HDP, AKP tarafından vekillerin önüne sürülen 2020 Bütçesine halka yeni vergiler yüklediğini ve toplumsal talepleri karşılamadığını belirterek muhalefet şerhi koydu

Halkların Demokratik Partisi (HDP), Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edilen 2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi’ne muhalefet şerhi düştü. Şerhte, ekonominin son 40 yılın en derin krizi yaşadığını, daraldığını, bütçe açığının, vergilerin, borçlanma, koşullu yükümlülüklerin, Merkez Bankası kaynaklarına el koyma gibi göstergelerin, krizin devletin mali krizine evirildiğini göstergesi olarak değerlendirildi.

 Faiz ödemeleri

Mezopotamya Ajansı’ndan Diren Yurtsever’in haberine göre Şerhte, bütçe açığının sadece bu yılın ilk 6 ayında 78,6 milyar TL olduğu kaydedilerek, “Bir yandan faiz ödemeleri, diğer yandan sermaye destekleri şeklindeki harcamalar ve şirket kurtarmaları için yapılan harcamalar arttı. İlk 6 aylık dönemde faiz ödemelerinin artış hızı yüzde 50,1 oldu” denildi.

 Krizin ana nedenleri 

Ekonomiyi krize sokan üç dinamik ise şu şekilde ifade edildi: “ Türkiye küresel sermaye hareketlerindeki büyük çaptaki dalgalanmaların, gidiş gelişlerin sonucunda belirli aralıklarla krize giriyor.  Çatışmasızlık sürecinin sona erdirilip Kürt sorununda savaş konseptine geri dönülmesi ve Suriye’deki savaşçı politikalar bütçe ve genel ekonomi üzerindeki etkileri aracılığıyla krizi tetikledi.  FETÖ-AKP ittifakının çöküşüne neden olan politik kriz ve OHAL uygulamaları sermaye çıkışlarına, ekonomiye olan güven yitimine ve yatırımların durmasına yol açtı.”

‘Ülke şantiyeye dönüştü’

AKP iktidarının kendine yakın “yandaş” sermaye gruplarını büyüttüğünün belirtildiği şerhte ülkenin şantiye haline dönüştürüldüğü şerhte belirtildi. Şerhte, “Ülkede yeni fabrikalar vs. kurulmazken tüm ülke şantiyeye dönüştürüldü. Yüzlerce milyar dolarlık enerji, köprü, havalimanı, oto yol gibi alt yapı ve şehir hastaneleri gibi projeler dış kredilerle yapılırken, bunlara Hazine garantileri verildi” denildi.

Ek vergiler

Şerhte, bütçenin işsizliği, yoksulluğu giderecek politikalar izlenmediği belirtilerek, vergi oranlarındaki artışa dikkati çekildi. 2020 bütçesinin gelirleri yönünden adaletsiz bir bütçe olduğunun belirtildiği şerhte, şöyle devam edildi: “Çünkü payları yüzde 66’yı bulan ÖTV, KDV gibi vergiler göreli olarak daha adaletsiz vergiler. Bu nedenle de bütçenin vergi yükünü ÖTV boyutuyla da emekçiler çekiyor. Enflasyon arttığında bu vergiler de arttığından, enflasyonun arttığı dönemlerde halkın üzerindeki yük daha da artıyor. Vergi gelirlerinin yaklaşık üçte birini oluşturan dolaysız vergilerin yükü de emekçilerin sırtında. Çünkü gelir vergisinin de en az üçte ikisi emekçiler tarafından ödeniyor. 2020 yılında halka yeni vergiler ve yeni yükler geliyor. Siyasal iktidar 785 milyar liralık vergi (yani bu yıldakinden 28 milyar lira daha fazla) toplamayı amaçlıyor.”

