Muzaffer Oruçoğlu yakalandığı haberini alınca nasıl bir duyguya kapıldın?

Sefa Tarhan: Şimdi gel de bunu ifade et edebiliyorsan? Şuan yine gözlerim dolu dolu oluyor ve o süreçteki yaşadığım duygu hala aynı duygu o anları konuştuğumuzda yine yaşıyorum. Muzaffer geçmeden önce İbrahim Kaypakkaya için düşüncelerimi ve duygularım söylemek istiyorum. İbrahim Kaypakkaya yakalandığını ve daha sonra işkencede katledildiğini duyunca perişan olmuştum. Günlerce kimseyle sohbet edemedim. İbrahim, okulu bırakıp gitmişti ama büyük bir devrimci ve yoldaşlık mirası arkasında bırakmıştı. Belki kendisi bunun farkında değildi ama gerçekliği böyleydi. Kaypakkaya’nın kaybı devrim ve devrimciler için çok büyüktü.

Vartinik baskınında Muzafferin yakalanmadığını haberi geldiğinde ise bu hareketi Muzaffer toparlar duygusuyla da biraz rahatladım. Daha sonra Muzaffer de yakalandı. Muzafferi de öldürecekler düşününce hıçkıra hıçkıra ağlamıştım. Sürekli bu düşünceyle yüreğim düğüm düğüm oluyordu. Yani kısacası o anki duyguları kelimelere dökmek çok zor. Şuanda ifade edemiyorum. Daha sonra bende yakalandım ve 1974 yılında Selimiye cezaevin de tekrar buluştuk. Cezaevinde 7 ay birlikte kaldık. Burada da tarihe yeni ve kalıcı anılar bıraktık belleğimizde. Bu 7 aylık birliktelikten sonra artık hiç görüşemedik.

45 sene uzun bir aradan sonra neydi seni Selanik de Muzaffer ile buluşturan?

Sefa Tarhan: Muzaffer’le bazen yazışıyorduk. Nasıl duydum Selanik’te resim sergisi var hemen çıktım geldim. Muzaffer ile bizim dostluğum politik ve siyaset üstü bir arkadaşlık, yoldaşlık duygusuyla mayalanmış bir şeydir.

Yıllar sonra kendisine sarıldım. Önce ağladım, gözyaşlarımla yanağını ıslattım. Bir birimize dakikalarca baktık durduk. Sonra tekrar sıkı sıkıya birbirimize sarıldık. Kendisini çok iyi gördüm. Yaşam tarzı hiç değişmemiş. Disiplinli, üretken ve boş zaman harcamıyor. Yani o yaşamdaki disiplini hiç terk etmemiş.

Muzaffer bütün arkadaşlarında ve çevresinde iyi ve olumlu bir iz bırakmıştı. Siyasal görüşlerine katılmayan arkadaşları ile bazen bir araya gelir Muzaffer’i anlatır anılarını konuşuruz. Çok paylaşımcılığı, olağanüstün sakinliği, dinginliği beni ve çevresini hep etkilemiştir.

Muzaffer, paylaşımcı ve disiplinli biriydi diyorsunuz bunu biraz açar mısın?

Sefa Tarhan: Paylaşmayı, bölüşmeyi seven bir insandır. Öğrencilik yıllarımızda her an yanında harcayabileceği parası olurdu. Ekonomik durumu da iyiydi. Ama Muzaffer hiç para harcamazdı. Çünkü kahvehaneye, birahaneye, meyhane gibi gençlerin para harcadığı yerleri sevmezdi, bu gibi yerlere gitmezdi. Ben ve benim gibi arkadaşlarımız parasız kaldığımız zaman ona gider mutlaka sinema, konser, meyhane ve kahve parası sızdırır keyfimize bakardık, sonra bu yaşadıklarımızı Muzaffer’e ballandıra ballandıra anlatırdık. Oda dinler tebessümle gülerdi. Ama ne yaptıksa Muzaffer’i alışılmış yaşam çizgisinden uzaklaştıramadık. Yani, onu hiç yolundan çıkaramadık.

Renkli ve çok mütevazı bir kişiliği vardı. Öyle ki, 45-50 senedir Muzaffer’e dair anılar anlatıldığı zaman tüm arkadaşlarımızı gülümseten, insan dudağında tebessümler oluşturan muhteşem güzel anıları vardır.

Yukarda anlattığın paylaşımcı, tebessümlü ve disiplinli bir Muzaffer’i görebildin mi, yoksa seni yanıltan bir Muzaffer’i mi gördün?

Sefa Tarhan: Muzaffer, “ben” kelimesi çok az kullanan, genellikle “biz” diyen bir insandı. 45 sene sonra Selanik’e, ona olan özlemimi dindirmek için geldim. Gözyaşımın onun yanakları ıslattığında biraz dindiğini hissettim. Geçen bunca yıl sonra onu hiç değiştirmediğini gördüm. Mütevazi, tebessümlü, umutlu, paylaşımcı, çalışkan, hiç boşa zaman harcamayan bir Muzo yine karşımdaydı. Sevindim, gurur duydum. Ama yine de ona “senden hiç fark olmayan beni hayat bir hayli değiştirdi, koçum, Allah aşkına sen ne zaman değişeceksin” diye takılmadan edemedim.

Hiç unutamayacağın çocukluk döneminize ait anınızı bizimle paylaşır mısınız?

Sefa Tarhan: Evet, hiç unutmadığımız ve her aklımıza geldiğinde kahkaha dolusu güldüğümüz anı şu: Lisedeyiz, Muzo (ismini burada veremeyeceğim) bir kıza fena aşık oldu. Benimle paylaştı. Sonra bir mektup yazdı bana verdi, bende mektubu götürdüm kıza verdim. Daha sonra kız beni çağırdı, mektubu makasla dilim dilim parçalamış aynı zarfa koymuştu bana verdi dedi götür Muzo’ya ver. Bende aldım Muzo’ya verdim. Bir kaç arkadaş daha biliyorlardı. Ve sürekli Muzo’ya takılır gülerdik. Ondan sonra Muzo cesaret edip hiç bir kıza mektup vermedi.

Muzafferin en uyumsuz yanı neydi senin ve arkadaşlar arasında?

Sefa Tarhan: Biz Birahaneye, meyhaneye giderdik Muzo gelmezdi. Biz bu tür yerlere para harcardık Muzo kitap ve dergilere para harcardı. Kendisiyle yıllarca kader arkadaşlığım oldu bir gün benimle meyhaneye ve böyle yerlere gelip de bir bira içmedi. Uyumsuzluğu böyleydi.

Son olarak ne söylemek istersiniz?

Sefa Tarhan: Yıllarca aynı sınıfta, aynı sıralarda ders gördük. Zaman zaman benden daha yüksek notlar aldı, öğretmenlerimizden daha çok “aferin” aldı, hiçbir zaman kendini abartmadı. Mütevaziliğiyle daima arkadaşlar ve öğrenciler arasında bir örnekti.

Yakalandığında, ona benden daha çok işkence yapmışlardı. Ama Muzo benden daha çok genç görünüyor. Benden daha yakışıklı duruyor. Oysa çocukluğumuzda ve gençliğimizde ben onda daha çok yakışıklı ve karizmatik görünüyordum. Bu duygumu Muzo’ya da espri olarak söyledim, çok güldük.

Şimdi yine ayrılacağız. Bir kere daha Muzo’yla buluşacak mıyım işte bunu bilmiyorum / bilemiyorum.

Sadece size ve tüm devrimcilere şunu söylemek istiyorum; bu devrimci ve komünist filozofu yalnız bırakmayın.