CREATOR: gd-jpeg v1.0 (using IJG JPEG v62), quality = 75

İrfan Aktanİrfan Aktan

Osman Kavala’nın başına gelenlere bakıp Gezi Parkı’nda beraber gerçekleştirdiğimiz belki biraz komik, biraz çocuksu “eylemi” hatırladıkça aklıma Amanda’nın öyküsü geliyor. Kavala o gün o parktan geçmeseydi, belki de… “Belki de”si yok aslında…

2003 yılında, Diyarbakır’daki tanışıklığımızdan itibaren düzenli olarak buluşup sohbet ettiğimiz Osman Kavala, 2011 yılındaki bir buluşmamızda, çocuksu heyecanıyla getirip önüme bir çocuk kitabı koymuştu.

Anadolu Kültür’ün Kürtçe ve Türkçeye çevirip yayınladığı Thomas Halling’in yazıp Eva Eriksson’ın resimlediği kitap, küçük kız çocuğu Amanda’nın bir gününü, iki ihtimal üzerinden öyküleştiriyordu. “Gerçekleşmemiş şeylerin öyküsü” alt başlıklı kitabın bir yanı “şanslı” diğer bölümü de “şanssız” Amanda’yı anlatıyordu.

Mavi gökyüzünde güneş parlıyordu. Amanda’nın canı dışarı çıkmak istedi. Ne kadar da şanssızdı!

-Eğer dışarı çıkmasaydı evde çok eğlenecekti.

Evden çıkınca sola döndü. Ne kadar da şanssızdı!

-Sola dönmeseydi güzel bir balonu olacaktı.

Karşı kaldırıma geçti. Ne kadar da şanssızdı!

-Eğer karşı kaldırıma geçmeseydi çok sevimli bir köpekle karşılaşacaktı.

Parka girdi. Ne kadar da şanssızdı!

-Parka girmeseydi kralla kraliçeye el sallama fırsatını bulacaktı.

.

Kavala’nın başına gelenlere bakıp Gezi Parkı’nda beraber gerçekleştirdiğimiz belki biraz komik, biraz çocuksu “eylemi” hatırladıkça aklıma Amanda’nın öyküsü geliyor.

2013 yılının 29 Mayıs günüydü. Boğaziçi Üniversitesi’nin Karaköy binasında, Leyla Neyzi ve Haydar Darıcı’yla beraber, Özgürüm Ama Mecburiyet Var isimli kitapları üzerine yaptığımız paneli salonun orta sıralarından izliyordu Kavala. Çıkışta hangi tarafa gideceğimi sorunca, ağaçların sökülmeye başlandığı Gezi Parkı’nda birkaç arkadaşımın olduğunu, onlara uğrayacağımı söyledim.

Eğer aynı taksiye binmeseydik, Kavala doğrudan bürosuna gidecekti.

Taksiye binip Taksim’e çıktık. Kavala Gezi Parkı’nın içinden geçerek Elmadağ’daki binasına gidecekti. Parkta neredeyse kırk-elli genç vardı ve bu epey şaşırtıcı bir kalabalıktı! Kavala bürosuna gitmeye yönelirken, belli ki hayatında hiç kürek tutmamış birkaç genç, sökülen ağaçların olduğu bölgeye alelade “fidan” dikmeye başladı.

Gençler o fidanları dikmeye başlamasa, Kavala belki de doğrudan bürosuna gidecekti.

Ben de küreklerden birini kapıp küçük bir çukur kazdım. Kavala da ağaç dallarından birini alıp oraya yerleştirdi ve avuçlarıyla getirdiği toprağı çukura doldurdu. Pet şişeyle getirilen suyu da döküp, beyaz gömleğine aldırış etmeden çamuru ağaç dalının etrafına iyice yaydı.

Kavala o gün o parktan geçmeseydi, belki de…

“Belki de”si yok aslında.

Gezi Parkı bürosunun hemen ötesindeydi. Oranın tarumar edilmemesini istemek onun hakkıydı. Sonrasında hem parkın hem de o parka doluşan sayısız insanın başına bir şey gelmemesini istemek onun hakkıydı.

Osman Kavala, Gezi Parkı’na sahip çıkan, bu sürecin barışçıl bir biçimde sonlanması için çabalayan sayısız insandan sadece bir tanesiydi. Herkes kadar sıradandı. Eline taş değil, toprak aldı. Ama iktidar Gezi’nin “suçunu” yüklemek için sıradışı bir senaryo ve karakter yaratmak zorundaydı. Aradan geçen yıllarda devletin belli odakları bu senaryoyu Fethullahçılardan devralıp Kavala’yı da baş role yerleştirmeye yöneldi.

Oysa Kavala, tıpkı Amanda gibi, o parkın içinden geçen herhangi biriydi.

————————————————

Gezi davası kapsamında Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan Osman Kavala, mahpusluğunun ikinci yılını doldurdu. İkinci yıl vesilesiyle yazdığı mektupta Kavala, somut deliller olmadan suçlandığını ifade ederek “Bu iddianame adalete hizmet işlevini yerine getirmekten uzak; Gezi Protestolarına katılanları itibarsızlaştırmaya ve benim tutukluluğumu devam ettirmeye yarıyor” diye yazdı.

‘Karşı komşum’ olarak bahsettiği Eren Erdem’in tahliyesine çok sevindiğini belirten Kavala, “Eşimin, ailemin ve tüm dostların desteğiyle bu eziyet dönemini en az hasarla geçirmeye gayret ediyorum” ifadelerini kullandı.

Kavala ve onun gibi binlerce insan, sırf görüşleri iktidara hizmet etmediği için dört duvar arasında.

Yukarıdaki yazı Kavala’nın doğumgünü olan 2 Ekim günü kendisine verilmek üzere hazırlanan ve 300’den fazla ismin yazı, resim, fotoğraf yahut kolajlarla katkıda bulunduğu armağan kitap için yazılmıştı. Kavala’nın mahpusluğunun ikinci yıldönümü vesilesiyle, onu unutmadığımızın bilinmesi amacıyla paylaşma ihtiyacı duydum.    (gazeteduvar)