Kürt sorunu

Şerhte, ekonominin siyasal boyutuna da değinildi. Kürt sorunun çözümsüzlüğünün krizin siyasal boyutunu derinleştirdiği ifade edilen şerhte, çatışmasızlık sürecinin sona ermesiyle birlikte savunma harcamalarında ciddi orandaki artış meydana geldiği vurgulandı. Şerhte, “savaş” harcamalarında görünmeyen bir artışın yaşandığı belirtilerek, şöyle devam edildi: “İç ve dış güvenlik harcamalarına Merkezi Yönetim Bütçesinden ayrılan pay: 2017’de 64 milyar TL civarında iken, 2018’de bu tutar 84,5 milyar TL’yi aştı. Ayrıca görünmeyen güvenlik harcaması kalemlerinde ciddi artış söz konusu. Askeri harcamaların yaklaşık yüzde 10’unun karşılandığı bir denetim dışı kaynak olan Savunma Sanayii Destekleme Fonu’na motorlu taşıtlar vergisinden yüzde 18, veraset ve intikal vergisinden yüzde 25, gelir vergisinden yüzde 6 pay ayrılmaya başladı. Askeri harcamalar için ayrılan kaynak toplamda 249 milyar TL’ye, dolayısıyla da bütçenin yaklaşık yüzde 24’üne denk düşmektedir.”

Güvenlik harcamaları

Otoriterleşme sürecinin savunma ve güvenlik harcamalarında bütçeye ağır bir maliyet oluşturduğunun belirtildiği şerhte, İçişleri ve bağlı kurumların bütçelerindeki artış ile “polis devleti harcamalarının artması” olarak değerlendirildi.

‘Silah satanların medya kuruluşları var’

Savunma sanayisi alanında faaliyet gösteren şirketlerin yüzde 78’i Katmerciler, Kale ve Bayraktar gruplarının içinde olduğu “yandaş” şirketlerden oluştuğunun belirtildiği şerhte, özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın damadı Selçuk Bayraktar’ın projelerden ciddi pay aldığı belirtildi. Şerhte, Savunma Sanayisinde faaliyet gösteren şirketlerin aynı zamanda medya sahipliği de yaptığı belirtildi. Şerhte, “Afrin ve Kuzey Suriye’ye yönelik operasyonda söz konusu şirketler tarafından üretilen ve montajı yapılan silahlar kullanırken, eş zamanlı olarak medyadan bu silahların tanıtımı Afrin operasyonunda sık sık ‘yerli ve milli silah’ haberleri ile montajcı sektörün reklamını yapılmıştır.  Medyada ‘yeni İHA’lar göz açtırmıyor; SİHA’lar boş dönmüyor; kirpi önde gidiyor; Mehmetçik yeni silahlarla vurdu, Mehmetçiğin yeni silahı göz kamaştırıyor, milli ve yerli silahlar…’ ifadeleriyle haberler yapılmaktadır. Medyada savaş çığlıkları atanlar ile ‘güvenlik’, savunma sanayi’ ‘adı altında silah üretimi ve ticaretinden para kazananlar aynı kişilerdir. Bu açıdan medya-iktidar ve savaş ilişkisi önemli bir rant alanını oluşturmaktadır” değerlendirmeleri yapıldı.

‘SMO’nun maliyeti’

Şerhte, küçülme eğiliminde olan Türkiye ekonomisinin Suriye ve Irak’ta yayılmacı siyaset anlayışı, savaş ve rant ile kurtarılmaya çalışıldığına işaret edilerek, “Güvenli bölge” dayatması ile “İktidarın oluşturduğu yeni müteahhit çevreleri, Ortadoğu’da alt yapı ve üst yapı inşaatları biçiminde büyük çapta proje arayışı içinde” olduğu ifade edildi. Şerhte, Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye saldırılarında yer alan ve Türkiye tarafından finanse edilen Suriye Milli Ordusu’nun (SMO) maliyetinin de halkın sırtına yüklendiği kaydedildi. Şerhte, “Çetelerin kişi başı maliyeti ortalama 500 dolar, çetelerin genel maliyeti ise yaklaşık aylık 60 milyon dolar olduğu kaydedilmektedir” denildi.

