AYKAN SEVER
AYKAN  SEVER

Dünyanın genelinde sürmekte olan dönüşümün her geçen gün biraz daha karmaşıklaştığı ve yeni düğümlerin atıldığı bir sürece şahit oluyoruz. Bu hafta ABD Başkanı Trump için de görece zorlu geçecek. Trump hakkındaki azil soruşturmasında bugün Adalet Komisyonu’nda oturumlar başlıyor. Trump ilk görüşmeye biraz homurdanarak katılmayacağını açıkladı. Sonrakilere ise açık kapı bıraktı. Adalet Komisyonu’nun çalışmalarını Noel öncesi tamamlayıp Temsilciler Meclisi’nde yapılacak oylamanın önünü açması bekleniyor.

Sonrası sıra Senato’da ve orası Trump’ın geleceğini belirleyecek. Senato’da Cumhuriyetçiler ağırlıkta. Fakat onların da verilecek desteğe karşılık bazı beklentileri olduğu gözüküyor. Genelde yalpalayan bir görüntü çizen Cumhuriyetçi Senatör Graham, Demokrat Van Hollen’ın da desteğini alarak bu kez, Dışişleri Bakanı Pompeo’ya bir mektup yazdı. TC’ye Rus S-400 savunma sistemini satın alması sebebiyle yaptırım uygulanması gerektiğini, yaptırımların uygulanmaması halinde bunun diğer ülkelere “korkunç bir mesaj” olacağını söyledi. Bu bir anlamda Trump’a geleneksel pozisyona dön, NATO’yu kurtaralım dileği diye okunabilir. Fakat daha önce de görüldüğü gibi Putin-Trump-Erdoğan ilişkisinin böyle bir geri adımı kaldırması bir hayli zor.

Nitekim bu çekişmenin devamı kuşkusuz dün başlayıp bugün sonuçlanması beklenen NATO zirvesinde olacak. Londra’daki müzakerelerin ağır gündemleri var. NATO harcamalarına ülkelerin katılım payı bu başlıklardan biri. ABD, NATO’nun merkez bütçesinin yüzde 22’sini karşılıyor. Geçtiğimiz hafta NATO’dan yapılan açıklamalara göre ise 2021 itibarıyla Amerika ve Almanya yüzde 16’lık payla eşitlenecekler. Bunun kısmen de olsa bu konuda epeydir sıkıntı çıkaran Trump’ı yatıştırması beklenebilir.

NATO’nun önündeki diğer bir sorun aslında bir tür duvara benzetebileceğimiz ve NATO’daki çökme ve dökülmelere işaret eden “beyin ölümü” tartışması. Bu sorunun bir boyutunu NATO’yla istişarede bulunmadan Trump’ın askerlerini Suriye’den çekme kararı oluşturuyor. Yine bununla bağlantılı ve daha ciddi bir gerilime sebep olacak olan TC’nin, NATO’nun Baltık bölgesi ve Polonya’nın “Rusya tehdidi”ne karşı geliştirdiği savunma planını, YPG’nin terör örgütü sayılması koşuluna bağlayarak veto etmesi oldu. TC’nin bu girişiminden istediğini alıp alamayacağı bilinmez fakat Rusya’nın bundan sonra hiç bir şey olmasa bile karşı cephede ciddi sorunlar yarattığı aşikar. NATO zirvesinde ara çözümler bulunması mümkün, fakat bu da eski pozisyonlarda kalındığı anlamına gelmez.

TC’nin Rus uçağını düşürerek gerçekleştirdiği NATO’yu Rusya ve Suriye’ye karşı harekete geçirme provokasyonu, Putin’in “istihbaratçı aklıyla” yönettiği bu sürecin sonunda, TC’yi Rusya’nın NATO içindeki manivelası olmaya kadar götürdü. Burada tabii bir emir-demir ilişkisi yok. Asıl problem TC’yi yönetenlerin emperyal güç olma ve Kürtlere dönük hırsları. Putin’se bu saldırgan zihniyeti kendi lehine yönlendirebilecek politik zekaya sahip ve değerlendiriyor.

NATO dağılır mı? Bu mümkün, sonuçta her kurum gibi onun da bir ömrü var. Uzun zamandır harç niyetine ülkeleri yapıştırmak için araya konulan “Demirperde karşıtlığı”nın yerinde yeller esiyor, kırlangıçlar yuva yapmış. Üye ülkelerin arası fazlasıyla limoni. Örneğin Yunanistan-TC. Ve duvarın altı kanlı yığınlarla dolu, NATO bu zemin taşıyamayacağı kadar ağır, çökmekte olan bir duvar. NATO’nun dağılması hemen değilse de mümkün ve ancak bu AB ordusunun yükselişiyle paralel gerçekleşebilecek bir süreç. Macron Fransa’sı bu konuda daha atak bir görünüm sergilerken henüz yeterince kendine güvenmeyen Merkel Almanya’sı ağırdan alıyor. Bu ne kadar sürer ya da olur mu bilinmez fakat daha ciddi bir mesele ile karşı karşıya kalabiliriz. Çünkü olası AB ordusunun bel kemiğini Almanya oluşturacak. Alman devlet aklının 1. ve 2. Dünya Savaşı yenilgilerini unuttuğuna dair ise bir emare yok…

Son dönemde memleketimizde “bir şey değişmez” duasının zihinsel konformizmine sığınarak kendini teselli edenlerin bolluğu göze çarpıyor. Değişim ağır bir biçimde de olsa oluyor. Fakat postmodern karakterli savaş zemininde 2+2=4 etmediği gibi denklemdeki bazı verileri de göremiyoruz. Tabii asıl mesele siyasetin bir matematik işlemi değil, değiştirme olanağı oluşu.

Bugün dünyanın birçok sokağında halklar kapitalizmin kendilerine yansıyan yüzlerine itiraz ediyor. Bunu Latin Amerika/Abya Yala örneğinde olduğu gibi doğru ve yerinde çabalarla hep birlikte yapmaya çalışanlar da var.

Fakat bu derin değişim-dönüşüm döneminde yoğunlaşan sorunlar sadece kapitalizmin yarattığı dünyaya ve insana dair derin tahribatlardan ibaret değil, kapitalizmden çok önce şekillenmiş meseleler de söz konusu.

Bunlardan biri doğa-insan çelişkisi temelinde ifadesini bulan, doğa safında tanımlanıp hakimiyet altına alınan KADIN. Bugün isyanlarda kadınların başı çekmesi elbette bir tesadüf değil tıpkı emperyal bir güç olmaya çalışan TC, Hindistan gibi ülkelerde kadına yapılan saldırının vardığı vahşetin boyutunun birer rastlantı olmaması gibi…    (yeniozgurpolitika)