Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yakın çekim

Fetih Koç

12 bin yıllık bir doğa harikasının yok oluşuna tanıklık etmek çok acı verici olmalı bir toplum için.
Siyasi iktidar kendi çıkarı için ne yazık ki kaptalizmin işleyişi ve kar nedeniyle doğaya akıl almaz zararlar vermeye devam ediyor. Kapitalizm öncesi medeniyetlerin hiçbiri doğanın dengesini böylesine bozacak, iklim vb. Değişikliğine sebebiyet verecek nitelikte dönüşümler gerçekleştirmemişti.

Bir avuç güç. Bu gücün farkına varıp, önlenememesi halinde, dünyamızı nereye götürebileceğini görüp dehşete kapılmamak elde değil. İçinde yaşadığımız dünyada karşılaşılan tüm ekolojik yıkımlara, doğa katliamlarına, krizlere neden olan ve olabildiğince kısa zamanda durdurulması gereken güç, kapitalizm. Kapitalizm yıkılmadıkça bu doğa katliamları önlemek mükün değil.

Image result for Dipsiz Göl’
Gölün altında Roma döneminden kalma bir define olduğu ve devletin yasal izniyle yapılan kazıyla göl kurutuldu.

Gümüşhane’deki Dipsiz Göl’de ‘define’ söylentisi üzerine yasal izinle başlatılan kazıda herhangi bir bulguya ulaşılamadı. Oysa, bulguda, bulutu da gölün kendisiydi. Gölü yok etmekle o bölgenin doğal dengesini bozarak ordaki toprak üzerindeki bütün zenginlik yok edildi.

Toros Dağları’nın kuzey yamaçlarında 1702 metre rakımda bulunan Dipsiz Göl, sızıntılarla beslendiği için masmavi suyu ile her mevsim aynı seviyede, aynı berraklıkta doğaya hayat veriyordu.

Yöre  halkı Dipsiz Göl’ün mitolojik hikayesini şöyle anlatıyor:
“Çok eski zamanlarda Dipsiz Göl dedikleri bir göl varmış. Gölün içinde Dipsiz Göl halkı yaşarmış. Bildiğiniz göl halkı işte; kimisi su içindeki akıntılarla sürüklenir, kimisi dip ve kıyıdaki kayalıkların, sert zeminlerin üzerine yapışarak yerleşik bir yaşam sürer, bir kısmı da dip çamurunda açtıkları oyukların içinde yaşarmış. Mevsimler, mevsimleri takip eder, durgun sular yerini çalkantılı sulara bırakır ve göl halkı her seferinde yeniden doğarmış. Yaz ayları durgun zamanlardır; gölde yaşayanlar, sabit sıcaklığa bağlı olarak su içinde oluşan tabakaların arasında kalarak yaşıyorlarmış…“
Yani, devlet bir ‘define‘ uğrun, sadece Dipsiz Göl’ü katlet etmedi. Dipsiz Göl’e birlikte yaşam bulan tarihini, mitolojik öyküsünü, içindeki canlıları ve etrafındakilerini birlikte topluca katletmiştir.

Image result for Dipsiz Göl’

Bugünü ve geleceği elimizden alan, yıkan yok eden bir sistem, yani gerici bir sistem var. Tarih bize, toplumların çok uzun zamandan beri çevreyle savaş halinde olduğunu, doğaya, kapağı açılarak içine atıkların boşaltılabileceği bir bulaşık çukuru muamelesi yaptıklarını öğretir. Doğanın böyle tek taraflı sömürüsü, en sonunda bütün uygarlıkların çöküşünü yaratmıştır. Sümerler bu örneklerden biridir. Fakat yine de, son birkaç yüzyıla gelinceye kadar insan toplumunun global çevreyle olan ilişkisi öylesine küçük ölçekli olmuştur ki, onun etkileri pekala ihmal edilebilir bir düzeyde kalmıştır.

Devletin, veya kapitalist sermayenin yaptığı bu Dipsiz Göl katliamı bir ilk olmadığı gibi bir sürprüz de değil elbette.
Munzur nehirin üzerinde yapılan barajlar, Hasan keyf  tarihini sulara gömülmesi, Yeşil yol projesi, Bergama, Fırtına vadisi, Kaz dağları, HES’ler, Nükler santrallar vb. yüzlercesini burda sıralayacağımız yer ve bölge isimleri mevcuttur. Türkiye tam bir doğa ve tarihi katletme ve yok etme ülkesine dönüşmüş.