‘Saray’ın israf düzeni’

Türkiye’deki ekonomik krizin derinleşmesine neden olan bir diğer unsurun ise “İsraf düzeni” olduğu belirtilen şerhte, Cumhurbaşkanlığı, belediyelerde yapılan israflara değinilerek, “AKP hükümeti döneminde ‘itibar’ adı altında gösteriş ve şatafattan geri durulmamıştır. Lüks zırhlı makam araçları, yazlık-kışlık saraylar, uçan saraylar, temsil ve tanıtma adı altında milyonlarca TL harcama yapılmaktadır. Bu harcamalar bütçeye önemli bir yük oluşturmakta ve açığı derinleştirmektedir. Saray halkın kaynaklarını israf ediyor. İsrafın merkezi milyarlarca liraya mal olan yaklaşık bin 250 odalı Cumhurbaşkanlığı Sarayı’dır. Cumhurbaşkanlığı’nın giderleri 2018 yılında bir önceki yıla göre yüzde 160 artış gösterdi. Kürt halkının iradesini gasp eden kayyumlar da israfın merkezi haline dönüşmüştür. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne 2016 yılında atanan kayyum Cumali Atilla, makam odasını saray gibi döşetmiştir. Bütçe kapsamında ‘Temsil Ve Tanıtma Giderleri’ için ön görülen miktar toplamda 267 milyon 706 bin TL olmuştur. En fazla miktar ise 92 milyon TL ile cumhurbaşkanlığınındır” ifadelerine yer verildi.

Görüşmeler kaçırıldı

Bütçe hakkının “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” ile birlikte tamamen rafa kaldırıldığının ifade edildiği şerhte, bütçenin halktan kaçırıldığının altı çizildi. Şerhte, devamla şunlar kaydedildi: “Siyaseti idareye indirgeyen sistem, bütçeyi de teknikleştirerek siyasetin devre dışı bırakıldığı bir teknokratik meseleye dönüştürmektedir. Bütçe hazırlanırken ne kadar ve nasıl vergi toplanacağı ve bunların hangi biçimlerde harcanacağı konusunda halka ya da onun örgütlerine danışılmadı. 2020 Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi’nin hazırlanmasında ve ardından Plan ve Bütçe Komisyonu’ndaki görüşmeleri sürecinde de toplumsal katılım dışlanmıştır. Halkın bütçesine halkın görüş ve taleplerinin yansıması sağlanmamış hatta engellenmiştir. Oysa bütçe sürecine toplumsal katılım sağlanmaksızın bütçe hakkının kullanımı mümkün olamaz. Öte yandan Plan ve Bütçe Komisyonu’ndaki bütçe görüşmelerinde Halkların Demokratik Partisi olarak tüm ısrarlarımıza rağmen görüşmelerin canlı yayınlanması talebimiz komisyonda çoğunluğu elinde bulunduran AKP-MHP tarafından kabul edilmemiştir. “Yeni sistemle birlikte bütçe hakkı Meclis’ten Saray’a kaçırıldığı” ve bütçenin “cinsiyete duyarlı” bir bütçe olmadığı eleştirilerine yer verildi. Şerhte, “AKP iktidarının sunduğu bütçede, kadınlar için yapılan harcamalar ayrı kalemlerde sıralanmadığından bütçeyi toplumsal cinsiyet yaklaşımıyla yorumlamak güçleşmektedir” denildi.

‘EYT’lilerin talepleri’

Emeklilikte Yaşa Takılanlar’ın (EYT) taleplerinin 2020 yılı bütçesinde yer bulmadığına vurgu yapılan şerhte, “2020 yılı bütçesinde saraylara, silahlara, füzelere, yandaş sermayeye kaynak bulan AKP iktidarı, milyonlarca emekçinin yıllar süren emeğinin karşılığını beklemesine ve bu yöndeki haklı taleplere umarsızca yaklaşmaktadır” ifadelerine yer verildi.