Küresel ısınma, sera gazının sallanımı, kutup ayılarının çaresiz görüntüleri, kuşların toplu ölümleri, maden aramaları, deprem beklentileri, Kyoto sözleşmesi, kıyamet takvimi, nükler enerji… Dünyanın yaklaşık son 20 yıla yakın üzerinde durduğu ve son yıllarda Türkiyede de sivil toplum kurumları ile medya vasıtasıyla sıkça duyduğumuz bu haberler doğamızın dengesinin kayıbıyla yaşam alanlarımızın sonu tarif ediliyor. Egemen sınıflar, sanayi devrimi ile güç kazanan ve açgözlü aanlayışlarıyla telafi edilmesi güç, hatta bazı yönlerden telafi edemiyeceğimiz enkazlar, ölümlere yol açtı ve açmaya devam ediyor. Dünyamızı yaşanmaz hale getiren, özelikle son yıllarda şahit olduğumuz doğa, tarih ve kültür katliamları, tarihte bereketli topraklar olarak adlandırılan bu coğrafyayı katletmeye, öldürmeye devam ediyorlar. Türkiye Kuzey Kürdistanda doğa katliamları dur durak bilmiyor.

Kapitalizm kavramının tartışılmaya başlamasından bugüne geçen süreç değerlendirildiğinde önce emeğin sömürüsüne, geç algılanmakla beraber, buna koşut ve kaçınılmaz bir sorun olarak doğanın sömürüsüne şahit olunmuştur, olmaya da devam ediyoruz. İnsan emeği metalaştırılırken, giderek ivmesi artan üretim süreçlerinde girdi olarak kullanılan hammaddeler nedeniyle doğanın da bir meta gibi görülmesi gündeme gelmiştir. Kapitalizmin neoliberal döneminde ise, birikim krizine yanıt olarak, yaşamın birçok alanında olduğu gibi, emeğin bu zamana kadar görece piyasa dışında kalabilmiş yeniden üretim alanları metalaştırılırken, doğanın da birçok unsuru giderek artan biçimde kapitalizmin metalaştırma saldırılarına maruz kalmıştır.
Image result for Dipsiz Göl’
Vahşi kapitalizmin dünyada ve ülkemizin her yanında sürdürdüğü çevreye yönelik saldırılar karşısında ortaya çıkan “yaşamı savunan” toplumsal direnişler bu anlamdaki gelişmeleri örgütlü bir duruma getirmek önem arzeder. Türkiye Kuzey Kürdistan‘ı karış karış dolaşıp bu direnişlerin yanında saf tutan, bilgisini, bilimsel araştırma sonuçlarını toplumla paylaşıp toplumu bilgilendirme, yeri geldiğinde onunla el ele tutuşup eylem yapan bilinçli örgütlü bir topluma dönüştürmeliyiz.
Bu bilinçli örgütlü umudun diri kalması, giderek güçlenmesi ve mücadelelerin olumlu çıktılarla sonuçlanması için doğanın bir parçası olduğumuza, doğaya hükmederek sağlıklı yaşayamayacağımıza inanan bir dünya yaratmalıyız.
Sonuç olarak Dipsiz Gölün yok edilmesi tamamen iflas eden devlet ve hükümetin ekonomi krizi ile sermayenin kar hırsıdır. Dolayısıyla Apollinaris Lejyonu’nun oraya hazine gömdüğünü sorgulamayan, araştırmayan, tarihi incelemeyen bir devlet ve bu devleti yöneten gerici hükümet var. Ki, Dipsiz Gölün altında gerçekten de bir hazine olsada, hazine uğruna bu göl yok edilemez. Bir hazine uğruna doğa  katliamı yapılamaz.

Barbar kapitalizm sermayenin büyümesi sağlamak için her alanda yıkım ve tahribat yaratarak varlığını sürdürmektededir. Dünyanın her yerinde insanlık sermayenin yaratmış olduğu bu yıkımdan çok fazlasıyla nasibini almış durumdadır. Insanlığın önünde iki seçenek duruyor; ya kapitalizm kendi yaşamı için insanlığı yok edecek yada insanlık bu kapitalist düzene karşı mücadele ederek yıkıp doğayla barışık sınıfsız bir toplum oluşturarak hem kendi geleceğini hemde doğayı kurtarmış olacak.

Dipsiz Göl de ortaya çıkan devletin dibidir!