Gençlerin taleplerini karşılamıyor

Emekçilerin sömürüldüğünün, işsizlik sorunun giderilmeye dönük politikaların hayata geçirilmediğinin belirtildiği şerhte, gençlerin de geleceksizliğe mahkum edildiği belirtildi. Şerhte, “Gençler için AKP, işsizliğin yarattığı umutsuzlukla, yaşamın her alanına sirayet eden yokluk ve yoksulluk haliyle mücadele ettikleri bir yaşam anlamına gelmektedir. DİSK-AR’ın TÜİK verilerine dayanarak yaptığı araştırmalara göre, Türkiye’de 3 milyon 516 bin genç ne istihdamda ne de eğitimde yer almaktadır. TÜİK Ağustos 2019 verilerine göre, 15-24 yaş grubundaki genç nüfusta işsizlik oranı yüzde 27,4 seviyesinde gerçekleşmiştir. Bu oranın Cumhuriyet tarihi bakımından rekor bir nitelik arz etmektedir. Ülkede hangi kente gidilirse gidilsin, metropollerden Anadolu kentlerine, Kürt illerine kadar her yerde kahvelerde oturan işsiz, sokaklarda madde bağımlılığına itilen ve hayal ettiği yaşamdan uzak kalan genç nüfusla karşılaşılmaktadır. Kaynakların aktarılması gereken yer gençler, öğrenciler ve toplumun dar gelirli kesimleridir. Oysa hükümet yetkililerinin açıkladığı gibi bu kalemler kamu-özel ortaklığıyla yapılan yol ve köprü geçişlerine verilen hazine garantileri gibi alanlarda kullanılmakta ve sermayeye aktarılmaktadır” denildi.

Bütçede doğa talanı

2020 bütçesinin doğanın talanına çanak tuttuğu ifade edilen şerhte, “AKP, iktidarının ranta ve büyümeye dayalı momentumunu yitirmeyi istememekte ve bu uğurda plansız, keyfi, adaletsiz ve sorumluluk içermeyen bir bütçeleme ile karşımıza çıkmaktadır. Bu keyfiyet ve sorumsuz tavır ekoloji hususunda da kendini göstermektedir. Doğal kaynakların, AKP iktidarını pekiştirecek olan ekonomik büyümeye ve sermayeye ‘kaynak’ olarak görüldüğü bir dönemden geçmekteyiz. Kamunun elini enerji üretiminden çekmesi, var olan santrallerin ise özelleştirilmesiyle birlikte enerji sektörü denetlenmeyen, kamu yararı ilkesini gözetmeyen bir yatırım sahasına dönüşmüştür” görüşüne yer verildi.

Anadil vurgusu

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ve Sağlık Bakanlığı sisteminin de eleştirildiği şerhte, anadil vurgusu yapıldı. Anadili Türkçe olmayan başta Kürtler olmak üzere yurttaşların sağlık hizmetinden yararlanmakta güçlük çektiği belirtildi. Şerhte, anadilde eğitim hakkının sağlanmaması da eleştirildi.

Bütçede kadın yok

Bütçede eşitsizliği ve cinsiyetçiliği yeniden üretildiğine dikkati çekilen şerhte, bütçede “kadının” olmadığı belirtildi.  Şerhte, “Kadınlara ve LGBT+’lara bütçede eşit pay ayrılmamıştır; eşitsizlik ve ayrımcılık geçtiğimiz yıllardaki bütçelerdeki gibi, bu yıl da varlığını devam ettirmiştir” denildi.

Üçüncü yol vurgusu

Şerhte, HDP’nin radikal demokrasi fikrini Türkiye halklarının özgür yaşamı için üçüncü bir yol haline getirdiklerine vurgulayarak, “Gerek dışarıdaki gelişmeleri doğru okuma gerekse de içerideki sorunların çözümü hususunda demokrasi, hukuk ve özgürlük değerleri etrafındaki arayışların adı Üçüncü Yoldur. Bu yönüyle, zamanın ruhunu okuyan bir anlayış olarak Üçüncü Yol, Türkiye halklarının değişim dönüşüm çağrısına cevaptır. Bu cevap planlı ve kapsamlı sac ayaklarına sahiptir” kaydedildi.